31 Mart 2017 Cuma

MAVİ FRAM


Kitaplarım kızçelerim ya işte hepsinin bir ismi var. Sade ve Derin, o Sade, Derin Mavi, o Mavi, Frambuazlı Hayat, o Fram, Yani ise yine Yani, Günsürgünü de Gün işte.

Sade, Mavi, Fram, Yani, Gün. Beşi bir yerde. Son kızçeyi ben de henüz görmedim. Ayraçlar konulabilirse kitapların, ben de görebileceğim. Günesürgünü, şimdilik bildiğim dört arkadaşım alıp okudular, Okuma Günlüğüm Eren, Turgay Aksoy, Öceanne Özlem, Minik Mini.

Sade ve Derin ile ile ilgili hoş bir anım var. 2014 İlkbaharında, kitap çıktıktan bir süre sonra, İstiklal'de en sevdiğim Mephisto kitabevinde kitap bakınıyordum. Benim Sade de üst kattaki raflardaydı. Ben de üst katta bakınırken, iki liseli kız orda bilgisayar başındaki sakallı oğlana sordular. Sizde Deeptone var mı diye? Oğlan da o ne müzik grubu mu dedi. Belki Deep Purple ile karıştırdı kitabevi çalışanı.

Derin Mavi, şiir ve öykülerle dolu bir kitap oldu. Sonra Yani'de bir şiir yazdım, Günesürgün'de ise dört şiir var. Belki de içinde çok şiir olduğu için birçok blog arkadaşımın en sevdiği kitap oldu Mavi. Fram ise beş kitabımın arasında şimdilik en dolu olanı. Fram'da ayrıca Düşünceler adlı bir bölüm koydum. Genelde yazmadığım bir tür bu.

Bu arada, Derin Mavi, bir edebiyat dergisinde çıktı, kitap tanıtımı olarak, Ayraç adlı edebiyat dergisinde yer aldı, bir yazıyla tanıtıldı. Bir de, televizyonda sabah programında çıktı.

Son zamanlarda Mavi ve Fram'ı okuyan arkadaşlarım ise; sevgili Deli Kızın Bohçası Derya iki kitabımı video ile anlattı, sevgili psikolog danışmanımız Yurdagül, Derin Mavi'yi okudu yazdı, sevgili Hikaye Kalpli Kadın da Derin Mavi'yi okudu, sevgili Bahar Tanrıçası Persephone de Frambuazlı Hayatı.


DELİ KIZIN BOHÇASI (Derin Mavi/Frambuazlı Hayat)


DAHA MUTLU YAŞAM (Derin Mavi)


HİKAYE KALPLİ KADIN (Derin Mavi)


PERSEPHONE (Frambuazlı Hayat)


(devam edecek)

30 Mart 2017 Perşembe

LOR KUYMAĞI



Tarifi

Tereyağı un su lor

Yapılışı

Bir tavanın içine tereyağı koycan, büyük parça yani, sonra o eriyecek. 

O arada bir kabın içine yarı su üstüne iki tahta kaşığı loru koyucan, unu da koyucan ezerek karıştırcan. Yani unu lorla eziyoruz.

Sonra onu tereyağlı tava yaptın ya ona dökcen.

Sonra üzerine tuz ekleyip karıştırcan, kaynayınca kısık ateşi kapatcan.

Sonra da afiyet olcan.

29 Mart 2017 Çarşamba

KİTAPLAR ARASINDA


Sevmek Dokunmaktır, Desmond Morris
Bahara Kadar Bekle, Bandini, John Fante
Taş Ustası, Camilla Lackberg
Kutup Soğuğu, Arnaldur Indridason
Yaratıcı İmgeleme, Shakti Gawain
Yaşam Kitabı, Krişnamurti
Siyah İnci, Anna Sewell
Toza Sor, John Fante
Tek Boyutlu İnsan, Herbert Marcuse
Çocuk Kalbi, Edmondo De Amicis
Saklı Çocuk, Camilla Lackberg
İlk Müslüman, Lesley Hazelton
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, James Joyce
Meleklerin Gücü, Beki İkala Erikli

İyi kitapların bir listesi. Kitapların yazıları blogumda var. 

