23 Nisan 2018 Pazartesi

Kasap ve Gece Nöbeti



Kasap

Shelley Coriell

Martı Yayınları

Gerilim, seri katil sevenler için ideal roman.

Kasap adı verilen bir seri katil. Kurbanlarını çok sayıda bıçak darbesiyle öldürüyor. Kurbanlarından birini elinden kaçırıyor. Kurban isim değiştirip saklanıyor. Katil ise ona ulaşana dek başkalarını da kesip biçiyor. Ölenler hep genç kızlar. Bir polis de kurbanla ilişki kurup kasabı bulmaya çalışıyor. Kurban ise ortalarda yok.

Kurgu iyi, katil çok gizemli, hiçbir şekilde katili tahmin etme olasılığı yok, romanın sonuna dek cinayetler sürüyor. Çok da heyecanlı bir sonla bitiyor.

Suç, takip, soru işaretleri sevenler için kaçırılmaz kitap.

Not:3/4



Gece Nöbeti

Tess Gerritsen

Martı Yayınları

Tess Gerritsen, gerilimin kraliçesi, Tami Hoag ve Patricia Cornwell gibi. Gece Nöbeti de, Çırak, Cerrah, Rizzoli ve Isles serileri gibi sıkı gerilim. Bir tıbbi gerilim. Bir hastanede ve bir huzurevinde garip hastalıklar ve ölümler gerçekleşmektedir. Nedeni belli değildir. Toby Harper adlı bir kadın doktor da bu gizemi çözmeye çalışır. Ancak ortada hiçbir ipucu yoktur ve hiç kimse de doktora inanmamaktadır. Polis de inanmaz ve olayı kendi çözmeye çalışır. Heyecanlı, sürükleyici, sonuna kadar ölümler ve heyecan. Gerritsen’in iyi romanlarından. Not:3/4

22 Nisan 2018 Pazar

Film Seçkisi 7



Görümce

Gupse Özay, 2016

Gupse Özay, görümce rolünde çok komik. Erkek kardeşini kıskanan bir abla onu kız arkadaşlarından hep ayırır, kardeşi bir kıza aşık olup evlenmek isteyince onu ayırmak için elinden geleni yapar. Gülmek için iyi. Not:3/4

Komşum Bir Ajan

Keeping Up with the Joneses, 2016, A.B.D.

Sıradan bir aile, sıradan bir ev. Yan tarafa bir aile taşınır, adam yakışıklı, kadın güzel, ikisi de havalı. Ancak yeni çift biraz gizemlidir, çünkü onlar casustur. Bizim sıradan aile de onlarla birlikte casusluğa başlar. Hafif komedi. Not:3/4

Son Aşk

Mr. Morgan’s Last Love, 2013, Almanya

Yaşlı bir amca, Paris’te yalnız yaşar. Karısı ölmüştür. Amca, çok genç ve dans öğretmeni olan bir kızla tanışır. İyi arkadaş olurlar. Amcanın çocukları bu kızdan hoşlanmazlar. İnce ve duyarlı bir film. Güzel bir sevgi öyküsü. Tadına doyum olmuyor. Not:3/4

Karışık Aile

Blended, 2014, A.B.D.

Adam Sandler filmleri her zaman Amerikan tarzı komedi oluyor. Bu filmde, Sandler, kızları olan bir bekar baba. Drew Barrymore da oğulları olan bekar bir anne. Bir tatil yöresinde yan yana tatil yapan iki ailenin çocuklarının ve iki yetişkinin aralarındaki ilişki eğlendirici. Not: 3/4

Mezuniyet

Graduation

Cristian Mungiu, Romanya, 2016

Genç bir kız, üniversite için yurtdışına gidecektir. Babası ile planlamışlardır her şeyi yıllardır. Ancak kız tam o günlerde saldırıya uğrar. Baba ve kız, gelecek için yeni kararlar vermek durumundadır. İnce, önemli film. Kaçmaz. Not:3/4

21 Nisan 2018 Cumartesi

Aforizmalar 3



İnsanın bir sıkıntısının olmaması çok sıkıcı.

Bir şarkı bana çok iyi gelmişti, hatırlayabilirsem yine iyi olacağım.

Maçka Parkındayım hiçbir şeyin farkında değilim, Gülhane Parkına gideyim belki farkında olurum.

Falımda yüreğim kabarmış, şiir yazayım bari.

Bak hayat, seninle aramızda çok anı var, üzme beni.

Hayatı a kışına da bıraksan a yazına da hep aynı hayat işte.

Tavuk döner et döner bir de sen dönsen.

Seni Allaha havale ediyorum, havale ücreti senden.

Kimseden çekmedim senden çektiğim kadar sevgili bankamatik.

Üç harfliler gelince, aşk yani, korkuyorum, hemen felak nasa bağlıyorum.

Aşk ve sanat, dünyanın kötülüklerine karşı en iyi iki kalkan.

Büyük sözler büyük vaatler hep sahte sevgilerde kullanılıyor.

20 Nisan 2018 Cuma

Hesse ve Sine



Çarklar Arasında

Can Yayınları

Yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından Hermann Hesse. Şair ve ressam da olan Hesse asıl olarak romanlarıyla tanınıyor. Romanlarında psikanaliz ve uzak doğu felsefeleri konularını da işleyen yazarın bütün romanları önemli ve iyi. Genelde insanı anlatıyor, arayışını, gelişimini, toplumla çatışmasını. Bu romanında da ana konu eğitim. Ailesinin istediği yönde eğitim alan bir çocuğun, aile, okul ve kendi istekleri arasında verdiği savaşı konu alıyor. Türlü baskılar karşısında ne yapacağını şaşıran ve ezilen bir çocuğun hikayesi. Herkesin, anne babaların, eğitimcilerin okuması gereken romanlardan. Hesse’in kendine özgü gizemli, büyülü dili bu romanda da var. Not:4/4




Baştankara

Sine Ergün

Can Yayınları

Öykücülüğümüzün ustalarından yazarımızın bu şimdilik üçüncü öykü kitabı. İlk iki kitabı, Bazen Hayat ve Burası Tekin Değil, çeşitli ödüller almıştı, Haldun Taner ve Sait Faik öykü ödüllerini. Bu kitabı da Avrupa Birliği ödülünü aldı. Yazarın çok kendine özgü bir tarzı ve dili var. Öyküleri çok kısa. Bazen yarım sayfa, bazen bir sayfa, bazen de iki üç sayfa olabiliyor. Çok sade bir dili var, tamamen süssüz. Genelde, sıradan insanlık hallerini anlatıyor. Önemsizmiş gibi duran insanlık hallerini. Ancak, her bir kısa öyküsü, genelde belirgin bir başı ve sonu olmasa da, aynen gündelik yaşamdaki gibi yani, sanki bir roman yoğunluğunda. Ayrıca, bir yazım tarzı da var. Öyküdeki konuşmaları, paragraf ve cümle içinde virgülden sonra büyük harfle başlayarak yazıyor. Bu kitabındaki öyküler, diğer iki kitabına oranla daha yoğun. Kaçırılmaz yazarlarımızdan o. Not:4/4

19 Nisan 2018 Perşembe

Bloglardan Seçmeler



Sibella

Aramıza katılan en yeni arkadaşlarımızdan veee pasta ve kitap seviyor. Yazıları da yorumları da arkadaşlığı da çok şirin.




Mor Midye

Eski olmasına rağmen şimdilerde daha aktif olan ve bol bol kitap okuyup yazan arkadaşımız. İsmi de ne güzel ama değil mi?




Özden Ak

Bizi bol kitapla buluşturan, serileri, listeleri yazan kitap blogu arkadaşımız, eski ama yeni keşfettim.




Müfred

İlginç bilgileri, anekdotları, hikayeleri ile arkadaşımız aramıza döndüüüü.




Çağdaş İpek

Aramıza yeni katılan liseli arkadaşımız şimdilik, okul, insan ve yazmak üzerine yazdıııı.




Aysan

İlginç, değişik, öykümsü, denememsi, günlüğümsü özgün yazılarıyla güzel bir blogu olan arkadaşımız.




Nidal Genç

Kitap, kültür sanat, dizi yazılarıyla aramızda olan yeni arkadaşımıız.




Mesed Hanım

Yeni farkettiğim arkadaşlarımızdan ve saptadığım iki blogu var ve ikisi de iyi. Sanat, edebiyat ağırlıklı ve kendine özgü bir dünyası var.







İman Power

Tatlı, şirin, içten diliyle yazan sevgili arkadaşımız, annesinin sağlık sorunları nedeniyle bir süredir yoktu ama geldi yine sevimli yazılarıyla.




Feri Peri

Blog yazılarımız çalındığında ne yapmalı adlı bizim için önemli bir yazı yazdı. Okuyun mutlakası.



18 Nisan 2018 Çarşamba

Tehlikeli Karım



Baharın gelmesiyle birlikte yeni başlayan dizilerden biri.

Orijinali yaklaşık iki yıl önce çekilen bir Japon dizisi. Yani bir uyarlama dizi bu. Dizi hızlı başladı, hızlı devam ediyor. İçinde aşk da ihanet de para da gerilim de olan bir dram.

