25 Nisan 2018 Çarşamba

Resital



Gülsin Onay konserine gitmiştim. Ünlü piyanistimiz. Kendisi de iyi, hoş bir insan.

Konserden sonra, kendisi çıkışta tebrikleri kabul ediyordu, herkes sırada bekliyor elini sıkıyor. Kendisini tanıyanlar da sohbet ediyor.

Ben de bir şekilde mecburen sıraya girmiş oldum, kalabalıkta sürüklendim, piyanistin önüne geldim, kutlarım, ne güzel çalıyorsunuz, dedim, başka ne denir ki zaten bu durumlarda.

Teşekkür etti o da, ben de tam önünden ayrılırken, bir dahaki konserinizde Rachmaninov çalsanıza dedim, o zaman o konserinize de gelirim, sırıtarak konuşmuştum.

Söylediğim an kendimden utandım, pot kırmıştım aslında, Gülsin Onay, gülümsedi sadece zarifçe ve olsun Mozart, Chopin, Beethoven da güzel dedi. Gülümseyince ben de yine muzipçe ve utanarak;

Eh madem o konserinize gelmem ben de, dedim. O da güldü ben de güldüm. Komiklik yaptığımı anlamıştı, ukalalık olarak düşünmedi neyse ki.

24 Nisan 2018 Salı

Puding



Öğrenciyken bizim evde ders çalışmak için toplanmıştık. Ders ama biz sohbete daldık tabii.

Beş kişiydik. Akşam. Biz gündüzden bir arkadaşla bir plan yapmıştık. Puding yapacaktık, içine de toz müshil ilacı koyacaktık. Diğer üç kız yiyecekti, biz de gülecektik.

Yaptık pudingi, koyduk tozu. Altı kase çıkmıştı. İkisine koymadık. Hepsini dolaba koyduk, ikisini ayrı koymuştuk.

Akşam ders çalıştık, eğlendik ama pudingleri unuttuk, yattık. Annem babam da evdeydi. Sabah uyandık, tuvaletin başına geldik. Babam çıkmıyor hiç tuvaletten.

Meğerse gece üçte uyanmış, bir tabak yemiş, çok sevmiş, bir tabak daha yemiş. Sabah da tuvaletten çıktığında, midem bozulmuş, kusura bakmayın çocuklar diyordu.

Biz de o arkadaşla hiç bozuntuya vermedik.

23 Nisan 2018 Pazartesi

Kasap ve Gece Nöbeti



Kasap

Shelley Coriell

Martı Yayınları

Gerilim, seri katil sevenler için ideal roman.

Kasap adı verilen bir seri katil. Kurbanlarını çok sayıda bıçak darbesiyle öldürüyor. Kurbanlarından birini elinden kaçırıyor. Kurban isim değiştirip saklanıyor. Katil ise ona ulaşana dek başkalarını da kesip biçiyor. Ölenler hep genç kızlar. Bir polis de kurbanla ilişki kurup kasabı bulmaya çalışıyor. Kurban ise ortalarda yok.

Kurgu iyi, katil çok gizemli, hiçbir şekilde katili tahmin etme olasılığı yok, romanın sonuna dek cinayetler sürüyor. Çok da heyecanlı bir sonla bitiyor.

Suç, takip, soru işaretleri sevenler için kaçırılmaz kitap.

Not:3/4



Gece Nöbeti

Tess Gerritsen

Martı Yayınları

Tess Gerritsen, gerilimin kraliçesi, Tami Hoag ve Patricia Cornwell gibi. Gece Nöbeti de, Çırak, Cerrah, Rizzoli ve Isles serileri gibi sıkı gerilim. Bir tıbbi gerilim. Bir hastanede ve bir huzurevinde garip hastalıklar ve ölümler gerçekleşmektedir. Nedeni belli değildir. Toby Harper adlı bir kadın doktor da bu gizemi çözmeye çalışır. Ancak ortada hiçbir ipucu yoktur ve hiç kimse de doktora inanmamaktadır. Polis de inanmaz ve olayı kendi çözmeye çalışır. Heyecanlı, sürükleyici, sonuna kadar ölümler ve heyecan. Gerritsen’in iyi romanlarından. Not:3/4

22 Nisan 2018 Pazar

Film Seçkisi 7



Görümce

Gupse Özay, 2016

Gupse Özay, görümce rolünde çok komik. Erkek kardeşini kıskanan bir abla onu kız arkadaşlarından hep ayırır, kardeşi bir kıza aşık olup evlenmek isteyince onu ayırmak için elinden geleni yapar. Gülmek için iyi. Not:3/4

Komşum Bir Ajan

Keeping Up with the Joneses, 2016, A.B.D.

Sıradan bir aile, sıradan bir ev. Yan tarafa bir aile taşınır, adam yakışıklı, kadın güzel, ikisi de havalı. Ancak yeni çift biraz gizemlidir, çünkü onlar casustur. Bizim sıradan aile de onlarla birlikte casusluğa başlar. Hafif komedi. Not:3/4

Son Aşk

Mr. Morgan’s Last Love, 2013, Almanya

Yaşlı bir amca, Paris’te yalnız yaşar. Karısı ölmüştür. Amca, çok genç ve dans öğretmeni olan bir kızla tanışır. İyi arkadaş olurlar. Amcanın çocukları bu kızdan hoşlanmazlar. İnce ve duyarlı bir film. Güzel bir sevgi öyküsü. Tadına doyum olmuyor. Not:3/4

Karışık Aile

Blended, 2014, A.B.D.

Adam Sandler filmleri her zaman Amerikan tarzı komedi oluyor. Bu filmde, Sandler, kızları olan bir bekar baba. Drew Barrymore da oğulları olan bekar bir anne. Bir tatil yöresinde yan yana tatil yapan iki ailenin çocuklarının ve iki yetişkinin aralarındaki ilişki eğlendirici. Not: 3/4

Mezuniyet

Graduation

Cristian Mungiu, Romanya, 2016

Genç bir kız, üniversite için yurtdışına gidecektir. Babası ile planlamışlardır her şeyi yıllardır. Ancak kız tam o günlerde saldırıya uğrar. Baba ve kız, gelecek için yeni kararlar vermek durumundadır. İnce, önemli film. Kaçmaz. Not:3/4

21 Nisan 2018 Cumartesi

Aforizmalar 3



İnsanın bir sıkıntısının olmaması çok sıkıcı.

Bir şarkı bana çok iyi gelmişti, hatırlayabilirsem yine iyi olacağım.

Maçka Parkındayım hiçbir şeyin farkında değilim, Gülhane Parkına gideyim belki farkında olurum.

Falımda yüreğim kabarmış, şiir yazayım bari.

Bak hayat, seninle aramızda çok anı var, üzme beni.

Hayatı a kışına da bıraksan a yazına da hep aynı hayat işte.

Tavuk döner et döner bir de sen dönsen.

Seni Allaha havale ediyorum, havale ücreti senden.

Kimseden çekmedim senden çektiğim kadar sevgili bankamatik.

Üç harfliler gelince, aşk yani, korkuyorum, hemen felak nasa bağlıyorum.