28 Mart 2017 Salı

FİLMLER ARASINDA



Ay Prensesi, 2008, Macaristan
Boş Ev, 2004, Güney Kore
Sonsuz Ölüm, 1969, A.B.D.
Prensim, 2015, Fransa
Cuba Feliz, 2000, Küba
Açık Kalpler, 2002, Danimarka
Let's Make Love, 1960, A.B.D.
Suçlular Aramızda, 1964, Türkiye
Arıcı, 1986, Yunanistan
Merhaba Hüzün, 1958, A.B.D.
Fusi, 2015, İzlanda
Sıradışı İlişki, 2016, İtalya
Julieta, 2016, İspanya
Acı Hayat, 1962, Türkiye
Yürüyen Şato, 2004, Japonya
Yaşamın Kıyısında, 2016, A.B.D.
Ağ, 2016, Güney Kore
Siyah Orfe, 1959, Brezilya
Kelebeklerin Dili, 1999, İspanya
Leningrad Kovboyları Amerikaya, 1989, Finlandiya
Zorba, 1964, Yunanistan
Toz Bezi, 2015, Türkiye

En iyi veya çeşitli yönlerden önemli veya hoş filmlerden bir seçki. Blogumda başka en iyi film listeleri de var. Bu seçkilere devam edeceğim. Eski veya yeni film ayrımı yapmadan.

ŞARKILAR ARASINDA



Cihan Mürtezaoğlu-Bu Bir Yağmur mu?
Pepee-Affet Beni
Cihan Güçlü-Kim Anlıyor ki?
Bahadır Tatlıöz-Eflatun
Beck-Blue Moon
Camille-Sui Moi
Pepee-Özledim Seni
Bryan Adams-Summer of 69
Haluk Levent-Elfida
Cüneyt Tek-Gidersen
Devrim Berke-Son Kez Bakayım
Berdan Mardini-Senden Çocuğum Olsun İstiyorum
Ayşen Birgör-Beklerim Hergün Bu Sahillerde
Sezen Aksu-Köz
Gökhan Türkmen-Zar
Mahsa/Marjan Vahdet-Ha Leyli
Mehtap Demir-Ya Nedir Allah
Ersan Er-Tanrım
Aşkın Nur Yengi-Bile Bile
Nazan Öncel-Gitme Kal Bu Şehirde
Erkin Koray-Hop Hop Gelsin
Kesmeşeker-Tek Kişiyim Ben Hala
Kesmeşeker-Ne Zaman Gitti Tren
Zakkum-Sen Hala Benimlesin
Mithat Can-Ateş Böceği
Trem Bala-Ana Vilela

Şarkılar arasında bir bahar gezintisi oldu. Hepimize neşeli baharlar olsun.

27 Mart 2017 Pazartesi

KARMAMLA OYNAMA


Tarla oyunu oynadım, bir yandan dizi izledim. Ama sinir bozucu. Annem izliyor aslında, ya konu çok tuhaf, kız evlendi, eşi aniden ters yönde değişti, kıza zulüm yapılıyor, zaten evlilikten korkuyorum, iyice sinir oldum. Hint dizisi bu, Tatlı Bela, Kanal 7’de. Bizim ülkede de oluyor böyle şeyler.

Bu sabah çok değişik uyandım. Bir çocuk gibi. Olgun yaşta bir çocuk gibi. Yeğenimin whatsapp’daki fotoğrafını öptüm ve ona günaydın dedim. Günüm güzel geçiyor böylece. Eve bir köpek aldılar yeni, çok komik, şu Golden’lardan. Evde tuvaletini yaptıracaklar, gazetenin üzerinde, bizim yeğenişko, ay kıyamam kıyamam demiş, köpüş de alışmış şimdi lap lap halının üstüne yapıyormuş.

Aşkla sevgiyi karıştırıyor insanlar, Hint dizisinden aklıma takıldı, aşktan da öte sevmeli, kutsal sevgi filan işte, sevgiyi gözyaşlarıyla büyüteceksin, sevdiğin seni bekleticek, senin o güzel bekletişine kurban olayım diyeceksin. Mesela seni görmeye gelecek, seni görecek, hemen arabanın camını açacak. Sen kollarını açacaksın, sarılır gibi yapacaksın dışarıdan. Sonra kollarını çapraz yapıp ona yaklaşacaksın. Gülümsüyerek bakacak sana bir an ve “naber” diyecek. Bu sözcük sana şiir gibi gelecek. Bu Hint dizisi insana neler de düşündürüyor yaa.