Evli bir çiftin erkeği, karısını aldatıyor. Karısı ise bir anda ortadan kayboluyor. Kaçıranlar da 5 milyon fidye istemekte. Erkek, karısı kaybolunca, onu sevdiğini anlıyor ve polisle işbirliği yapıp onu bulmaya çalışıyor.

Karısı bulunuyor ama olay çok karmaşık. Ortada aldatma ve çok para olduğu için, karı koca ve öteki kadın arasında gerilimli ve güvensiz bir ilişki başlıyor. Beş milyon da ortada yok.

Kim iyi kim kötü, kim ne istiyor belli değil ve her an değişiyor. Dizi, eskilerden Kara Ekmek gibi sürekli bir heyecan içinde devam ediyor, aksiyon hiç durmuyor.

Oyuncular da iyi. Seçkin Özdemir’i en son Ateşböceği’nde, Gonca Vuslateri’ni de Anne dizisinde izlemiştik.

Heyecan sevenlere.

16 Nisan 2018 Pazartesi

Öykü Yazıyoruz (Yeni bir mim)


Berlin Berlin arkadaşımız pek hoş pek tatlı bir mim düşündü. Hafta sonuna doğru, acaba ortak bir öykü yazsak nasıl olur diye düşündü. Birkaç arkadaşımız ve ben de bu fikri çok sevdim. Ortak öykü yazacağız yani. Herkes bir parça yazacak ve öyküyü istediği yöne çevirecek.

Berlin Berlin, ilk bölümü yazdı, her mimlenen kişi, kendinden önceki bölümü kopyalayıp, kendi yazdığı paragrafın üstüne yapıştıracak, kendinden sonra mimlediği kişi de aynı şeyi yapacak ve blogunda öykünün o ana dek olan gidişi belli olacak. Öykünün başlığı ise daha sonra belli olacak.

Berlin Berlin, ilk olarak beni mimledi. Öyküye bir devam yazacağım, bir sonraki arkadaşımızı mimleyeceğim. Öykü yazımına katılmak isteyen arkadaşlar, Berlin Berlin'in bloguna gidip, ben de yazmak istiyorum desinler. Katılmak isteyenler sırayla katılacak yani. Ben de, arkadaşlarımıza gidip, hadi sen de yaz bir devam diyeceğim.

Sonra da, öykünün bütünü de herhalde sevgili Berlin Berlin'in blogunda ve yazan arkadaşlarımızın bloglarında da görülebilir olacak. Haydi siz de katılın.



Şimdilik İsimsiz Öykü

Saçları terden yüzüne yapışmış, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, koşmaktan dizlerinde derman kalmamış bir şekilde, sokağın büyük caddeye açılan köşesinden ana yola fırladı. Zifiri karanlıkta bir arabaya rast gelme umuduyla koşmaya devam etti. Yolun karşı tarafında beliren ışığa biraz daha yaklaştığında, birinin kendine doğru geldiğini ve fısıldayarak "Öykü" diye çağırdığını duydu. 

Öykü, Öykü, Öykü, fısıldamaların şiddeti arttı, Öykü, kızım, hadi uyan, uyansana, hadi kızım, sabah oldu, okuluna geç kalacaksın, uyan. Bir sıçramayla uyandı, ah anne, sen miydin beni çağıran, ne işin vardı ışığın altında? Ne ışığı yavrum, kabus mu görüyordun sen, sana kaç defa dedim, uykudan önce gerilimli filmler izleme diye, hadi kalk artık, bir duş al, portakal suyunu iç ve dersine yetiş.

Neyse ki rüyaymış dedi Öykü. Derin bir nefes aldı. Sonra kalkıp lavaboya gitti. Yüzüne çırptığı suyla kendine geldi. Annesi içeriden iki lokma bir şeyler ye diye sesleniyordu. Geç kaldım anne diye odasına gidip aceleyle giyindi. Annesine bir öpücük gönderip masanın üzerinde duran bir bardak sütü içtikten sonra kendini dışarı attı. Hızlı adımlarla ışıklara geldi.

Tam caddeden karşıya geçmeye hazırlanırken acı bir fren sesi duydu. Bir an geceki rüyanın etkisiyle arabanın kendisine çarptığını zannedip gözlerini kapattı. Sonra kendine gelip gözlerini açtığında yerde yatan bir kedi yavrusu gördü. Hemen kediyi kucağına aldı. Neyse ki birkaç ufak çizikten başka görünür bir yarası yoktu kediciğin. İlk dersi kaçırmıştı zaten. Eve dönüp annemden mi yardım istesem yoksa veterinere mi görürsem diye ikilemde kaldı Öykü.


Ama kısa sürede toparladı kafasını. Düşünmesine gerek yoktu ki, ne yapacağını o çok iyi biliyordu. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. İçinde kelebekler uçuşmaya ve kalbi hızlıca atmaya başladı. Çünkü aklına gelen fikir onu heyecanlandırmıştı. Eve dönüp annesinden yardım almayacaktı elbette, kediyi veterinere götürecekti. Her gün okuluna giderken yolunu uzatıp kliniğinin önünden geçtiği, "acaba karşılaşır mıyım" düşüncesi ile kapısının önünde oyalandığı, aşık olduğu veterinere götürecekti kediyi. O veterineri de ilk, arkadaşının kedisini götürdüklerinde görmüştü..Zaten o anda da aşık olmuştu. Ondan sonra sürekli oraya gitmek için bahaneler buluyordu. Hatta veteriner onu geçen hafta kapısının önünden geçerken görünce içeri kahve içmeye çağırmıştı. Öykü o günden sonra daha çok görmek istiyordu veterineri. Hakkında bütün bilgiye sahipti.. Öykü daha üniversite 4. sınıftaydı, veteriner ile aralarında 3 yaş vardı...


"Ayakları ondan evvel davranıp harekete geçmişlerdi bile. Hızlı adımlarla yürüyor, ılık sabah rüzgârını kızarmaktan kendilerini alamayan yanaklarında hissediyordu. Başını gökyüzüne doğru kaldırdı. Mavinin envaiçeşit rengine bürünmüş, güneşin anaç ışıklarından şahsına pay çıkarmaya çalışıyordu gök kubbe.

'Ne güzel bir Nisan sabahı..." dedi Öykü mutluluğun iksiri aşık olma hali ile sarhoş olurken. Küçük kedicik o sırada iyice kucağına yayılmış, karamel kahvesi tüylerini yalamakla meşguldü.

Bir sokak geçti, sonra bir sokak daha. Veteriner kliniği ile arasında sadece yirmi metre kalmıştı ki hemen yanı başındaki bir dükkanın camekanının önünde durdu. Camın yansımasında kendisini yeterince beğenene kadar üstüne başına bir çeki düzen verme gayretine girişti. Ensesinde topladığı koyu kumral saçlarını saldı. Saçlar omuzlarına düştü; perçemleri de küçük ve sevimli alnına. İşte şimdi hazırdı..." 

Heyecan içinde özel kliniğin merdivenlerinden çıkarken kalp atışlarının ritmini frenlemek istercesine elini göğsüne bastırdı ve her adımı ile yüreğinin derinliklerinde giderek daha da çoğaldıklarını hissettiği pır pır uçuşan sevgi kelebeklerine hemen oradan uzaklaşmalarını söyledi. Olabildiğince normal görünmeye gayret etse de kucağında taşıdığı yaralı minik kedi kadar ürkek ve narindi. Bekleme salonunda girdiğinde daha önce hiç karşılaşmadığı sarı saçlı, ela gözlü, beyaz önlüğün içinde bile oldukça alımlı görünen bir genç kız karşıladı onu. “Bu kız da nerden çıktı şimdi” dedi içinden. Öfkesini yatıştırmaya çalışarak “Tunç Bey müsait mi?” diye sordu ve ekledi “Minik kedinin durumu biraz acil de”. “Tunç Bey şimdi bir operasyonda. 15 dakikaya kadar çıkar. O müsait oluncaya kadar ilk müdahaleyi ben yapayım dilerseniz. Ben onun yeni asistanıyım, adım Seray” deyip onay beklemeden çekip aldı kediciği Öykü’nün kucağından. Onu muyene odasına doğru götürürken geride bıraktığı parfümün rüzgarından hiç hoşlanmamıştı Öykü. Asistanın mekanik kollarında muayeneye giden kedicik ise çaresizce teslim oldu kaderine. Müjde annenin biricik kuzusu ve mahalledeki en yakın kankası Bücürük’le bugünkü pinpon maçını iptal edecekti mecburen.

(bakalım, Öykü'nün nasıl bir hayatı olacak, neler yaşayacak?) (Ebemkuşağı'nı mimliyoruum)



Ebemkuşağı yazdıııı, şimdi sıra İncirli Kurabiye Zeynep'deee...

Zeynep de yazdıııı.


O da Feri Peri'yi mimledi.


sonra da Yıldız mimlendi.


ve Sibella.


Bu ortak, imece öykümüze katılmak isteyen arkadaşlarımız, Berlin Berlin arkadaşımızın bloguna yorum yapıp bildirsinler, öyküye katılıp bir sonraki arkadaşı mimlemek, seçmek isteyenler de yine Berlin Berlin arkadaşımızın yazısının yorumlarında yaptığı listeden bakıp seçsinler iştee.