Aşk ve sanat, dünyanın kötülüklerine karşı en iyi iki kalkan.

Büyük sözler büyük vaatler hep sahte sevgilerde kullanılıyor.

20 Nisan 2018 Cuma

Hesse ve Sine



Çarklar Arasında

Can Yayınları

Yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından Hermann Hesse. Şair ve ressam da olan Hesse asıl olarak romanlarıyla tanınıyor. Romanlarında psikanaliz ve uzak doğu felsefeleri konularını da işleyen yazarın bütün romanları önemli ve iyi. Genelde insanı anlatıyor, arayışını, gelişimini, toplumla çatışmasını. Bu romanında da ana konu eğitim. Ailesinin istediği yönde eğitim alan bir çocuğun, aile, okul ve kendi istekleri arasında verdiği savaşı konu alıyor. Türlü baskılar karşısında ne yapacağını şaşıran ve ezilen bir çocuğun hikayesi. Herkesin, anne babaların, eğitimcilerin okuması gereken romanlardan. Hesse’in kendine özgü gizemli, büyülü dili bu romanda da var. Not:4/4




Baştankara

Sine Ergün

Can Yayınları

Öykücülüğümüzün ustalarından yazarımızın bu şimdilik üçüncü öykü kitabı. İlk iki kitabı, Bazen Hayat ve Burası Tekin Değil, çeşitli ödüller almıştı, Haldun Taner ve Sait Faik öykü ödüllerini. Bu kitabı da Avrupa Birliği ödülünü aldı. Yazarın çok kendine özgü bir tarzı ve dili var. Öyküleri çok kısa. Bazen yarım sayfa, bazen bir sayfa, bazen de iki üç sayfa olabiliyor. Çok sade bir dili var, tamamen süssüz. Genelde, sıradan insanlık hallerini anlatıyor. Önemsizmiş gibi duran insanlık hallerini. Ancak, her bir kısa öyküsü, genelde belirgin bir başı ve sonu olmasa da, aynen gündelik yaşamdaki gibi yani, sanki bir roman yoğunluğunda. Ayrıca, bir yazım tarzı da var. Öyküdeki konuşmaları, paragraf ve cümle içinde virgülden sonra büyük harfle başlayarak yazıyor. Bu kitabındaki öyküler, diğer iki kitabına oranla daha yoğun. Kaçırılmaz yazarlarımızdan o. Not:4/4

19 Nisan 2018 Perşembe

Bloglardan Seçmeler



Sibella

Aramıza katılan en yeni arkadaşlarımızdan veee pasta ve kitap seviyor. Yazıları da yorumları da arkadaşlığı da çok şirin.




Mor Midye

Eski olmasına rağmen şimdilerde daha aktif olan ve bol bol kitap okuyup yazan arkadaşımız. İsmi de ne güzel ama değil mi?




Özden Ak

Bizi bol kitapla buluşturan, serileri, listeleri yazan kitap blogu arkadaşımız, eski ama yeni keşfettim.




Müfred

İlginç bilgileri, anekdotları, hikayeleri ile arkadaşımız aramıza döndüüüü.




Çağdaş İpek

Aramıza yeni katılan liseli arkadaşımız şimdilik, okul, insan ve yazmak üzerine yazdıııı.




Aysan

İlginç, değişik, öykümsü, denememsi, günlüğümsü özgün yazılarıyla güzel bir blogu olan arkadaşımız.




Nidal Genç

Kitap, kültür sanat, dizi yazılarıyla aramızda olan yeni arkadaşımıız.




Mesed Hanım

Yeni farkettiğim arkadaşlarımızdan ve saptadığım iki blogu var ve ikisi de iyi. Sanat, edebiyat ağırlıklı ve kendine özgü bir dünyası var.







İman Power

Tatlı, şirin, içten diliyle yazan sevgili arkadaşımız, annesinin sağlık sorunları nedeniyle bir süredir yoktu ama geldi yine sevimli yazılarıyla.




Feri Peri

Blog yazılarımız çalındığında ne yapmalı adlı bizim için önemli bir yazı yazdı. Okuyun mutlakası.



18 Nisan 2018 Çarşamba

Tehlikeli Karım



Baharın gelmesiyle birlikte yeni başlayan dizilerden biri.

Orijinali yaklaşık iki yıl önce çekilen bir Japon dizisi. Yani bir uyarlama dizi bu. Dizi hızlı başladı, hızlı devam ediyor. İçinde aşk da ihanet de para da gerilim de olan bir dram.

Evli bir çiftin erkeği, karısını aldatıyor. Karısı ise bir anda ortadan kayboluyor. Kaçıranlar da 5 milyon fidye istemekte. Erkek, karısı kaybolunca, onu sevdiğini anlıyor ve polisle işbirliği yapıp onu bulmaya çalışıyor.

Karısı bulunuyor ama olay çok karmaşık. Ortada aldatma ve çok para olduğu için, karı koca ve öteki kadın arasında gerilimli ve güvensiz bir ilişki başlıyor. Beş milyon da ortada yok.

Kim iyi kim kötü, kim ne istiyor belli değil ve her an değişiyor. Dizi, eskilerden Kara Ekmek gibi sürekli bir heyecan içinde devam ediyor, aksiyon hiç durmuyor.

Oyuncular da iyi. Seçkin Özdemir’i en son Ateşböceği’nde, Gonca Vuslateri’ni de Anne dizisinde izlemiştik.

Heyecan sevenlere.

16 Nisan 2018 Pazartesi

Öykü Yazıyoruz (Yeni bir mim)


Berlin Berlin arkadaşımız pek hoş pek tatlı bir mim düşündü. Hafta sonuna doğru, acaba ortak bir öykü yazsak nasıl olur diye düşündü. Birkaç arkadaşımız ve ben de bu fikri çok sevdim. Ortak öykü yazacağız yani. Herkes bir parça yazacak ve öyküyü istediği yöne çevirecek.

Berlin Berlin, ilk bölümü yazdı, her mimlenen kişi, kendinden önceki bölümü kopyalayıp, kendi yazdığı paragrafın üstüne yapıştıracak, kendinden sonra mimlediği kişi de aynı şeyi yapacak ve blogunda öykünün o ana dek olan gidişi belli olacak. Öykünün başlığı ise daha sonra belli olacak.

Berlin Berlin, ilk olarak beni mimledi. Öyküye bir devam yazacağım, bir sonraki arkadaşımızı mimleyeceğim. Öykü yazımına katılmak isteyen arkadaşlar, Berlin Berlin'in bloguna gidip, ben de yazmak istiyorum desinler. Katılmak isteyenler sırayla katılacak yani. Ben de, arkadaşlarımıza gidip, hadi sen de yaz bir devam diyeceğim.

Sonra da, öykünün bütünü de herhalde sevgili Berlin Berlin'in blogunda ve yazan arkadaşlarımızın bloglarında da görülebilir olacak. Haydi siz de katılın.



Şimdilik İsimsiz Öykü

Saçları terden yüzüne yapışmış, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, koşmaktan dizlerinde derman kalmamış bir şekilde, sokağın büyük caddeye açılan köşesinden ana yola fırladı. Zifiri karanlıkta bir arabaya rast gelme umuduyla koşmaya devam etti. Yolun karşı tarafında beliren ışığa biraz daha yaklaştığında, birinin kendine doğru geldiğini ve fısıldayarak "Öykü" diye çağırdığını duydu. 