Ondan sonra sevdiğin seni aldatacak. Sen kızacaksın, dur şunun karmasını bozayım diyeceksin, her şey bir karma, evrene bir mesaj göndereceksin, cezalandır şunu diyeceksin, evren de seni ödüllendirecek, ona cezasını verecek oh, karma işte. Karmamla oynamayacaksııın.

Evren cezalandıracak, ben durur muyum, hemen hayallere başlayacağım, Disneyworld’a gidiyorum bana yamuk yapan sevdiğimle, Magic Kingdom var orada, oraya gidiyoruz, ondan sonra korku tüneli var ya, Ghost  in the Gallery, ha ha haa, tünelde geriye dönüş asla yok, pencere yok, ha ha haa, hayaletler var, iskeletlerin dansı, dışarı çıkma şansı da yok, tek bir yol var çıkış için, onu da ben biliyor muşum, yalvaracak bana bunun için, beni çıkar diye yalvaracak, perili evmiş aslında bu tünel, Haunted House, beni affet diyor, ben de tünelde, perili evde o büyülü sözü söylüyorum ve dışarı çıkabiliyoruz. Büyülü söz de, Shakthar Donetsk.

26 Mart 2017 Pazar

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 5



PESİMİSYON

Aşk Yasaklı Kelime

Erdi Karadeniz

Temiz dilli blogçu arkadaşımız Erdi Karadeniz’in yine temiz dilli şiirleri ve denemeleri var Pesimisyon adlı kitabında. Şiirleri ve öykümsü denemeleri.

Kitapta en göze çarpan özellik dilin içten ve temiz olması. Şiirler de denemeler de saf, masum ve içten. Kitabın adı pesimisyon, karamsarlık yani. Ancak, şiirlerde de denemelerde de karamsarlık yok. Şiirlerin büyük çoğunluğu aşk, özlem, ayrılık üzerine, bu nedenle hüzünlü gibi düşünülse de yazım stilinden gelen bir iyimserlik var.

Şöyle ki, şiirler, öykü şiir tarzında, içten, kolay okunan ve çok masum dizelerden oluşuyor. Akıcı bir dille bir aşk öyküsü anlatılıyor gibi.

Öncelikle, önsözde, yazmak hayata tutunma ve ben de bu dünyada yaşadım deme şeklim, diyor arkadaşımız. İlk bölümdeki şiirler, yoğun aşk şiirleri. Sevdiğine seslenir gibi yazılmış şiirler. İkinci bölüm ve üçüncü bölüm ise giden sevgilinin ardından yazılmış şiirler olduğunu hissettiriyor. Bu bölümlere ayrılık ve hüzün şiirleri diyebiliriz.

Dördüncü bölüm ise yaşamın getirdiği hüznün şiirleri. Yaşamla ve insanlarla ilişkilerimizin bize yaşattığı kaybetmişlik, hiçlik, yalnızlık duygularının dile getirilişi, iç geçiriş, yakarış gibi. Ancak, bu dizeleri okumak hüzün vermiyor, mutlu ediyor. Hepimizin duyguları, yaşadıkları olduğu için olabilir bu.

Son bölüm ise, öykü tadında denemeler. İnsan ilişkileri, arkadaşlık, haksızlıklar, kaçıp giden yaşam, her şeyi bırakıp gitmek, sevgi, kahve, özlem, sevgisizlik, yaşamın ve insanların anlaşılmazlığı, aşk, yalnızlık gibi güncel ve evrensel yaşam ve insanlık hallerini anlatan hafif, sevimli, akıcı yazılar.

Ben Yelkovan o Akrep, Rolüm Gereği, Bizim Kurşun Kalem 1 ve 2 bu bölümde etkili yazılar ve kitabın sonu da güzel geliyor. Sonunda karamsarlıktan iyimserliğe geçmenin bir yolu olmalı diyor, arkadaşımız. Bunu da bize anlatır bir gün, dileriz.

Not:3/4

TIMARHANE GÜNLÜĞÜM


Sibel Torunoğlu

Sibel Torunoğlu, şizofren bir yazar. İyi eğitimli, zeki, kültürlü bir yazar. Üstün zekalı.