15 Nisan 2018 Pazar

Jio ve Kuzey Polisiyesi



Mart Menekşeleri

Saraj Jio

Arkadya Yayınları

Yazardan yine geçmişle bugünü bağlayan tatlı, akıcı, buruk bir mutluluk veren keyifli bir roman. Yine romantik, duygulu, meraklı, aşk dolu bir öykü. Uzun yıllardır yeni bir kitap yazamayan bir yazar olan Emily, eşi onu aldatınca, yengesinin yanına gider, bir adaya, orada dinlenip yeni bir kitap için ilham beklerken, yengesinde bir günlük bulur. Yine çok eskilerden bir günlük. Bu günlüğü okudukça ailesi ile ilgili gerçekleri öğrenir, geçmişteki aşkları. Yağmur Sonrası (Sahildeki Kulübe) gibi bu romanda da bir adadayız ve geçmiş ile bugün iç içe. Yine mutluluk veren bir kitap. Not:3/4





Burundi Prensesi

Kjell Eriksson

Labirent Yayınları

Tipik bir kuzey polisiyesi. Kar, kış, sıradan insanlar, işinde gücünde kendi halinde insanlar, aileler ve elbette bir cinayet. Bir adam öldürülür. Eşi ve oğlu vardır. Çevrede insanlar, akrabalar, polis, zaten küçük bir yer, herkes tanıdık. Cinayet yanında çalınan paralar da vardır. Ve de balıklar, akvaryumdaki. Burundi Prensesi de bir süs balığı. Hayat sakin devam ederken bir yandan da olay çözülür, herhangi bir iş gibi, cinayet de gündelik hayatın bir parçasıdır zaten, hırsızlık da, suçluyu yakalarsın, yeni bir suça kadar. Kuzeylileri sevenler için ideal polisiye. Not:3/4

14 Nisan 2018 Cumartesi

Müzik Seçkisi 7



Adamlar-Kapısı Kapalı
Adamlar-Koca Yaşlı Şişko Dünya
Neslihan-Sen Ben
Neslihan-Hiç Sevmedim
Neslihan-Adı Oldu Yalnızlık
LP-Lost On You
İlhan İrem-Anlasana
Candan Erçetin-Bahar
Sade-No Ordinary Love
Bea Miller-Song Like You
Bea Miller-Like That
Bea Miller-Crash and Burn
Kuan-Pirlere Niyaz Ederiz
Barış Özcan/Şanışer-Korkudan
Barbie Prenses ve Popstar-Burdayım
Conchita Wurst-Rise Like a Phoneix
Barbie Prenses ve Rock Star-Sesini Yükselt
Selena Gomez-Cruella De Vil
Twenty One Pilots-Stressed Out
Murat Ceylan-Yeni Nesil

13 Nisan 2018 Cuma

İki Edebiyat Dergisi



Porsuk

İki ayda bir yayınlanan ve yedinci sayısı çıkan edebiyat dergisi, küçük boyda, siyah beyaz. Toprakaltı edebiyat başlığıyla çıkıyor. Yer altı değil yani toprak altı. Sadece öykü ve şiir var içinde. Yara Haber Bülteni adlı şiir çok iyi (çatıda kalan/sandıkta tozlanmış/pili bitmiş tüm radyolar ve/yayınımıza yeni katılan dinleyiciler için tekrar ediyoruz/yara haber bülteni devam ediyor/…).

Dergide bir blog arkadaşımız da yazıyor. Aleyna Özden, Uçurum Mavisi adlı blogunda iyi öyküler, denemeler yazıyordu, İstanbul’da bazı dergilerde öyküleri de çıkmıştı. Bu dergide ise Şekspir’in Macbeth’inden bir kesit çevirmiş, başarıyla, İngilizce öğretmeni kendisi. Dergide bir de Halikarnas Balıkçısını anlatan yazı bulunmakta.

Yaba

En eski edebiyat dergilerinden biri. On yıllardır çıkmakta.

Dergide, Ferit Edgü, Yaşar Kemal, Şarlo, Sadri Alışık, Pirandello, Mahmut Makal, Leonard Cohen ile ilgili yazılar, çeşitli öyküler, şiirler, sosyal, tarih, edebiyat araştırmaları, denemeleri var. Bir profesörün Makal okuyarak İngilizce öğrendiğini anlatan yazısı çok hoş. Yaba Öykü dergisinin yıllar içindeki hikayesini anlatan yazı da edebiyatseverler için önemli. Siyah beyaz olan bu dergi, geleneksel edebiyat açısından iyi. Porsuk yeniyi, Yaba da eskiyi temsil ediyor.

12 Nisan 2018 Perşembe

Seçme Kitaplar 4



Sevmek Dokunmaktır, Desmond Morris
Bahara Kadar Bekle, Bandini, John Fante
Taş Ustası, Camilla Lackberg
Kutup Soğuğu, Arnaldur Indridason
Yaratıcı İmgeleme, Shakti Gawain
Yaşam Kitabı, Krişnamurti
Siyah İnci, Anna Sewell
Toza Sor, John Fante
Tek Boyutlu İnsan, Herbert Marcuse
Çocuk Kalbi, Edmondo De Amicis
Saklı Çocuk, Camilla Lackberg
İlk Müslüman, Lesley Hazelton
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, James Joyce
Meleklerin Gücü, Beki İkala Erikli
Altın Çağ-Ezgi Duran
Bir Kadının Hayatından Yirmidört Saat-Zweig
Bitmeyen Aşk-Pınar Kür
Boğaziçi’nde Bir Gezinti-Dionysios Byzantios
Çırak-Tess Gerritsen
Devrimin Kızı-Amy Engel
Dinle Küçük Adam-Wilhelm Reich
Doktor Jivago-Boris Pasternak
Don Kişot-Cervantes
Dua Saatleri Kitabı-Rilke
Eugene Grandet-Balzac
Ev Kuralları-Jodi Picoult
Gazap Üzümleri-Steinbeck
Girişim-Eren Özeren Özgül
Güzel-Robin McKinley
Kara Pazarlar-Ece Evren
Kusurlu-Cecelia Ahern
Kuşlar-Tarjei Vesaas
Martin Eden-Jack London
Mina-Zeynep Çolakoğlu
Oğlak Dönencesi-Henry Miller
Otuz Yaş-Ingeborg Bachmann
Örümcek Ağındaki Kız-David Lagencratz
Prens-Machiavelli
Saklı Çocuk-Camilla Lackberg
Sırlar Uçurumu-Alein Kentigerna
Sular Çekildiğinde-Arnaldur Indridason
Theo’ya Mektuplar-Van Gogh
Vadideki Zambak-Balzac
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü-John Berger
Wittgenstein’ın Yeğeni-Thomas Bernard

Okuyup da blogda yazdığım kitaplardan bir seçme daha. Bu kitapların içinde ilginizi çekenler olursa, daha önce yazdığım eleştirilerini isteyen arkadaşlarıma gönderirim.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Etkinlik ve Çekiliş



Artık eskilerden olan sevgili arkadaşımız kitapsever ciciş İncirli Kurabiye Zeynep, blogunda bir etkinlik düzenledi. Bir kitap bir kart etkinliği. Hoş bir etkinlik. Katılanlar birbirlerine kitap ve kart gönderecek. Aralarında eşleşenler hediyeler gelinceye dek kimin gönderdiğini bilmeyecek. Heyecanlı, zarif bir etkinlik. Hemen siz de katılın.





Yineee artık eskilerden olan kitap ve hobi sever ciciş arkadaşımız Okuma Günlüğüm Eren, blogunda bir çekiliş düzenledi. Blogu yakınlarda sekizinci yaşını kutlamıştı. Ayrıca bir de hoby.ist adlı hobi sitesini kurmuştu. Bu iki olayı kutlamak için blogunda bir çekiliş düzenledi. O da kitap şirin ve renkli kırtasiye ürünleri veriyor. Siz de katılın bu keyifli çekilişe.


Hepimize bol kitaplı, bol gülücüklü bol güneşli günler olsun.

10 Nisan 2018 Salı

Kısa Öykü



Uzun öykü veya roman yazmak sıkıntılı bir etkinlik olsa gerek. İnsan yazınca, kendi yazdığı kahramanla arkadaş oluyor, hep onunla yaşıyor. Diyelim bir öykü yazıyorsun, öykü kahramanının adı da Öykü. Aldın mı başına illeti. Yat öykü, kalk Öykü.

Uzun da yazıyorsan artık kurtulamazsın öykünden. Öykü seni tutsak eder. Kendi beynine hapis olursun. Klavyedeki satırlara. Zihninde yaşarsın. Güneşi göremezsin de zihnindeki güneşi görürsün, öykünde sabah olduysa.

O yüzden kısa yazacaksın ki mahkumluğun kısa sürsün. Kısa ve acısız. Kısa öyküler uzun süre acıtmazlar. Kısa ve derin bir kesik olsa da iyileşmesi çabuk olur. Bir öykü neşteri olmalı insanın.

Bir öyküye başlarsın. Yazmak istersin. Yirmibeş yıl önce lise yıllarında sevdiği, çıktığı kıza bugün rastlayan bir erkek, o kadına dönmek için iki çocuğunu ve eşini terk etsin. Tam öykülük bir konu bu örneğin. Dramatik kurmak lazım. İki zamanlı olacak. Geçmiş ve bugün. Bundan bir Türk dizisi bile çıkabilir.