Öykü, Öykü, Öykü, fısıldamaların şiddeti arttı, Öykü, kızım, hadi uyan, uyansana, hadi kızım, sabah oldu, okuluna geç kalacaksın, uyan. Bir sıçramayla uyandı, ah anne, sen miydin beni çağıran, ne işin vardı ışığın altında? Ne ışığı yavrum, kabus mu görüyordun sen, sana kaç defa dedim, uykudan önce gerilimli filmler izleme diye, hadi kalk artık, bir duş al, portakal suyunu iç ve dersine yetiş.

Neyse ki rüyaymış dedi Öykü. Derin bir nefes aldı. Sonra kalkıp lavaboya gitti. Yüzüne çırptığı suyla kendine geldi. Annesi içeriden iki lokma bir şeyler ye diye sesleniyordu. Geç kaldım anne diye odasına gidip aceleyle giyindi. Annesine bir öpücük gönderip masanın üzerinde duran bir bardak sütü içtikten sonra kendini dışarı attı. Hızlı adımlarla ışıklara geldi.

Tam caddeden karşıya geçmeye hazırlanırken acı bir fren sesi duydu. Bir an geceki rüyanın etkisiyle arabanın kendisine çarptığını zannedip gözlerini kapattı. Sonra kendine gelip gözlerini açtığında yerde yatan bir kedi yavrusu gördü. Hemen kediyi kucağına aldı. Neyse ki birkaç ufak çizikten başka görünür bir yarası yoktu kediciğin. İlk dersi kaçırmıştı zaten. Eve dönüp annemden mi yardım istesem yoksa veterinere mi görürsem diye ikilemde kaldı Öykü.


Ama kısa sürede toparladı kafasını. Düşünmesine gerek yoktu ki, ne yapacağını o çok iyi biliyordu. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. İçinde kelebekler uçuşmaya ve kalbi hızlıca atmaya başladı. Çünkü aklına gelen fikir onu heyecanlandırmıştı. Eve dönüp annesinden yardım almayacaktı elbette, kediyi veterinere götürecekti. Her gün okuluna giderken yolunu uzatıp kliniğinin önünden geçtiği, "acaba karşılaşır mıyım" düşüncesi ile kapısının önünde oyalandığı, aşık olduğu veterinere götürecekti kediyi. O veterineri de ilk, arkadaşının kedisini götürdüklerinde görmüştü..Zaten o anda da aşık olmuştu. Ondan sonra sürekli oraya gitmek için bahaneler buluyordu. Hatta veteriner onu geçen hafta kapısının önünden geçerken görünce içeri kahve içmeye çağırmıştı. Öykü o günden sonra daha çok görmek istiyordu veterineri. Hakkında bütün bilgiye sahipti.. Öykü daha üniversite 4. sınıftaydı, veteriner ile aralarında 3 yaş vardı...


"Ayakları ondan evvel davranıp harekete geçmişlerdi bile. Hızlı adımlarla yürüyor, ılık sabah rüzgârını kızarmaktan kendilerini alamayan yanaklarında hissediyordu. Başını gökyüzüne doğru kaldırdı. Mavinin envaiçeşit rengine bürünmüş, güneşin anaç ışıklarından şahsına pay çıkarmaya çalışıyordu gök kubbe.

'Ne güzel bir Nisan sabahı..." dedi Öykü mutluluğun iksiri aşık olma hali ile sarhoş olurken. Küçük kedicik o sırada iyice kucağına yayılmış, karamel kahvesi tüylerini yalamakla meşguldü.

Bir sokak geçti, sonra bir sokak daha. Veteriner kliniği ile arasında sadece yirmi metre kalmıştı ki hemen yanı başındaki bir dükkanın camekanının önünde durdu. Camın yansımasında kendisini yeterince beğenene kadar üstüne başına bir çeki düzen verme gayretine girişti. Ensesinde topladığı koyu kumral saçlarını saldı. Saçlar omuzlarına düştü; perçemleri de küçük ve sevimli alnına. İşte şimdi hazırdı..." 

Heyecan içinde özel kliniğin merdivenlerinden çıkarken kalp atışlarının ritmini frenlemek istercesine elini göğsüne bastırdı ve her adımı ile yüreğinin derinliklerinde giderek daha da çoğaldıklarını hissettiği pır pır uçuşan sevgi kelebeklerine hemen oradan uzaklaşmalarını söyledi. Olabildiğince normal görünmeye gayret etse de kucağında taşıdığı yaralı minik kedi kadar ürkek ve narindi. Bekleme salonunda girdiğinde daha önce hiç karşılaşmadığı sarı saçlı, ela gözlü, beyaz önlüğün içinde bile oldukça alımlı görünen bir genç kız karşıladı onu. “Bu kız da nerden çıktı şimdi” dedi içinden. Öfkesini yatıştırmaya çalışarak “Tunç Bey müsait mi?” diye sordu ve ekledi “Minik kedinin durumu biraz acil de”. “Tunç Bey şimdi bir operasyonda. 15 dakikaya kadar çıkar. O müsait oluncaya kadar ilk müdahaleyi ben yapayım dilerseniz. Ben onun yeni asistanıyım, adım Seray” deyip onay beklemeden çekip aldı kediciği Öykü’nün kucağından. Onu muyene odasına doğru götürürken geride bıraktığı parfümün rüzgarından hiç hoşlanmamıştı Öykü. Asistanın mekanik kollarında muayeneye giden kedicik ise çaresizce teslim oldu kaderine. Müjde annenin biricik kuzusu ve mahalledeki en yakın kankası Bücürük’le bugünkü pinpon maçını iptal edecekti mecburen.

"Öyle görünüyordu ki beklemekten başka bir şansı yoktu. Boş bulduğu bir sandalyeye yöneldiği sırada telefonundan gelen sesle aniden irkildi. Arayan Müjde’den başkası değildi. Ne diyecekti şimdi ona? Düşünmek yerine telefonu açmaya karar verdi. Telefondaki sesle ikinci defa irkildi. 'Öykü! Neredesin sen Allah aşkına? Okula da gitmemişsin bugün. Akşamki maçı unuttuğunu söyleme sakın bana!' Derin bir nefes aldı ve 'Müjde...' dedi; 'Söz veriyorum en ince ayrıntısına kadar anlatacağım ama şimdi değil. Maçı da ertelememiz gerekiyor. Kızma olur mu?' diyerek kapattı telefonu. Neyse ki Müjde fazla kurcalamamıştı konuyu.