Tımarhane Günlüğüm, birkaç kitabından biri. Kendisi ilginç bir kişilik, kitabı da ilginç ve çok farklı bir dille yazmış. Çünkü, dünyaya bizim gibi bakmıyor.

Hastane günlerini, hastane arkadaşlarını anlatmış. Bazı olaylar çok komik, bazıları ise çok hüzünlü. Kendisini anlatırken hayallere de dalıyor. Zaten şizofren olduğu için artık kendisini mi yoksa başka kişiliklerini mi anlattığı da belli olmuyor ancak sözcükleri çok güçlü.

Çok çok iyi okullar bitirmesine rağmen yazmak dışında bir iş yapamıyor, hasta olduğu için. Hasta olması onu ayrıcalıklı kılıyor, olumlu ve olumsuz anlamda. Hasta olmayan toplum onu kabul etmiyor ama o hasta olmayan toplumun insanlarından çok daha zeki.

Kendisi sıradan ve mutlu olmak istiyor, tabii ki bu onun için çok zor. Yazar olarak hayranlık duyuyor insan ona ama insan olarak yaşadıklarına üzüntü duyuyor. Bu kitaptaki düşünceleri unutulacak gibi değil hatta atasözü gibi sözleri var.

İlginç ve önemli bir yazarımız.

Not:3/4

25 Mart 2017 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 14



ZORBA

Zorba The Greek, 1964, Yunanistan

Kazancakis’in aynı adlı romanından uyarlanan film, unutulmazlar arasında. Başrolde Anthony Queen çok iyi. Hayata bağlı bir adamı canlandırıyor. Ciddi bir İngiliz yazar, Girit’e yolculuk yapıyor ve orada yaşamı anlık yaşayan Zorba ile tanışıyor. Capcanlı film. Not:3/4

KERKENEZ

Kes, 1969, İngiltere

Usta Ken Loach’ın ilk filmlerinden. İşçi sınıfından küçük bir oğlan kuş yetiştirerek hayatının anlamını bulur. Yönetmenin iyi filmlerinden. Not:3/4

ELVEDA BERLİN

Tschick, 2016, Almanya

Fatih Akın’ın son filmi. Solino ve Ruh Mutfağı gibi filmlerinden sonra bu filmi hafif olmuş biraz. İki liseli oğlanın bir arabayla kaçıp yaşadığı ergenlik maceraları. İdare eder. Not:3/4

TOZ BEZİ

Ahu Öztürk, 2015, Türkiye

İki gündelikçi kadının yaşam savaşı ve özlemleri. Sinemamızdan sakin, duru, gerçekçi bir film. Biraz ağır tempolu olmasına rağmen böyle filmlerin de olması sevindirici. Yeni ödül aldı daha. Not:3/4

ŞABBAT



Sedat Erdoğdu

Şabbat’ın yazarı aynı zamanda şarkı sözü yazarı ve başka romanları da var.

Şabbat, birkaç kişinin yaklaşık elli yıllık hayat serüvenini anlatıyor bizlere. Birkaç şehir daha olsa da olaylar ve kişiler genelde İstanbul merkezli.

1900’lerin başlarından 1970’lere dek geliyor hayatlar. Şabbat ise bir Yahudi geleneği, romanın temel kahramanlarından bazıları Yahudi olduğu için onları yaşamlarını da görüyoruz.

Macit adlı bir küçük oğlan, bir Yahudi mezarlığında çalışan Joseph’ in yanında çalışmaya başlıyor. Joseph’in kızına aşık oluyor ilerleyen yıllarda Macit, ancak dinleri farklı olduğu için bir araya gelemiyorlar ve dramatik olaylar sonucu ayrı düşüyorlar. Sara öğretmen oluyor, Macit ise askere alınıyor.

İkinci Dünya Savaşı yılları, eski Ramazanlar, İstanbul’un eski semtleri, o günlerin yaşantısı içinde bu kişilerin hayat çizgisini de izliyoruz. Dramlardan sonra bu kişilerin hayatları İstanbul’da kesişir ve çevrelerindeki insanlarla birlikte hayat her birine sürprizler hazırlar.

Aşklar, evlilikler, acılar, tesadüfler, mutluluklarla ilerler roman, aynı hayat gibi. Kitaptaki olay örgüsü keyifli, karakterlerin hayatları ilgiyle okunuyor, sürükleyici.