Veya, bir kadın sahaflara gidiyor. Eski fotolara bakıyor, öylesine. Beyoğlu’ndaki sahaflardan birinde. Siyah beyaz fotolara bakarken, hiç olmayacakmış gibi görünen bir olay gerçekleşiyor. Kadın, babasının bir fotosunu buluyor. Fotoda babası bir kadının omzuna elini atmış. Annesi babası ölmüş kadının. Fotodaki kadın ise annesi değil. Babası herhalde bir aşk yaşamış.

Bu kadın sahaflardan sonra eve gidiyor. Düşünceli. Akşam çocuğunu kreşten alıyor, evde oynuyorlar. Kadın hep dalgın, kimdi o kadın acaba, babasının yanındaki? Çocuğu ile oynamaya dalıyor sonra. Kızı pek oyuncudur, komiktir. Televizyon kumandasının sıfır tuşuna basar, televizyonun şarjı bitti anne der. Okuma yazmayı yeni öğrenmektedir, heceleyerek okur. Ona kaç yaşında olduğunu söyle, senin kaç aylık olduğunu hemen aklından hesaplar söyler sana.

Minik kız, oynarken Allah’ı sorar annesine. Allah’ın şekli nasıl, bizi nasıl görüyor. Anne, Allah’ın telefonu var mı? Annesi kendini tutamaz güler, kızım Allah’ın telefonu olur mu hiç yani. Minik kız ise şöyle der; ben ona bir telefon alırım, yukarı attırıveririm.

Bu öyküdeki kızın adı Öykü mü olsa ki?

9 Nisan 2018 Pazartesi

Yağmur Sonrası



Sarah Jio

Arkadya Yayınları

Sarah Jio’nun, Kristin Hannah, Maeve Binchy gibi sürükleyici, tatlı bir dili var. Bu romanda hüzünlü ama ince ve güzel bir aşkı doyumsuz kurgulamış.

İkinci Dünya Savaşı yılları. Anne, evlenme aşamasında, Gerard ile, evlenecekler ama aslında sadece iyi arkadaşlar, Anne aşık değil. Arkadaşı Kitty, savaşta görev almak istiyor, Pasifik’te hemşire olarak, Anne da ani bir kararla ona katılıyor ve Bora Bora adasına gidiyorlar. Gerard da asker olarak başka bir yere gidiyor.

Anne ve arkadaşı hemşireliğe başlıyorlar. Kitty ilişkiler yaşıyor, Anne ise Westry adlı bir askere aşık oluyor. Onunla sahilde bir bungalovda zaman geçiriyorlar işlerinden arta kalan zamanlarda. Bu bungalov aynı zamanda ünlü ressam Paul Gauguin’in bir zamanlar yaşadığı bungalov.

Anne ile Westry aşk yaşarken bir yandan da savaş devam ediyor. Adada iyi kötü birçok olay yaşanıyor ve araya bir cinayet de giriyor. Savaş belki aşk yaşamak için romantik bir dönem olsa da sonuçta savaşta aşk yaşamanın zorlukları da var.

Anne, Westry, Kitty ve çevrelerindeki insanların hayatını savaş şekillendiriyor ve her birinin hayatı hiç beklenmedik yönlerde ilerliyor.

Çok romantik, çok acı bir tat bırakan ama yine de doyumsuz bir aşk hikayesi. Yürek burkarken bir yandan da insanı mutlu ediyor. Ağlatıyor da güldürüyor da. Gerçekten de yazarın büyülü bir dili ve anlatımı var. Edebiyat olmasa da popüler tarzda ama lezzetli bir okuma.

Not:3/4

Herkese Bilim Teknoloji



Oldukça ilgi çekici, faydalı yazıları içeren bilim ve teknoloji dergisi. Güncel bilimsel konuları sevenler için her hafta kaçırılmayacaklar olanlardan.

Bedensel egzersizin miktarını anlatan yazı tam günümüzün konusu. Doğan Kuban’ın Türk kültürünü anlatan yazısı da zihin açıcı. Doğada yok olmakta olan canlı türlerini anlatan inceleme de önemli.

Facebook hikayeleri ise şaşırtıcı. Şu bizim feyste neler de dönüyor, haberimiz yok. Dünyanın son beyaz gergedanı Sudan’ın hayatı ise iç burkucu.

Haftanın en önemli konusu ise Stephen Hawking. Şimdilik son bilim dahisi olan bilimadamının özel hayatı yansıtılmış. Hayatına giren kadınlar. Bizlere verdiği öğütler.

Hawking’in ölmeden önce üzerinde çalıştığı teoriler. Evrenin arka arkaya patlamalarla oluştuğu yönünde matematiksel teoremleri. Bir de ilginç olan nokta, Hawking, dine inanmasa da kilise ona ödüller veriyor.

Bilimsel gündemi takip etmek isteyenlere.

7 Nisan 2018 Cumartesi

Film Seçkisi 6



CENNET APARTMANI

Paradise Suite

Joost Van Ginkel, 2015, Hollanda

Birbirinden farklı ırkta ve kültürde insanlar Amsterdam’da bir binada bir araya gelirler. Altı kişinin hayatı bir ortamda ve bir şekilde birleşir. Genel olarak hepsinin hayatında dramlar vardır. Bir anlamda yeni bir hayata geçmek isterler, hepsinin özlemi, umudu vardır. Ancak gerçek hayat acımasızdır her zaman olduğu gibi. Doğal, sade, gerçek film. İyi bir sinema deneyimi. Göçmen sorunlarını da işliyor. Not:4/4

DAİMA LİLYA

Lilya 4-ever

Lukas Moodyson, 2002, İsveç

İsveç’ten fırtına gibi ve şiirsel başlayan ve öyle de biten ve insanı şaşkına çeviren bir film. Onaltı yaşındaki babasız kız Lilya’yı annesi de terk eder gider. Sokaklara düşen melek yüzlü saf kızı kandırırlar ve onun üstünden para kazanırlar. O ise melek umutlarını hiç kaybetmez. Genç yaşta seks işçisi olsa da o hayal dünyasında yaşar. Mükemmel sinema. Not:4/4

SONSUZ ŞİİR

Poesia Sin Fin

Alejandro Jodorowsky, 2016, Şili

Şilili özgün sanatçı Jodorowsky kendi geçmişine bakıyor. 90 yaşına gelen şair, yazar ve sinemacı Jodorowsky, bu otobiyografik filminde yaklaşık yetmiş yıl önce nasıl şair olduğunu anlatıyor. Çılgın şair arkadaşları ile o yılların sanatını nasıl oluşturduklarını ve renkli, düşsel ve gerçek yaşamlarını gösteriyor bize. Şiirsel, deli dolu, dopdolu bir hayat ve film. Not:4/4

6 Nisan 2018 Cuma

Nimetşinas



Hüseyin Rahmi Gürpınar

Atlas Kitabevi

Klasik yazarlarımızdan Hüseyin Rahmi’nin bu kitabında iki romanı ve bir öykü derlemesi bulunmakta.

Nimetşinas ve Hakka Sığındık adlı romanları, bunlara uzun öyküler de diyebiliriz, her ikisi de 100’er sayfadan uzun, her zamanki gibi çok iyiler. Bir de Meyhanede Kadınlar adlı öykü toplamı var kitapta. Hüseyin Rahmi öncelikle romanları ile tanınsa da romanları kadar çok sayıda olmasa da öyküler de yazmış. Öykülerinde de yine insanları, İstanbul’u, geçiş sürecindeki ülkemizi anlatıyor. Bir yandan gelenekler diğer yandan modern yaşam. Cumhuriyetin öncesi ve sonrasında yazdığı için bize o dönemdeki kültürel ve yaşamsal karmaşayı sevecen ve genelde komik bir dille anlatıyor.

Nimetşinas, vefalı, nimet bilen, iyiliği unutmayan ve sadık anlamında. Nimetşinas bir kız olan Neriman, zengin bir eve işe alınıyor. Ev işlerine yardımcı olarak. Çok genç ve güzel olduğu için evin beyi Nihat bey, eşini sevmesine rağmen Neriman’a aşık oluyor. Eşi Talat hanım da durumu öğrenince bu üçlü arasında dramatik olaylar yaşanıyor. İnsanın erdemleri, güçleri, zayıflıkları üzerine bir roman bu.

Hakka Sığındık ise inanılmaz bir olayı anlatıyor. Ülkenin yoksul zamanları, açlık var ve İspanyol nezlesi, ki Hüseyin Rahmi, o dönemdeki kolera salgınını da başka romanlarında anlatıyordu, herkes kırılırken bazı zenginler rahat hayat sürüyorlar. Nüzhet Ulvi adlı bir yazar ise, yoksul ailesine bakabilmek için zekice bir plan yapıyor. Zenginlere mektuplar yazarak onlardan para istiyor. Polis de peşine düşüyor yazarın. Olay, beklenmedik bir sonuca ulaşıyor. Hüseyin Rahmi insancıl bir polisiye roman yazmış.

Meyhanedeki Kadınlar öyküleri ise yazarın beş öyküsünü içeriyor. Büyük Günah, ölmeden önce bir günahını anlatan bir kadını, Nergis Hanımla Fehmi Bey, bir kadın ve iki kedisinin sevimli öyküsünü, Mübareğin Kuyruğu, eşeğini kullanarak para kazanan bir adamın komik öyküsünü, İğneli Fıçı, yazarın evinde arılarla savaşını, Zavallı Katil de karısını kıskanan bir adamın yok yere katil olmasını anlatıyor.