Telefonu çantasına koyarken , merdivenlerden inen Tunç’u gördü. Heyecanlanmayacağına dair kendi kendini telkin ederken Tunç da onu çoktan görmüştü. 'Öykü...' dedi; 'Senin burada ne işin var?' 'Şey...' diyebildi… 'Kedi.. araba çarptı da aklıma sen geldin.' 'Çok iyi yapmışsın, nerede şimdi? Seray ilk müdahaleyi yapmıştır, gel bir beraber bakalım nesi varmış senin kedinin.' Seray adını duymaktan hoşlanmadığını fark etti ama muayene odasına Tunç'la girecek olmak ona adeta zafer kazandırmıştı. Küçük bir müdahale sonrası kedicik de kendine gelmişti. Artık gitme vaktiydi. Oysaki gitmek hiç içinden gelmiyordu. Vedalaşırken dile getirmeye çekinir gibi tutuk bir tavırla 'Şey...' dedi yine. 'Öğle tatili vakti geldi galiba, aç mıydın?' Tunç biraz düşünür gibi oldu; 'Aslında çok aç değilim ama şu köşe başında yeni bir pastahane açıldı, tatlılarının güzel olduğunu söylüyorlar. Ne dersin tatlı yiyelim mi?'"


"Öykü Tunç'un teklifini duyunca sevinçten çığlık atmamak için zor tuttu kendini. Sevincini belli etmemeye çalışarak tamam benim için uygun diyerek cevap verdi. Bir taraftan da Tunç'u süzüyordu. Tunç uzun boylu, geniş omuzlu, kumral, yeşil gözlü kendinden emin tavırlı, sakin bir gençti. Öykü'ye gülümseyerek 'Hadi çıkalım.' dedi. Tunç Öykü'nün ilgisini fark etmişti. Bu ilgi hoşuna da gitmişti fakat belli etmedi. O da Öykü'yü beğeniyordu. Neden olmasın diye mırıldandı. Aslında tanımak da istiyordu onu. Gördüğü diğer kızlardan farklıydı. Doğal, saf bir görüntüsü vardı. Üniversite hayatında  hiç ciddi ilişkisi olmamış, kimseye güvenememişti.

Pastahanede oturup biraz sohbet ettiler. Havadan sudan konuştular. Daha sonra Tunç Öykü'nün okulunu sordu. Bu sene bitireceğini öğrenince çok sevindi. Tunç'un ses tonu  o kadar yumuşak ve etkileyiciydi ki hiç susmasın konuşsun istiyordu Öykü. İkisi de çok keyif almıştı bu sohbetten.
Öykü Müjde'yi düşündü bir an, Tunç'u tanısa nasıl şanslı olduğunu söylerdi Öykü'ye herhalde.
Az sonra Tunç ayağa kalktı; 'Artık gitmem gerekiyor iş beklemez' dedi. Öykü'ye dönüp '...yarın tekrar buluşalım istersen...'  diye gülümsedi.

Öykü bu gelişmeden çok mutlu olmuştu. Hiç bu kadarını beklemiyordu. Yeni bir aşk mı başlıyordu acaba? 'Tamam, yarın görüşürüz!' diyebildi. Tekrar buluşmak üzere vedalaşıp ayrıldılar..."


Öykü'nün içi içine sığmıyordu. Yarın tekrar buluşacaklardı. Bu ne demekti? Acaba Tunç'un hisleri de Öykü'nünki ile aynı mı idi? Bu teklif acaba bir ilişkinin başlangıcı mı idi? Yoksa sadece arkadaşça, basit bir buluşma teklifi mi idi? Serra Tunç'un sadece asistanı mı idi? Yoksa aralarında bir bağ var mı idi? Bunun gibi yüzlerce düşünceyle, heyecan içinde yarının gelmesini bekliyordu. Müjde'yi arasamı idi? Ama geç olmuştu. Bir yandan da bu gece heyecandan uyuyamayacağını düşünüyor ve yarın gözünün altında bir sürü mor halka ile Tunç'un karşısına geçmek istemiyordu. Yatağına uzandı ve bir sürü düşünceyle, sonunda uykuya daldı. 



(bakalım, Öykü'nün nasıl bir hayatı olacak, neler yaşayacak?) (Ebemkuşağı'nı mimliyoruum)



Ebemkuşağı yazdıııı, şimdi sıra İncirli Kurabiye Zeynep'deee...

Zeynep de yazdıııı.


O da Feri Peri'yi mimledi.


sonra da Yıldız mimlendi.


ve Sibella.


Bu ortak, imece öykümüze katılmak isteyen arkadaşlarımız, Berlin Berlin arkadaşımızın bloguna yorum yapıp bildirsinler, öyküye katılıp bir sonraki arkadaşı mimlemek, seçmek isteyenler de yine Berlin Berlin arkadaşımızın yazısının yorumlarında yaptığı listeden bakıp seçsinler iştee.

15 Nisan 2018 Pazar

Jio ve Kuzey Polisiyesi



Mart Menekşeleri

Saraj Jio

Arkadya Yayınları

Yazardan yine geçmişle bugünü bağlayan tatlı, akıcı, buruk bir mutluluk veren keyifli bir roman. Yine romantik, duygulu, meraklı, aşk dolu bir öykü. Uzun yıllardır yeni bir kitap yazamayan bir yazar olan Emily, eşi onu aldatınca, yengesinin yanına gider, bir adaya, orada dinlenip yeni bir kitap için ilham beklerken, yengesinde bir günlük bulur. Yine çok eskilerden bir günlük. Bu günlüğü okudukça ailesi ile ilgili gerçekleri öğrenir, geçmişteki aşkları. Yağmur Sonrası (Sahildeki Kulübe) gibi bu romanda da bir adadayız ve geçmiş ile bugün iç içe. Yine mutluluk veren bir kitap. Not:3/4





Burundi Prensesi

Kjell Eriksson

Labirent Yayınları

Tipik bir kuzey polisiyesi. Kar, kış, sıradan insanlar, işinde gücünde kendi halinde insanlar, aileler ve elbette bir cinayet. Bir adam öldürülür. Eşi ve oğlu vardır. Çevrede insanlar, akrabalar, polis, zaten küçük bir yer, herkes tanıdık. Cinayet yanında çalınan paralar da vardır. Ve de balıklar, akvaryumdaki. Burundi Prensesi de bir süs balığı. Hayat sakin devam ederken bir yandan da olay çözülür, herhangi bir iş gibi, cinayet de gündelik hayatın bir parçasıdır zaten, hırsızlık da, suçluyu yakalarsın, yeni bir suça kadar. Kuzeylileri sevenler için ideal polisiye. Not:3/4

14 Nisan 2018 Cumartesi

Müzik Seçkisi 7



Adamlar-Kapısı Kapalı
Adamlar-Koca Yaşlı Şişko Dünya
Neslihan-Sen Ben
Neslihan-Hiç Sevmedim
Neslihan-Adı Oldu Yalnızlık
LP-Lost On You
İlhan İrem-Anlasana
Candan Erçetin-Bahar
Sade-No Ordinary Love
Bea Miller-Song Like You
Bea Miller-Like That
Bea Miller-Crash and Burn
Kuan-Pirlere Niyaz Ederiz
Barış Özcan/Şanışer-Korkudan
Barbie Prenses ve Popstar-Burdayım
Conchita Wurst-Rise Like a Phoneix
Barbie Prenses ve Rock Star-Sesini Yükselt
Selena Gomez-Cruella De Vil
Twenty One Pilots-Stressed Out
Murat Ceylan-Yeni Nesil

13 Nisan 2018 Cuma

İki Edebiyat Dergisi



Porsuk

İki ayda bir yayınlanan ve yedinci sayısı çıkan edebiyat dergisi, küçük boyda, siyah beyaz. Toprakaltı edebiyat başlığıyla çıkıyor. Yer altı değil yani toprak altı. Sadece öykü ve şiir var içinde. Yara Haber Bülteni adlı şiir çok iyi (çatıda kalan/sandıkta tozlanmış/pili bitmiş tüm radyolar ve/yayınımıza yeni katılan dinleyiciler için tekrar ediyoruz/yara haber bülteni devam ediyor/…).

Dergide bir blog arkadaşımız da yazıyor. Aleyna Özden, Uçurum Mavisi adlı blogunda iyi öyküler, denemeler yazıyordu, İstanbul’da bazı dergilerde öyküleri de çıkmıştı. Bu dergide ise Şekspir’in Macbeth’inden bir kesit çevirmiş, başarıyla, İngilizce öğretmeni kendisi. Dergide bir de Halikarnas Balıkçısını anlatan yazı bulunmakta.

Yaba

En eski edebiyat dergilerinden biri. On yıllardır çıkmakta.

Dergide, Ferit Edgü, Yaşar Kemal, Şarlo, Sadri Alışık, Pirandello, Mahmut Makal, Leonard Cohen ile ilgili yazılar, çeşitli öyküler, şiirler, sosyal, tarih, edebiyat araştırmaları, denemeleri var. Bir profesörün Makal okuyarak İngilizce öğrendiğini anlatan yazısı çok hoş. Yaba Öykü dergisinin yıllar içindeki hikayesini anlatan yazı da edebiyatseverler için önemli. Siyah beyaz olan bu dergi, geleneksel edebiyat açısından iyi. Porsuk yeniyi, Yaba da eskiyi temsil ediyor.

12 Nisan 2018 Perşembe

Seçme Kitaplar 4



Sevmek Dokunmaktır, Desmond Morris
Bahara Kadar Bekle, Bandini, John Fante
Taş Ustası, Camilla Lackberg
Kutup Soğuğu, Arnaldur Indridason
Yaratıcı İmgeleme, Shakti Gawain
Yaşam Kitabı, Krişnamurti
Siyah İnci, Anna Sewell
Toza Sor, John Fante
Tek Boyutlu İnsan, Herbert Marcuse
Çocuk Kalbi, Edmondo De Amicis
Saklı Çocuk, Camilla Lackberg
İlk Müslüman, Lesley Hazelton
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, James Joyce
Meleklerin Gücü, Beki İkala Erikli
Altın Çağ-Ezgi Duran
Bir Kadının Hayatından Yirmidört Saat-Zweig
Bitmeyen Aşk-Pınar Kür
Boğaziçi’nde Bir Gezinti-Dionysios Byzantios
Çırak-Tess Gerritsen
Devrimin Kızı-Amy Engel
Dinle Küçük Adam-Wilhelm Reich
Doktor Jivago-Boris Pasternak
Don Kişot-Cervantes
Dua Saatleri Kitabı-Rilke
Eugene Grandet-Balzac
Ev Kuralları-Jodi Picoult
Gazap Üzümleri-Steinbeck
Girişim-Eren Özeren Özgül
Güzel-Robin McKinley
Kara Pazarlar-Ece Evren
Kusurlu-Cecelia Ahern
Kuşlar-Tarjei Vesaas
Martin Eden-Jack London
Mina-Zeynep Çolakoğlu
Oğlak Dönencesi-Henry Miller
Otuz Yaş-Ingeborg Bachmann
Örümcek Ağındaki Kız-David Lagencratz
Prens-Machiavelli
Saklı Çocuk-Camilla Lackberg
Sırlar Uçurumu-Alein Kentigerna
Sular Çekildiğinde-Arnaldur Indridason
Theo’ya Mektuplar-Van Gogh
Vadideki Zambak-Balzac
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü-John Berger
Wittgenstein’ın Yeğeni-Thomas Bernard

Okuyup da blogda yazdığım kitaplardan bir seçme daha. Bu kitapların içinde ilginizi çekenler olursa, daha önce yazdığım eleştirilerini isteyen arkadaşlarıma gönderirim.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Etkinlik ve Çekiliş



Artık eskilerden olan sevgili arkadaşımız kitapsever ciciş İncirli Kurabiye Zeynep, blogunda bir etkinlik düzenledi. Bir kitap bir kart etkinliği. Hoş bir etkinlik. Katılanlar birbirlerine kitap ve kart gönderecek. Aralarında eşleşenler hediyeler gelinceye dek kimin gönderdiğini bilmeyecek. Heyecanlı, zarif bir etkinlik. Hemen siz de katılın.





Yineee artık eskilerden olan kitap ve hobi sever ciciş arkadaşımız Okuma Günlüğüm Eren, blogunda bir çekiliş düzenledi. Blogu yakınlarda sekizinci yaşını kutlamıştı. Ayrıca bir de hoby.ist adlı hobi sitesini kurmuştu. Bu iki olayı kutlamak için blogunda bir çekiliş düzenledi. O da kitap şirin ve renkli kırtasiye ürünleri veriyor. Siz de katılın bu keyifli çekilişe.


Hepimize bol kitaplı, bol gülücüklü bol güneşli günler olsun.

10 Nisan 2018 Salı

Kısa Öykü



Uzun öykü veya roman yazmak sıkıntılı bir etkinlik olsa gerek. İnsan yazınca, kendi yazdığı kahramanla arkadaş oluyor, hep onunla yaşıyor. Diyelim bir öykü yazıyorsun, öykü kahramanının adı da Öykü. Aldın mı başına illeti. Yat öykü, kalk Öykü.

Uzun da yazıyorsan artık kurtulamazsın öykünden. Öykü seni tutsak eder. Kendi beynine hapis olursun. Klavyedeki satırlara. Zihninde yaşarsın. Güneşi göremezsin de zihnindeki güneşi görürsün, öykünde sabah olduysa.

O yüzden kısa yazacaksın ki mahkumluğun kısa sürsün. Kısa ve acısız. Kısa öyküler uzun süre acıtmazlar. Kısa ve derin bir kesik olsa da iyileşmesi çabuk olur. Bir öykü neşteri olmalı insanın.

Bir öyküye başlarsın. Yazmak istersin. Yirmibeş yıl önce lise yıllarında sevdiği, çıktığı kıza bugün rastlayan bir erkek, o kadına dönmek için iki çocuğunu ve eşini terk etsin. Tam öykülük bir konu bu örneğin. Dramatik kurmak lazım. İki zamanlı olacak. Geçmiş ve bugün. Bundan bir Türk dizisi bile çıkabilir.

Veya, bir kadın sahaflara gidiyor. Eski fotolara bakıyor, öylesine. Beyoğlu’ndaki sahaflardan birinde. Siyah beyaz fotolara bakarken, hiç olmayacakmış gibi görünen bir olay gerçekleşiyor. Kadın, babasının bir fotosunu buluyor. Fotoda babası bir kadının omzuna elini atmış. Annesi babası ölmüş kadının. Fotodaki kadın ise annesi değil. Babası herhalde bir aşk yaşamış.