Kaçırılmayacak kitaplardan.

Not:4/4

5 Nisan 2018 Perşembe

Seçme Kitaplar 3



Sesler- Arnaldur Indridason
Yabancı-Camilla Lackberg
Buz Prenses-Camilla Lackberg
Vaiz-Camilla Lackberg
No 21-Anders Roslund/Börge Hellström
Ölümün Sesi-Arne Dahl
Hipnozcu-Lars Kepler
İnfazcı-Lars Kepler
Amanvermez Avni-Ebüssüreyya Sami
Kurucunun Kızı-Amy Engel
Beni Seç-Kiera Cass
Elit-Kiera Cass
Sonsuza Dek-Kiera Cass
Gözlerini Sımsıkı Kapat-John Verdon
Gönül Yarası-Chelsea Cain
Ajda’nın Elmasları-Mehmet Murat Somer
Gizli Ev-Dean R. Koontz
Bella’nın Ölümü-Georges Simenon
Hollanda’da Bir Cinayet-Georges Simenon
Huzursuz Adam-Henning Mankell
İ-Ercan Körpe
Mondrian Gibi Resim Yapan Hırsız-Lawrence Block
Vincent Konağı-Hale Nur Durmuş
Kim Olduğunu Biliyorum-David Kessler
Küçük Tatlı Şeyler-Jillianne Hoffman
Peter Pan Ölmeli-John Verdon
Otuz Mezarlı Ada-Arsene Lupin-Maurice Leblanc
Ateş Etme İstanbul-Celil Oker
Karanlık Kalp-Lee Monroe
Bana Dokunma-Tahereh Mafi
Karanlığın Kızı-Kelly Keaton
Güzel Şeytan-Kelly Keaton
Soğuk Öpücük-Amy Garvey
Yemin-Kimberly Darling
Çaylak El Kitabı 101-P.C.Cast
Gördüğüne Asla İnanma-Mario Mazzanti
Şah Mat-Mario Mazzanti
Pür-Juliana Baggott
Zamanın Efendisi-Maxime Chattam
Kaiken-Grange
Uyuyana Kadar-S.J.Watson
Celladın Kızı-Oliver Pötzsch
Bataklığın Kayıp Tanrıları-Elly Griffiths
Hain Yüreğim-Wulf Dorn
Kafes-Josh Malerman
Ölüm Peygamberi-Alein Kentigerna
Son Nefes-Michael Prescott
Trendeki Kız-Paula Hawkins


Okuyup da blogumda yazdığım kitapların arasında iyi olanların listesine devam ediyorum. Bu listede, polisiye, gerilim, suç, fantezi, distopya romanları var sadece. İsteyen arkadaşlarıma bu kitaplarla ilgili daha önce yazdığım yazıları gönderebilirim.

4 Nisan 2018 Çarşamba

Duyuru ve Çekiliş


Sevgili Berlin Berlin arkadaşımızın blogunda bir etkinlik duyurusu okudum. "23 Nisan Mutluluk Bayramına siz de katılmak ister misiniz?" diye.


Etkinliği ilk duyuran da sevgili Bulut Gölgesi Tülin arkadaşımız. Etkinlik, çocuk bayramında hasta çocukları mutlu etmekle ilgili. Siz de okuyun, duyurun, katılın işte.

https://bulutgolgesi.blogspot.com.tr/2018/03/23-nisan-mutluluk-bayram-na-siz-de.html?m=1

Bir de çekiliş duyurusu:

Gezmeyi çok seven arkadaşımız Zehra Çelik Baltacı, blogunda bir çekiliş düzenledi. Kitap, kokulu sabun ve kendi yetiştirdiği bir sukulent hediye ediyor.

3 Nisan 2018 Salı

Ütopya



Ütopya güzel bir sözcük. Hayal içeriyor. Olmayan yer, olmayan ülke, her şeyin daha iyi olduğu ortam anlamında kullanılıyor. İlk kez ortaya çıkaran da, aynı adlı kitabı olan Thomas More.

Distopya ise daha yeni bir sözcük. Ütopya’ya karşı olarak çıkmış. Distopya ise kötü gelecek anlamında. Genelde, dünya veya yaşam yok olduktan sonra ortaya çıkacak ülke, dünya, yaşam anlamında. Ütopya ile distopya arasında gidip geliyor dünya işte.

Ütopya, olmayan anlamında ise aslında distopya olan anlamında oluyor. Komik ama öyle. Ters anlam olduğu için. Ütopya, olmayan, düşsel ülke ise, distopya bunun tersi, yani, olan, gerçek olan ülke oluyor. O zaman ütopya, gelecekteki iyi ülke, distopya ise bugünkü olan kötü ülke veya dünya.

Böyle bir anlam çıkabiliyor. Hayallerden söz edince biz ütopik oluyoruz, gerçeklerden söz edince ise distopik. Ama böyle değil kullanımdaki anlamı. İkisi de gelecekle ilgili.

Ütopya romanını okumayınca, ütopya deyince aklımıza sadece Selena geliyor doğal olarak. Şu eski dizi film. Bizim için Ütopya o işte. Selena, Ütopya gezegeninde iyilik yapardı, Yunan mitolojik savaş tanrısı Hades ise kötülük yapardı.

Ütopya, biliyor musun, ay evet bilmez miyim, Selena işte. Orda vardı Ütopya. Başka Ütopya da mı var yani.

Biz normal insanlar için Selena Ütopyası var, belki felsefeciler, felsefe sevenler için Thomas More’ın Ütopyası olabilir tabii ki. Herkesin Ütopya’sı kendine.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Belkıs



Bahar bayramı, nevruz, paskalya, ortalık hareketli ne zamandır, kermesler de var. Canlandı çevremiz.

Hayat böyle renklenince insanın rüyaları da renkleniyor tabii. Rüyalar önemli. Rüya görmeyi seven biri olarak bu gece neler göreceğim derim hep uykudan önce. Rüyalar da migren gibi. Yani, insanın en yakın arkadaşı. Migren kötü bir arkadaş ama rüyalar iyi arkadaş. Hiçbir zaman ilişkinin bitmeyeceği bir arkadaş. Rüya kapanı kullanmamak lazım ki gece hayatımız eğlenceli olsun.

Rüyalarda gezmek kolay. Uçmak kolay. Hiç bilmediğin, görmediğin yerlere gitmek. Bilinçaltı işte. Gündelik yaşamda bilinçten çok bilinçaltıyla yaşıyormuşuz zaten. Bilinç belki diyor ki, git bir Assos’a biraz doğa gör deniz gör. Ama gece rüyada, bende olduğu gibi, Assos yerine insan Diyarbakır’a gidebiliyor.

Ben de kendimi Saba Melikesi Belkıs ile gördüm, birlikte dereye giriyorduk. Oralarda Çermik varmış. Belkıs oradaki bir derede yüzünü yıkıyormuş. Çünkü yüzü yaralı. Derenin suyu yaralara iyi geliyormuş. Belgeselden aklımda kalmış olmalı. Çermik çayı, Haburman Çayı, Sinan Çayı.

Belkıs ile, onun iyileşmesinden sonra, birlikte Gelincik Dağı’na çıktık. Dağda taş olmuş insanların heykelleri vardı. Bir efsaneye göre, kızın biri gelin olacak, gelin konvoyu dağın önünden ilerliyor. Konvoydaki bir kadının yanındaki çocuk altına yapınca kadıncağız çocuğun altını temizleyecek bir kağıt veya bez bulamamış ve poposunu ekmekle temizlemiş. Bunun üstüne bütün konvoy taş olmuş.

Dağdan sonra Belkıs ile gezerken yollarda, hadi Belkıs dedim bak paskalya var, hemen bir kiliseye gidelim, Belkıs dedi ki en yakın kilise bir saat uzaklıkta. Of dedim yaaa, o bir saat şimdi yollarda dört saat gibi gelir insana. E sen alışık değilsin buralara, ben yürümeye alışığım, nolcak ben o yolu göbeğimi kaşıya kaşıya giderim, dedi o da.

1 Nisan 2018 Pazar

Dudaktan Kalbe



Reşat Nuri Güntekin

İnkılap Yayıncılık

Reşat Nuri Güntekin’in en ünlü eserlerinden biri. Bu romanı Çalıkuşu’ndan sonra yazmış. Romanın kahramanı Lamia, Çalıkuşu’nun kahramanı Feride’ye benziyor.

Hüzünlü bir yaşam var romanda. Lamia’nın yaşamı. Gururlu bir kadının üzüntülü yaşamı. Onu üzen de Hüseyin Kenan. Bir müzisyen, kemancı.

Hüseyin Kenan, mühendis olmuş, Avrupa’ya gitmiş bir genç, müzisyen, Şark Noktürnleri adlı besteleri var. Dayısının bağ evinde kalıyor İzmir’de. Leyla adlı bir genç kız, Nimet adlı bir evli kadınla flört ediyor. Bir de komşu kızı Lamia var. O daha çok küçük.