Bu kadın sahaflardan sonra eve gidiyor. Düşünceli. Akşam çocuğunu kreşten alıyor, evde oynuyorlar. Kadın hep dalgın, kimdi o kadın acaba, babasının yanındaki? Çocuğu ile oynamaya dalıyor sonra. Kızı pek oyuncudur, komiktir. Televizyon kumandasının sıfır tuşuna basar, televizyonun şarjı bitti anne der. Okuma yazmayı yeni öğrenmektedir, heceleyerek okur. Ona kaç yaşında olduğunu söyle, senin kaç aylık olduğunu hemen aklından hesaplar söyler sana.

Minik kız, oynarken Allah’ı sorar annesine. Allah’ın şekli nasıl, bizi nasıl görüyor. Anne, Allah’ın telefonu var mı? Annesi kendini tutamaz güler, kızım Allah’ın telefonu olur mu hiç yani. Minik kız ise şöyle der; ben ona bir telefon alırım, yukarı attırıveririm.

Bu öyküdeki kızın adı Öykü mü olsa ki?

9 Nisan 2018 Pazartesi

Yağmur Sonrası



Sarah Jio

Arkadya Yayınları

Sarah Jio’nun, Kristin Hannah, Maeve Binchy gibi sürükleyici, tatlı bir dili var. Bu romanda hüzünlü ama ince ve güzel bir aşkı doyumsuz kurgulamış.

İkinci Dünya Savaşı yılları. Anne, evlenme aşamasında, Gerard ile, evlenecekler ama aslında sadece iyi arkadaşlar, Anne aşık değil. Arkadaşı Kitty, savaşta görev almak istiyor, Pasifik’te hemşire olarak, Anne da ani bir kararla ona katılıyor ve Bora Bora adasına gidiyorlar. Gerard da asker olarak başka bir yere gidiyor.

Anne ve arkadaşı hemşireliğe başlıyorlar. Kitty ilişkiler yaşıyor, Anne ise Westry adlı bir askere aşık oluyor. Onunla sahilde bir bungalovda zaman geçiriyorlar işlerinden arta kalan zamanlarda. Bu bungalov aynı zamanda ünlü ressam Paul Gauguin’in bir zamanlar yaşadığı bungalov.

Anne ile Westry aşk yaşarken bir yandan da savaş devam ediyor. Adada iyi kötü birçok olay yaşanıyor ve araya bir cinayet de giriyor. Savaş belki aşk yaşamak için romantik bir dönem olsa da sonuçta savaşta aşk yaşamanın zorlukları da var.

Anne, Westry, Kitty ve çevrelerindeki insanların hayatını savaş şekillendiriyor ve her birinin hayatı hiç beklenmedik yönlerde ilerliyor.

Çok romantik, çok acı bir tat bırakan ama yine de doyumsuz bir aşk hikayesi. Yürek burkarken bir yandan da insanı mutlu ediyor. Ağlatıyor da güldürüyor da. Gerçekten de yazarın büyülü bir dili ve anlatımı var. Edebiyat olmasa da popüler tarzda ama lezzetli bir okuma.

Not:3/4

Herkese Bilim Teknoloji



Oldukça ilgi çekici, faydalı yazıları içeren bilim ve teknoloji dergisi. Güncel bilimsel konuları sevenler için her hafta kaçırılmayacaklar olanlardan.

Bedensel egzersizin miktarını anlatan yazı tam günümüzün konusu. Doğan Kuban’ın Türk kültürünü anlatan yazısı da zihin açıcı. Doğada yok olmakta olan canlı türlerini anlatan inceleme de önemli.

Facebook hikayeleri ise şaşırtıcı. Şu bizim feyste neler de dönüyor, haberimiz yok. Dünyanın son beyaz gergedanı Sudan’ın hayatı ise iç burkucu.

Haftanın en önemli konusu ise Stephen Hawking. Şimdilik son bilim dahisi olan bilimadamının özel hayatı yansıtılmış. Hayatına giren kadınlar. Bizlere verdiği öğütler.

Hawking’in ölmeden önce üzerinde çalıştığı teoriler. Evrenin arka arkaya patlamalarla oluştuğu yönünde matematiksel teoremleri. Bir de ilginç olan nokta, Hawking, dine inanmasa da kilise ona ödüller veriyor.

Bilimsel gündemi takip etmek isteyenlere.

7 Nisan 2018 Cumartesi

Film Seçkisi 6



CENNET APARTMANI

Paradise Suite

Joost Van Ginkel, 2015, Hollanda

Birbirinden farklı ırkta ve kültürde insanlar Amsterdam’da bir binada bir araya gelirler. Altı kişinin hayatı bir ortamda ve bir şekilde birleşir. Genel olarak hepsinin hayatında dramlar vardır. Bir anlamda yeni bir hayata geçmek isterler, hepsinin özlemi, umudu vardır. Ancak gerçek hayat acımasızdır her zaman olduğu gibi. Doğal, sade, gerçek film. İyi bir sinema deneyimi. Göçmen sorunlarını da işliyor. Not:4/4

DAİMA LİLYA

Lilya 4-ever

Lukas Moodyson, 2002, İsveç

İsveç’ten fırtına gibi ve şiirsel başlayan ve öyle de biten ve insanı şaşkına çeviren bir film. Onaltı yaşındaki babasız kız Lilya’yı annesi de terk eder gider. Sokaklara düşen melek yüzlü saf kızı kandırırlar ve onun üstünden para kazanırlar. O ise melek umutlarını hiç kaybetmez. Genç yaşta seks işçisi olsa da o hayal dünyasında yaşar. Mükemmel sinema. Not:4/4

SONSUZ ŞİİR

Poesia Sin Fin

Alejandro Jodorowsky, 2016, Şili

Şilili özgün sanatçı Jodorowsky kendi geçmişine bakıyor. 90 yaşına gelen şair, yazar ve sinemacı Jodorowsky, bu otobiyografik filminde yaklaşık yetmiş yıl önce nasıl şair olduğunu anlatıyor. Çılgın şair arkadaşları ile o yılların sanatını nasıl oluşturduklarını ve renkli, düşsel ve gerçek yaşamlarını gösteriyor bize. Şiirsel, deli dolu, dopdolu bir hayat ve film. Not:4/4

6 Nisan 2018 Cuma

Nimetşinas



Hüseyin Rahmi Gürpınar

Atlas Kitabevi

Klasik yazarlarımızdan Hüseyin Rahmi’nin bu kitabında iki romanı ve bir öykü derlemesi bulunmakta.

Nimetşinas ve Hakka Sığındık adlı romanları, bunlara uzun öyküler de diyebiliriz, her ikisi de 100’er sayfadan uzun, her zamanki gibi çok iyiler. Bir de Meyhanede Kadınlar adlı öykü toplamı var kitapta. Hüseyin Rahmi öncelikle romanları ile tanınsa da romanları kadar çok sayıda olmasa da öyküler de yazmış. Öykülerinde de yine insanları, İstanbul’u, geçiş sürecindeki ülkemizi anlatıyor. Bir yandan gelenekler diğer yandan modern yaşam. Cumhuriyetin öncesi ve sonrasında yazdığı için bize o dönemdeki kültürel ve yaşamsal karmaşayı sevecen ve genelde komik bir dille anlatıyor.

Nimetşinas, vefalı, nimet bilen, iyiliği unutmayan ve sadık anlamında. Nimetşinas bir kız olan Neriman, zengin bir eve işe alınıyor. Ev işlerine yardımcı olarak. Çok genç ve güzel olduğu için evin beyi Nihat bey, eşini sevmesine rağmen Neriman’a aşık oluyor. Eşi Talat hanım da durumu öğrenince bu üçlü arasında dramatik olaylar yaşanıyor. İnsanın erdemleri, güçleri, zayıflıkları üzerine bir roman bu.

Hakka Sığındık ise inanılmaz bir olayı anlatıyor. Ülkenin yoksul zamanları, açlık var ve İspanyol nezlesi, ki Hüseyin Rahmi, o dönemdeki kolera salgınını da başka romanlarında anlatıyordu, herkes kırılırken bazı zenginler rahat hayat sürüyorlar. Nüzhet Ulvi adlı bir yazar ise, yoksul ailesine bakabilmek için zekice bir plan yapıyor. Zenginlere mektuplar yazarak onlardan para istiyor. Polis de peşine düşüyor yazarın. Olay, beklenmedik bir sonuca ulaşıyor. Hüseyin Rahmi insancıl bir polisiye roman yazmış.

Meyhanedeki Kadınlar öyküleri ise yazarın beş öyküsünü içeriyor. Büyük Günah, ölmeden önce bir günahını anlatan bir kadını, Nergis Hanımla Fehmi Bey, bir kadın ve iki kedisinin sevimli öyküsünü, Mübareğin Kuyruğu, eşeğini kullanarak para kazanan bir adamın komik öyküsünü, İğneli Fıçı, yazarın evinde arılarla savaşını, Zavallı Katil de karısını kıskanan bir adamın yok yere katil olmasını anlatıyor.

Kaçırılmayacak kitaplardan.

Not:4/4

5 Nisan 2018 Perşembe

Seçme Kitaplar 3



Sesler- Arnaldur Indridason
Yabancı-Camilla Lackberg
Buz Prenses-Camilla Lackberg
Vaiz-Camilla Lackberg
No 21-Anders Roslund/Börge Hellström
Ölümün Sesi-Arne Dahl
Hipnozcu-Lars Kepler
İnfazcı-Lars Kepler
Amanvermez Avni-Ebüssüreyya Sami
Kurucunun Kızı-Amy Engel
Beni Seç-Kiera Cass
Elit-Kiera Cass
Sonsuza Dek-Kiera Cass
Gözlerini Sımsıkı Kapat-John Verdon
Gönül Yarası-Chelsea Cain
Ajda’nın Elmasları-Mehmet Murat Somer
Gizli Ev-Dean R. Koontz
Bella’nın Ölümü-Georges Simenon
Hollanda’da Bir Cinayet-Georges Simenon
Huzursuz Adam-Henning Mankell
İ-Ercan Körpe
Mondrian Gibi Resim Yapan Hırsız-Lawrence Block
Vincent Konağı-Hale Nur Durmuş
Kim Olduğunu Biliyorum-David Kessler
Küçük Tatlı Şeyler-Jillianne Hoffman
Peter Pan Ölmeli-John Verdon
Otuz Mezarlı Ada-Arsene Lupin-Maurice Leblanc
Ateş Etme İstanbul-Celil Oker
Karanlık Kalp-Lee Monroe
Bana Dokunma-Tahereh Mafi
Karanlığın Kızı-Kelly Keaton
Güzel Şeytan-Kelly Keaton
Soğuk Öpücük-Amy Garvey
Yemin-Kimberly Darling
Çaylak El Kitabı 101-P.C.Cast
Gördüğüne Asla İnanma-Mario Mazzanti
Şah Mat-Mario Mazzanti
Pür-Juliana Baggott
Zamanın Efendisi-Maxime Chattam
Kaiken-Grange
Uyuyana Kadar-S.J.Watson
Celladın Kızı-Oliver Pötzsch
Bataklığın Kayıp Tanrıları-Elly Griffiths
Hain Yüreğim-Wulf Dorn
Kafes-Josh Malerman
Ölüm Peygamberi-Alein Kentigerna
Son Nefes-Michael Prescott
Trendeki Kız-Paula Hawkins


Okuyup da blogumda yazdığım kitapların arasında iyi olanların listesine devam ediyorum. Bu listede, polisiye, gerilim, suç, fantezi, distopya romanları var sadece. İsteyen arkadaşlarıma bu kitaplarla ilgili daha önce yazdığım yazıları gönderebilirim.

4 Nisan 2018 Çarşamba

Duyuru ve Çekiliş


Sevgili Berlin Berlin arkadaşımızın blogunda bir etkinlik duyurusu okudum. "23 Nisan Mutluluk Bayramına siz de katılmak ister misiniz?" diye.


Etkinliği ilk duyuran da sevgili Bulut Gölgesi Tülin arkadaşımız. Etkinlik, çocuk bayramında hasta çocukları mutlu etmekle ilgili. Siz de okuyun, duyurun, katılın işte.

https://bulutgolgesi.blogspot.com.tr/2018/03/23-nisan-mutluluk-bayram-na-siz-de.html?m=1

Bir de çekiliş duyurusu:

Gezmeyi çok seven arkadaşımız Zehra Çelik Baltacı, blogunda bir çekiliş düzenledi. Kitap, kokulu sabun ve kendi yetiştirdiği bir sukulent hediye ediyor.

3 Nisan 2018 Salı

Ütopya



Ütopya güzel bir sözcük. Hayal içeriyor. Olmayan yer, olmayan ülke, her şeyin daha iyi olduğu ortam anlamında kullanılıyor. İlk kez ortaya çıkaran da, aynı adlı kitabı olan Thomas More.

Distopya ise daha yeni bir sözcük. Ütopya’ya karşı olarak çıkmış. Distopya ise kötü gelecek anlamında. Genelde, dünya veya yaşam yok olduktan sonra ortaya çıkacak ülke, dünya, yaşam anlamında. Ütopya ile distopya arasında gidip geliyor dünya işte.

Ütopya, olmayan anlamında ise aslında distopya olan anlamında oluyor. Komik ama öyle. Ters anlam olduğu için. Ütopya, olmayan, düşsel ülke ise, distopya bunun tersi, yani, olan, gerçek olan ülke oluyor. O zaman ütopya, gelecekteki iyi ülke, distopya ise bugünkü olan kötü ülke veya dünya.

Böyle bir anlam çıkabiliyor. Hayallerden söz edince biz ütopik oluyoruz, gerçeklerden söz edince ise distopik. Ama böyle değil kullanımdaki anlamı. İkisi de gelecekle ilgili.

Ütopya romanını okumayınca, ütopya deyince aklımıza sadece Selena geliyor doğal olarak. Şu eski dizi film. Bizim için Ütopya o işte. Selena, Ütopya gezegeninde iyilik yapardı, Yunan mitolojik savaş tanrısı Hades ise kötülük yapardı.