Lamia, Kenan’a aşık. Kenan da onunla zaman geçirmeyi seviyor. Birkaç yaz içinde Lamia büyüyor. Kenan Lamia’dan hoşlanıyor. Lamia da ona hayran zaten, ne istese yapar. Lamia, sonunda Kenan’dan hamile kalıyor. Kenan için bir macera bu.

Kenan, İstanbul’a dönüp Cavidan adlı bir prensesle evleniyor. Lamia için ise zorlu bir yaşam başlıyor. Kızı Mebrure ile akrabalarında, farklı şehirlerde yaşıyor, erkekler onu hep hor görüyor. Lamia, o ilk aşkının bedelini ödüyor.

Sonu ise daha da dramatik. Kenan ile Lamia’nın aşkı ve yaşamları unutulmaz. Lamia’nın romandaki lakabı Kınalı Yapıncak, çilli olduğu için. Dudaktan Kalbe ise Kenan’ın düşüncesi. Aşklar dudakta kalsın kalbe inmesin anlamında, yani sadece eğlensin, ciddi ilişki olmasın.

Not:4/4

Billur Kalp




Hüseyin Rahmi Gürpınar

Atlas Kitabevi

Billur Kalp, edebiyatımızın en iyilerinden ve mizahi bir dille İstanbul’u anlatan Hüseyin Rahmi’nin en iyi kitaplarından biri.

Billur Kalp, kitabın kahramanlarından Sema’nın kalbi. Paşa kızı ancak yoksul düştüğü için evden çalışmaya başlıyor. Sonra işini büyütüyor.

Kitapta iki uzun öykü var. İki öykü birbirinden bağımsız olmasına rağmen aynı çevrede geçiyor. İki öykünün de temelinde, genç ve masum kızları işe alma bahanesiyle işyerlerine çekip onlarla eğlenmek isteyen iş sahibi erkekler var.

Birkaç erkek birleşip bir plan yaparlar. İşyerine genç kız katip lazım olduğunu bildiren reklam yazarlar, bir gazeteye. İlanı gören kızlar gelir. Erkekler, aralarında en genç ve güzelleri seçerler. Üç kız kabul edilir işe. Erkekler de onları yanlarına alıp bir otele eğlenmeye giderler. Ancak, bundan sonrası felakettir. Herkes için dram gerçekleşir.

İlk öykünün en ilginç bölümü, otelde eğlenenlerin aralarında bir tiyatro oyunu sergilemesidir. Zelzele adlı bir tiyatro eserini oynarlar aralarında. Oyunu o anda kendileri yazarlar.

İkinci öyküde ise, paşa kızı Sema ile paşa oğlu Muhlis birbirlerini severler. Evlenmeyi düşünürler. Ancak komşuları Jale kötü niyetlidir. Muhlis ise çok kıskanç. Sema, para kazanmak için iş yapmaya başlar. O da ilk öyküdeki işyerine gider, başka bir ilanla. Muhlis ise onu izler ve Sema’nın iş yapmaya gittiğini değil de eğlenmeye gittiğini düşünür ve ondan ayrılır.

Öykünün bundan sonrası da dramatik, hüzünlü.

Hüseyin Rahmi yine yüzyıl öncesinin insanlarını anlatıyor bizlere.

Not:3/4

31 Mart 2018 Cumartesi

Ahlaksız


Brian Freeman

Panama Yayıncılık

Yazar bu romanı ile en iyi ilk roman ödülünü almış. Haklı olarak almış. Çünkü, çok iyi bir polisiye gerilim.

Minnesota’da iki genç kız kayboluyor, uzun zaman geçiyor, belli ki öldürülüp bir yerlere atılmışlar veya gömülmüşler. Polis detektifi Jonathan cinayetleri çözme peşinde. İlk kız kaybolalı bir yıl geçmiş ama ikinci kız daha yeni kaybolmuş.

Polisin araştırmaları sonunda ikinci kız Rachel’ın üvey babası yakalanıyor. Mahkemeye çıkarılıyor. Başlarda cinayet romanı olarak giden roman şimdi bir mahkeme romanına dönüşüyor. Savcı ile avukatın kapışması.

Mahkeme sonunda akıl almaz olaylar oluyor ve cinayetler devam ediyor. Bir seri katil durumu ile karşı karşıyayız. Ancak, hiçbir şey göründüğü gibi değil. Hiç beklenmedik bir sona gidiyor roman.

Heyecanlı, sürükleyici, zeki, polis iyi, katil iyi, kurbanlar da çok iyi. Özellikle kurban Rachel ölmesine rağmen romanın en ilginç kahramanı.

Suç romanlarını sevenler kaçırmasın.

Not:3/4

30 Mart 2018 Cuma

Film Seçkisi 5


BEN OLGA

Ja, Olga Hepnarova, 2016, Çek Cumhuriyeti

Çek katil Olga’nın gerçek yaşamı. Olga, Prag’da yaşar, utangaç, sessiz bir kızdır. Ailesi ve arkadaşları ile iletişim kuramaz. Kimse de onu dinlemez. Herkesin dışladığı Olga, toplumdan intikam alır, çok genç yaşta. Siyah beyaz çekilmiş bir gerçek suç filmi. Belgesel gibi. İlginç, izleyebilenler için. Rahatsız edici olabilir ama önemli. Not:3/4

MODEL

The Model, 2016, Damimarka, 

Emma adlı genç bir kız model olmak ister, Paris’te. Bunun için elinden gelen her şeyi yapar. İnsanları kullanır, kullanılır. Bir moda fotoğrafçısı ile aşk da yaşar. Model dünyasının arka yüzü. Zarif film ancak herkese göre değil. Not:3/4

LİLA VE DÜŞLERİ

Lila Dit Ça!, 2004, Fransa

Fransa’da Arapların yaşadığı bir bölgede bir Fransız kızı Lila ile Arap ergen oğlan Chimo’nun tuhaf aşkı. Chimo’da yazarlık yeteneği vardır ancak yoksuldur. Lila ise garip halasıyla yaşar. Lila, Chimo ile ilgilenir, kendisi ergen bir kız olsa da birçok aşk macerası yaşamış gibi hayali hikayeler anlatmaktadır, Chimo’ya. Ama mahallede bir çok Arap oğlan da Lila’ya aşıktır. İkilinin aşkı güzel, hafif ama dramatiktir. Fransız sinemasından modern bir aşk filmi. Herkese göre değil ancak seyredilesi. Not:3/4

KÜÇÜK KANAT VARPU

Tyotto Nimelta Varpu, 2016, Finlandiya

Varpu, 12 yaşında bir kızdır ve annesiyle yaşar, annesi çocuksu olduğu için Varpu kendini büyümek zorunda hisseder. Varpu, babasını merak eder ve onu bulmaya çalışır. Sakin giden bir film, bir çocuk ve aile dramı. İzlenir. Not:3/4

GECE SAHİLDE TEK BAŞINA

Bamui haebyun-eoseo honja

Sang-soo Hong, 2017, Güney Kore

Güney Kore’nin önemli ustasından ilginç bir film. Bir genç kız, evli bir yönetmenle ilişkiye girer. Biraz uzaklaşmak için tatile çıkar, evli yönetmen sevdiği, kendisinin ardından gelecek mi merak eder, gelmezse de ilişkisini bitirecektir yönetmenle.

Film iki yerde geçer. Hamburg ve Kore’de, sahilde bir kasabada. Sakin, duru film, daha çok kızın düşüncelerini öğreniriz. Filmin ilginç tarafı, bu filmin gerçek olması. Gerçekten de yönetmen Hong, gündelik yaşamda da filmdeki baş oyuncu kız ile ilişkidedir. Yaşadıkları gerçek olayın başrolünü yine aynı kıza verir. Bir şekilde ilişkilerini anlatır. Kızın gözünden. Bu ilişki, Güney Kore’de bir skandal olmuştur. Yönetmen, skandal olsa da bunu yaşayanlar insandır demek istiyor. Skandal olarak gördüğümüz bir olayı, yaşayanlardan izlemek oldukça değişik bir yaklaşım. Yani işte sanat böyle şaşırtıcı olabiliyor. Not:3/4

25 Mart 2018 Pazar

Müzik Seçkisi 6


Badem/Gülçin Santırcıoğlu-Ala Gözlerini Sevdiğim Dilber
Erkin Koray-Cemalim
Frankie Lymon and the Teenagers-Why Do Fools Fall In Love?
Kaan Öztürk-Yollarda Yoruldum
Simply Falling-Iyeoka
Bebe-Siempre me Quedara
Agnus Obel-Riverside
Lisa Ekhdal-Heavenly Shower
İdo Tatlıses-Sen
Güven Yüreyi-Başka Biri
Merve Özbey-Güvercin
Aysel Yakupoğlu-Gün Gelir
Sıla-Ağla Halime
The Lumineers-Flapper Girl
Lorde-Perfect Places
Lorde-Liability
First Aid Kid-My Silver Lining
Taylor Momsen-Just Tonight
Aysel Güroğlu-Gün Gelir
Park Shin Hiye-Arm Pillow

24 Mart 2018 Cumartesi

45lik





Yeni dergilerden. Müzik ağırlıklı ve eskileri anlatıyor. Nostaljik müzik dergisi yani.

Pelin Batu, eskilerden, o zamanların glam rock (yani renkli, parlak giysiler giyen müzisyenlerin yaptığı rock) müziğini yapan David Bowie’yi anlatmış. Daha sonra hippiler anlatılıyor, İstanbul’daki. Onların merkezi Sultanahmet’teki yaşantıları. Avrupa’dan gelen ve Katmandu’ya gidecek olan hippilerin de durağı. Eski dergilerden, gazetelerden fotolar da var.

Sonra Moğollar sohbeti geliyor. Murat Beşer ise 19altı8 kuşağını anlatmış. Teoman da 80’leri. Dario Moreno yazısı da var. 1950’lerin müziği geliyor ilerleyen sayfalarda. Günümüzün yerli fantastik yazarı Doğu Yücel’in de eski bir öyküsü yer almış.

Fotoromanlar da var. Birinde Cem Karaca bir üniversite öğrencisi rolünde. Eski sinema oyuncularından Lale Belkıs sohbeti de eğlenceli. Türk sinemasında korku bölümünde ise bizdeki eski korku filmlerinden Çığlık ve Ölüler Konuşmaz ki anlatılmış.

Bunların yanında eski müzik ortamı ile ilgili yazılar da bulunmakta. Dergi sevimli. Eskileri merak edenler için de keyifli.

(Not: Dergide dokuzuncu sayfada, Altın Güfte yarışması fotosu var. Bu hafta alıp okuduğum Aksi adlı dergide de bu konu vardı. Hoş bir anekdot da vardı. Yaşar Güvenir adlı eski bir müzisyenimiz, bu yarışmaya şarkı sözü göndermiş. Sensiz Saadet adlı ünlü şarkının sözlerini. Binlerce söz arasında seçilmiş. Zeki Müren seçmiş. Müren, Güvenir’den beste beklemiş. Gelmeyince ona ödülü vermemiş. Güvenir, sonra bestelemiş ve Gönül Yazar okumuş. Sonra bu şarkı müziğimizin en ünlü şarkılarından oluyor.

Korku bölümündeki Ölüler Konuşmaz ki adlı filmi de bugün izledim. Siyah beyaz bir korku filmi. Bir evde hayalet var ve sürekli kahkaha atıyor. Komikti.)

23 Mart 2018 Cuma

İki Felsefe Kitabı



Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer

Thomas Catheart/Daniel Klein

Aylak Kitap

Bir felsefe kitabı ancak felsefeyi mizahla anlatıyor. Metafizik, mantık, epistomoloji, etik, varoluşçuluk gibi çeşitli felsefi akımları, görüşleri açıklarken her bir felsefi görüşe, duruma uygun da bir fıkra var. Bu fıkralarla o akımlar daha iyi anlaşılıyor. Bu sayede felsefeyle gülmecenin birbirine çok yakın iki dal olduğunu da görüyoruz. Eğlenceli bir felsefe kitabı. Felsefeyi sıkıcı bulanlar için. Not:3/4

Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?

Çetin Balanuye

Ayrıntı Yayınları

İlginç bir felsefe kitabı. Yazarı da bir Türk, Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde hoca. Ünlü filozof Spinoza’nın düşünceleri yoluyla hayatımızı bir sevince nasıl dönüştürebiliriz, kitabın konusu. Hüzünlü dünya görüşlerimizden kurtulup kısa kısa mutluluklar değil de genel bir yaşama sevincine nasıl ulaşırız düşüncesini anlatıyor. Felsefenin uzak ve korkunç bir sözcük olmadığını ve gündelik yaşamda da uygulayabileceğimizi gösteriyor. İlginç kitap. Not:3/4

21 Mart 2018 Çarşamba

Sanata Bakış




Bir kitaba, filme, heykele, müziğe, resme, oyuna baktığımızda, onun bir sanat eseri mi yoksa sıradan bir eser mi olduğunu anlamak zor tabii. Hangisi sanat hangisi popüler bir ürün. Popüler olanlar, göze kulağa hemen hoş gelenler, duygularımızla oynayanlar daha çok. Sanat olanı ayırmak içinse o sanata zaman ayırmak gerekiyor. Ayırsak da yine zor.

Çünkü, bir sanat eserine bakınca aslında ona biz bakıyoruz. Bir eser var bir de biz var. Gözümüz var, kulağımız. Ama bunlar bizim. Yani, biz, kendi geçmişimizle, kültürümüzle, bilgimizle o esere bakıyoruz. Güzel diyoruz güzel değil diyoruz iyi diyoruz kötü diyoruz ama kendi anlayışımızla kavrayışımızla. O yüzden belki de o eserin anlattığı bir dünya durumunu, gerçeğini anlamayabiliyoruz.

Bir esere bakınca, bir kitabı okuyunca, acaba o kitap mı iyi, yoksa bizim bakışımız mı iyi, yoksa o sanatçının bakışı mı iyi. Yani, üç tane bakış var. Kitap, sanatçı ve biz. Kitap ortalamadır ama biz ona çok değer veririz, kitap iyidir ama yazarı ona çok değer vermez. Tabii önemli olan biz o kitabı okuduğumuzda hissettiklerimiz. Kitap çok sıradan basit bir konuyu işlemektedir ama biz o kitabı okuyunca etkileniriz. Hayatımıza bir açıklık gelir, anlam gelir. Yazar belki o kitaptan bizim aldığımızı anlatmak istememiştir kitabında. Ama biz, bize ulaşanı anlarız.

Bu durumda, kitap sadece bir kitap değildir bizim için, daha fazlasıdır, yazar ise onu sadece bir kitap olarak düşünüp yazmıştır. Bu durumda, biz kitaptan daha önemliyiz. Veya o sanatçı da kitabından önemli değil. Çünkü, etkilendiğimiz konuyu yazmamıştır o, başka bir kurgu yapmıştır ama biz belki bir cümleden etkileniriz. Bazen de sanatçı daha önemlidir ama eseri önemsizdir veya biz o esere bir anlam yüklemediğimiz için o eser bize önemli gelmez. Ama bir başka kişi için hayati olabilir.

Yani, kitaplar, sanat eserleri, bu kitapları yazanlar, sanatçılar ve biz okurlar, sanatseverler, bu üç olgu da birbirinden bağımsız ama birbirine lazım. Ciddi sanat eseri de olsa, popüler de olsa, entelektüel de olsa, karşı sanat da olsa, yer altı da olsa, sonuçta hepsi bu dünyada olup bitiyor. Hiçbir sanat eseri, hiçbir sanatçı ve hiçbir bizler gibi sanatseverler, dünya dışı değil, bizler bazı sanat eserlerine kutsal gibi baksak da, sanki bir başka dünyada üretilmiş gibi baksak da, her şey bu dünyada ve bu dünyanın insanları için. Ama biz onlara derin anlamlar yüklüyoruz. Sanat bir yansıma olduğu için tabikide.

Olsun



Eve giderken, mahallede bir teyzeyle karşılaştım. Zehra teyze. Geçerken hep selam verir. İki çocuğu varmış. Bir oğlu denizci olmuş, Çanakkale’de imiş, diğeri de kızı işkadını olmuş, Çin’e gitmiş, oradan iş makineleri getiriyormuş bizim ülkeye.

Zehra teyze hep yemeklerden söz eder. Hep o anlatır. Hep fırında pişirirmiş yemekleri. Fırında et, fırında tavuk, fırında börek. O diyor ki, bazılarının yemeği kötüdür, hapishane yemeği gibidir yani. Ne bileyim, hiç olmazsa karnıyarığı, makarnayı, İtalyan salatasını iyi yapsa bari der.

Bugün yolda, akşamüstü, merhaba dedi, nerden geliyorsun, elimde de kitap vardı. Spinoza. O ne dedi, kitap dedim. Ne kitabı o, yemek kitabı mı dedi. Yok dedim felsefe kitabı. Spinoza amca dedim, Etik diye bir kitap yazmış işte. Etik ne dedi. Ahlak dedim. Ah dedi ah ah, bizim İstanbul’da ahlak çok bozuldu.

Ay dedim Zehra teyze, Spinoza da zaten Levanten, İstanbul’da yetişmiş yani, Nişantaşı’nda okumuş o, var ya hani, papyon diyorlar, papyon okul yani, Piyer Loti Lisesinde okumuş zamanında, sonra da Işık Lisesine geçmiş. Ama sonra yurtdışına gitmiş işte.

İnanmaz inanmaz baktı, anladı, uydurduğumu yani. Sen ne yapıyorsun dedi, kitap okumaktan başka. Dedim çeviriyorum. Ne işler çeviriyorsun sen peki dedi. Yok iş çevirmiyorum dedim. Çeviri yapıyorum, hani oluyor ya, bir dilden diğerine çeviriyorum.

Ah dedi, iş mi o, iş değil ki, iş olarak ne yapıyorsun yani dedi. İşim bu dedim. O da tamam peki üzülme dedi, olsun sen de insansın. Yani bana moral veriyordu. İşin yok ama üzülme sen de insansın yani sonuçta. Yazıklandı bana. Dedim sen hiç iş yaptın mı. Yok dedi ben yemek yaparım, çocuk büyüttüm. Daha ne iş yapcam ki? Ayy Zehra teyze dedim, üzülme olsun sen de insansın.