Ütopya, biliyor musun, ay evet bilmez miyim, Selena işte. Orda vardı Ütopya. Başka Ütopya da mı var yani.

Biz normal insanlar için Selena Ütopyası var, belki felsefeciler, felsefe sevenler için Thomas More’ın Ütopyası olabilir tabii ki. Herkesin Ütopya’sı kendine.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Belkıs



Bahar bayramı, nevruz, paskalya, ortalık hareketli ne zamandır, kermesler de var. Canlandı çevremiz.

Hayat böyle renklenince insanın rüyaları da renkleniyor tabii. Rüyalar önemli. Rüya görmeyi seven biri olarak bu gece neler göreceğim derim hep uykudan önce. Rüyalar da migren gibi. Yani, insanın en yakın arkadaşı. Migren kötü bir arkadaş ama rüyalar iyi arkadaş. Hiçbir zaman ilişkinin bitmeyeceği bir arkadaş. Rüya kapanı kullanmamak lazım ki gece hayatımız eğlenceli olsun.

Rüyalarda gezmek kolay. Uçmak kolay. Hiç bilmediğin, görmediğin yerlere gitmek. Bilinçaltı işte. Gündelik yaşamda bilinçten çok bilinçaltıyla yaşıyormuşuz zaten. Bilinç belki diyor ki, git bir Assos’a biraz doğa gör deniz gör. Ama gece rüyada, bende olduğu gibi, Assos yerine insan Diyarbakır’a gidebiliyor.

Ben de kendimi Saba Melikesi Belkıs ile gördüm, birlikte dereye giriyorduk. Oralarda Çermik varmış. Belkıs oradaki bir derede yüzünü yıkıyormuş. Çünkü yüzü yaralı. Derenin suyu yaralara iyi geliyormuş. Belgeselden aklımda kalmış olmalı. Çermik çayı, Haburman Çayı, Sinan Çayı.

Belkıs ile, onun iyileşmesinden sonra, birlikte Gelincik Dağı’na çıktık. Dağda taş olmuş insanların heykelleri vardı. Bir efsaneye göre, kızın biri gelin olacak, gelin konvoyu dağın önünden ilerliyor. Konvoydaki bir kadının yanındaki çocuk altına yapınca kadıncağız çocuğun altını temizleyecek bir kağıt veya bez bulamamış ve poposunu ekmekle temizlemiş. Bunun üstüne bütün konvoy taş olmuş.

Dağdan sonra Belkıs ile gezerken yollarda, hadi Belkıs dedim bak paskalya var, hemen bir kiliseye gidelim, Belkıs dedi ki en yakın kilise bir saat uzaklıkta. Of dedim yaaa, o bir saat şimdi yollarda dört saat gibi gelir insana. E sen alışık değilsin buralara, ben yürümeye alışığım, nolcak ben o yolu göbeğimi kaşıya kaşıya giderim, dedi o da.

1 Nisan 2018 Pazar

Dudaktan Kalbe



Reşat Nuri Güntekin

İnkılap Yayıncılık

Reşat Nuri Güntekin’in en ünlü eserlerinden biri. Bu romanı Çalıkuşu’ndan sonra yazmış. Romanın kahramanı Lamia, Çalıkuşu’nun kahramanı Feride’ye benziyor.

Hüzünlü bir yaşam var romanda. Lamia’nın yaşamı. Gururlu bir kadının üzüntülü yaşamı. Onu üzen de Hüseyin Kenan. Bir müzisyen, kemancı.

Hüseyin Kenan, mühendis olmuş, Avrupa’ya gitmiş bir genç, müzisyen, Şark Noktürnleri adlı besteleri var. Dayısının bağ evinde kalıyor İzmir’de. Leyla adlı bir genç kız, Nimet adlı bir evli kadınla flört ediyor. Bir de komşu kızı Lamia var. O daha çok küçük.

Lamia, Kenan’a aşık. Kenan da onunla zaman geçirmeyi seviyor. Birkaç yaz içinde Lamia büyüyor. Kenan Lamia’dan hoşlanıyor. Lamia da ona hayran zaten, ne istese yapar. Lamia, sonunda Kenan’dan hamile kalıyor. Kenan için bir macera bu.

Kenan, İstanbul’a dönüp Cavidan adlı bir prensesle evleniyor. Lamia için ise zorlu bir yaşam başlıyor. Kızı Mebrure ile akrabalarında, farklı şehirlerde yaşıyor, erkekler onu hep hor görüyor. Lamia, o ilk aşkının bedelini ödüyor.

Sonu ise daha da dramatik. Kenan ile Lamia’nın aşkı ve yaşamları unutulmaz. Lamia’nın romandaki lakabı Kınalı Yapıncak, çilli olduğu için. Dudaktan Kalbe ise Kenan’ın düşüncesi. Aşklar dudakta kalsın kalbe inmesin anlamında, yani sadece eğlensin, ciddi ilişki olmasın.

Not:4/4

Billur Kalp




Hüseyin Rahmi Gürpınar

Atlas Kitabevi

Billur Kalp, edebiyatımızın en iyilerinden ve mizahi bir dille İstanbul’u anlatan Hüseyin Rahmi’nin en iyi kitaplarından biri.

Billur Kalp, kitabın kahramanlarından Sema’nın kalbi. Paşa kızı ancak yoksul düştüğü için evden çalışmaya başlıyor. Sonra işini büyütüyor.

Kitapta iki uzun öykü var. İki öykü birbirinden bağımsız olmasına rağmen aynı çevrede geçiyor. İki öykünün de temelinde, genç ve masum kızları işe alma bahanesiyle işyerlerine çekip onlarla eğlenmek isteyen iş sahibi erkekler var.

Birkaç erkek birleşip bir plan yaparlar. İşyerine genç kız katip lazım olduğunu bildiren reklam yazarlar, bir gazeteye. İlanı gören kızlar gelir. Erkekler, aralarında en genç ve güzelleri seçerler. Üç kız kabul edilir işe. Erkekler de onları yanlarına alıp bir otele eğlenmeye giderler. Ancak, bundan sonrası felakettir. Herkes için dram gerçekleşir.

İlk öykünün en ilginç bölümü, otelde eğlenenlerin aralarında bir tiyatro oyunu sergilemesidir. Zelzele adlı bir tiyatro eserini oynarlar aralarında. Oyunu o anda kendileri yazarlar.

İkinci öyküde ise, paşa kızı Sema ile paşa oğlu Muhlis birbirlerini severler. Evlenmeyi düşünürler. Ancak komşuları Jale kötü niyetlidir. Muhlis ise çok kıskanç. Sema, para kazanmak için iş yapmaya başlar. O da ilk öyküdeki işyerine gider, başka bir ilanla. Muhlis ise onu izler ve Sema’nın iş yapmaya gittiğini değil de eğlenmeye gittiğini düşünür ve ondan ayrılır.

Öykünün bundan sonrası da dramatik, hüzünlü.

Hüseyin Rahmi yine yüzyıl öncesinin insanlarını anlatıyor bizlere.

Not:3/4