Tabii diyemedim Zehra teyzeye, ne kadar da kültürlü olduğumu. Cezmi Ersöz’ün on üç kitabını ondokuz günde okumuştum. İlk kültürüm böyle olmuştu. Sonra Kafka’dan Dönüşüm okudum. Sonra Masa dergisi okuyordum. İşte bunlar kültür belirtisi değil midir ki? Bir program vardı, CNN’de, Gündem mi neydi, orda kitapları dinlerdim. Ne bileyim nette Serdar Kuzuloğlu dinlerim, veya Sinan Canan. Kitap okumasaydım mesela hafakan yerine afakan derdim. Hafakanlar bastı Zehra teyzeee. Veya sen anlattın yaa, kafam ambalaj oldu. Ambalaj mıydı yok yok ambala oldu.

19 Mart 2018 Pazartesi

Ayin



İstanbul’dan bir grup işadamı Afrika’ya gezmeye gider. İş amaçlı değil tatil amaçlı.

Afrika’ya inerler, gündüz bir iki komşu ülkeyi gezerler. Akşam da bir restoranda yemek yiyeceklerdir.

Restorana gelirler. Masa tamamdır. Yerleşirler. Yemeğe, sohbete başlarlar. Canlı müzik yapan bir orkestra da vardır. Onlar da çalmaya başlarlar.

Bizimkiler, yanlarındaki rakı şişelerini çıkarırlar ve içmeye de başlarlar. Şef garson gelir ve burada kendi içkilerinizi içemezsiniz, dışarından içki getirmek, içmek yasak der.

İşadamlarından biri düşünür ve garsona der ki, bizim bu grup İstanbul’dan bir tarikat, içkiler de ayin için içiliyor. Burada ayin yapıyoruz biz şu anda.

Şef garson, tamam o zaman, der ve gider. Bizimkiler, yemeğe içmeye devam ederler. Bir süre sonra çakırkeyif olurlar ve başlarlar şarkı söylemeye. Biz Heybelide, Yine bir Gülnihal, devam ederler, neşeyle, keyifle.

Aradan bir süre geçer ve garson yine gelir ve işadamının kulağına eğilir ve der ki, sizin ayin bittiyse bizim orkestra çalmaya devam edecek.

17 Mart 2018 Cumartesi

Seçme Filmler 4



Neşeli Pazar (F.Truffaut/Fransa)
Öğleden Sonra Aşk (E.Rohmer/Fransa)
Aşkın Büyüsü (D.Kurys/Fransa)
Mavi En Sıcak Renktir (A.Keciche/Fransa)
İspanyol Pansiyonu (C.Klapisch/Fransa)
Rus Bebekleri (C.Klapisch/Fransa)
Aşk Bilmecesi (C.Klapisch/Fransa)
Gecelerin Adamı (J.P.Melville/Fransa)
Yersiz Yurtsuz (A.Varda/Fransa)
Seremoni (C.Chabrol/Fransa)
Kış Öyküsü(E.Rohmer/Fransa)
Kadınları Seven Adam (F.Truffaut/Fransa)
Camdaki Kadın (F.Truffaut/Fransa)
13 Tzemati (G.Babluani/Fransa)
Berberin Kocası (P.Leconte/Fransa)
Ölesiye (L.Malle/Fransa)
Gainsbourg (J.Sfar/Fransa)
Genç ve Güzel (F.Ozon/Fransa)
Özel Bir Gün (E.Scola/İtalya)
Postacı (M.Radford/İtalya)
Esrarengiz Kadın (G.Tornatore/İtalya)
Oğul Odası (N.Moretti/İtalya)
Finzi-Contini’lerin Bahçesi (V.DeSica/İtalya)
İçinde Yaşadığım Deri (P.Almodovar/İspanya)
Dönüş (P.Almodovar/İspanya)
Seks ve Lucia (J.Medem/İspanya)
Control (A.Corbijn/İngiltere)
Açlık (S.McQueen/İngiltere)
Meleklerin Payı (K.Loach/İngiltere)
Zamana Güzellik Kat (S.Ellis/İngiltere)
Anadan Doğma (P.Cattaneo/İngiltere)
24 Hour Party People (M.Winterbottom/İngiltere)
Sıçan Avcısı (L.Ramsay/İngiltere)
Seninle Yaşıyorum (K.Macdonald/İngiltere)
Gişe Memuru (T.Karaçelik)
Derman (Ş.Gören)
Gece Yolculuğu (Ö.Kavur)
Serçelerin Şarkısı (M.Majidi)
Baran (M.Majidi)
Bab’aziz (N.Khemir)
Kokuhaku (T.Nakashima)
Sakasama No Patema (Y.Yoshiura)
Dört Mevsim (Kim Ki Duk)
Yay (Kim Ki Duk)
Kitap Hırsızı (B.Percival)
Kimsem Yok (K.A.Anderson)
Fanny and Alexander (I.Bergman)
Bisikletli Çocuk (Dardenne Kardeşler)
Rosetta (Dardenne Kardeşler)
Çocuk (Dardenne Kardeşler)
Lorna’nın Sessizliği (Dardenne Kardeşler)
Sefertası (R.Batra)
Barfi (A.Basu)
Tekrar (J.Trier/Norveç)
Ak Kedi Kara Kedi (E.Kusturica/Yugoslavya)
Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca (L.Scherfig/Danimarka)
Ölü İkizler (D.Cronenberg/Kanada)
Eşarbına Sahip Çık Tatyana ( A.Kaurismaki/Finlandiya)
Tomurcuk (N.Ekvtimishvili/Gürcistan)
Şeker Portakalı (M.Bernstein/Brezilya)
İnce Buz Kara Kömür (Y.Diao/Çin)
Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (J.Jarmusch)
Büyük Budapeşte Oteli (W.Anderson)
Curfew (S.Christiensen)
Hotel Chevalier (W.Anderson)
Zelig (W.Allen)
Küçük Dev Adam (A.Penn)
Veronikin Çifte Yaşamı-K.Kieslowski (Polonya)
Düşler Diyarı-B.Zeitlin (A.B.D.)
Elveda İlk Aşk-M.Hansen-Love (Fransa)
Kaplumbağalar da Uçar-B.Ghobadi (İran)
Gelecek Uzun Sürer-Ö.Alper (Türkiye)
Moonrise Kingdom-W.Anderson (A.B.D.)
Yaşamın Ritmi-Simonnson ve Nilsson (İsveç)
Gadjo Dilo-T.Gatliff (Romanya)
 Sarhoş Atlar Zamanı-B.Ghobadi (İran) 
Mutluluk-D.Dörrie (Almanya)
Kauwboy-B.Koole (Hollanda) 
Beni Asla Terketme-M.Romanek (İngiltere)
Çömez-Acemi Şansı-J.Fine (A.B.D.)
Gözetleme Kulesi-P.Esmer (Türkiye)
Melancholia-L.V.Trier (Danimarka)
Marilyn'le Bir Hafta-S.Curtis (İngiltere)
Paris'te Gece Yarısı-W.Allen (A.B.D.)
Peki Şimdi Nereye Gidiyoruz?-N.Labaki (Lübnan)
Pi'nin Yaşamı-A.Lee (Tayvan)
Sen Dünyaya Gelmeden-S.Castellito (İtalya)
Aklımı Oynatacağım-P.Almodovar (İspanya)
Aramızda Bebek Var-R.Bezançon (Fransa)
Başka Bir Hayat (Evde)-F.Ozon (Fransa)
Geceyarısından Önce-R.Linklater (A.B.D.)
Geçmiş-A.Farhadi (Fransa)
Pas ve Kemik-J.Audiard (Fransa)
Starlet-S.Baker (A.B.D.)
Babam İçin-E.Perry (İngiltere)
Bir Gün-L.Scherfig (A.B.D.)
Biutiful-A.G.Inarritu (Meksika)
Çok Gürültülü ve Çok Yakın-S.Daldry (A.B.D.)
Duyguların Rengi-T.Taylor (A.B.D.)
Gözlerindeki Sır-J.J.Campanella (Arjantin)
Kadınlar-M.Szumowska (Fransa)
Gergedan Mevsimi-B.Ghobadi (Irak)
Ateşle Oynayan Kız-D.Alfredson (İsveç)
Aşk Tesadüfleri Sever-Ö.F.Sorak
İncir Reçeli-A.Ağırlar
Barbie in "A Christmas Carol"-W.Lau (A.B.D.)
Buz Devri serisi
Çizmeli Kedi-C.Miller (A.B.D.)
Güzel ve Çirkin-K.Wise (A.B.D.)
Neşeli Ayaklar serisi
Bellamy-C.Chabrol (Fransa)
Çığlık serisi (A.B.D.)
Dehşet Kapanı-D.Goddard (A.B.D.)
Hanna-J.Wright (A.B.D.)
Kevin Hakkında Konuşmalıyız-L.Ramsay (İngiltere)
Köstebek-T.Alfredson (Fransa)
Seni Seviyorum New York (A.B.D.)
Ölümsüz-R.Berry (Fransa)
Pamuk Prenses ve Avcı-R.Sanders (A.B.D.)
Pamuk Prensesin Maceraları-T.Singh (A.B.D.)
Paranoya-S.Durkin (A.B.D.)
Serseriler-P.Mullan (İngiltere)
Utanç-S.McQueen (İngiltere)
Yeni Yıl Şarkısı-R.Zemeckis (A.B.D.)
Katil Joe-W.Friedkin (A.B.D.)
Şahane Misafir-F.Özpetek (İtalya)
Cazcı Kardeşler, 1980