Geçmiş yaşantıları okumak da hoş. Kitaptaki tek kusur ise, tarihi anlatırken arada bir romandan uzaklaşıp ders gibi olması, arada ilgi kopuyor, ancak, tarihsel kısımlar dışında nehir gibi akıyor roman.

Not:3/4

24 Mart 2017 Cuma

YANİ SADE


Sade ve Derin, ilk kitabım, Ocak 2014'te çıktı. Yani ise Şubat 2016'da çıktı. Yeni kitabım Günesürgün ise bugünlerde yayınlandı. Ayraçlar yerleştirilmediği için biraz uzadı piyasaya çıkması.

Sade ve Derin, farklı konulardaki düşüncelerimi ve hayattan bana yansıyanları içeriyordu. Yani ise üç kızın yaşamını anlatıyor. Sade ve Derin daha ciddi, Yani ise daha eğlenceli.

Kitaplarımı blog arkadaşlarım için, onları mutlu etmek için yazıyorum, yayınlıyorum. Okuyanlar da blog arkadaşlarım zaten. Kitap yazmak para getiren bir eylem değil. Mutluluk için yapıyorum. İlk kitabımı sanıyorum 100-150 arkadaşım okumuş olmalı. İkinciyi de 100 kişi tahmin ediyorum. Üçüncü de ve dördüncü de 100 kişi civarında olmalı. Yayınevlerinden kaç tane satıldığını öğrenmek çok güç. Şimdiye dek kitaplarımdan para kazanmış da değilim. Kitap yazmak isteyenler bunu keyif için yapmalı.

Bazı arkadaşlarımız tüm kitaplarımı çıktığı anda okuyorlar. Bazıları da zaman içinde okuyor. Zaten kitaplarımı blog dışında bilen de yok. Bloglarda duydukça alıp okuyor arkadaşlarım. Zaten, kitaplarımı bir kişi bile okusa ve mutlu olsa bana yetiyor.

Son aylarda kitaplarımı okuyup bloglarında yazan bazı arkadaşlarımın yazıları ise şöyle. Örneğin, Sade ve Derin'i okuyup yazan sevgili Derya ve sevgili Hikaye Kalpli Kadın. Yani'yi okuyanlardan Şenay Benderli, blogunu değiştirdi ve yazısı şimdilik blogunda yok. Yine sevgili Derya okudu Yani'yi. Ve yine Hikaye Kalpli Kadın okudu.

Bir de, sevgili Acemi Demirci arkadaşım da yazılarım, kitaplarım ve benimle ilgili güzel bir yazı yazdı. Linkleri ise aşağıda.

DELİ KIZIN BOHÇASI (Sade)


HİKAYE KALPLİ KADIN (Sade)


DELİ KIZIN BOHÇASI (Yani)


HİKAYE KALPLİ KADIN (Yani)


ACEMİ DEMİRCİ (Genel)


(devam edecek)

21 Mart 2017 Salı

EKİNOKS


Bugün ekinoks günü imiş. Yani baharın başlangıcı.

Aynı zamanda Dünya Şiir Günü. Sevgili şairimiz ve pek de sevdiğim Egemen Berköz şiiriyle bugünün ödülünü almış.

Bir de bugün Newroz. Yani bahar bayramı. Artık ormana pikniğe gidip, piknikte yılan görüp bağırma kaçma zamanı.

Hani insanlar din değiştirir ya, shift olmak derler, convert olmak, diyelim biri Ermenidir ve işte birini sever, sevdiği Musevidir ve onun için din değiştirir ya. 

Bizler de artık hüznü, acıyı, bırakıp baharı umudu seçmeliyiz, acı dininden mutluluk dinine geçmeliyiz. Kış ağır idi, soğuk idi, hani olur ya biri hastaneye kaldırılır, sedyede taşınırken çok ağırdır, hasta biri sedyede çok ağır olur, geçtiğimiz kış da ağırdı, taşınması zordu.

Ama artık bahar geldi, hafifleyelim artık, baharımız hepimize kutlu ve mutlu olsun. Beynimizin arkasında küçük beyincikte üç tel varmış. Acı teli, mutluluk teli, yaşam teli. Bizler şimdi acı telini kesip koparalım.

Derin Mavi adlı kitabımda Ekinoks adlı bir şiirim var: ne ki zaman/sadece bir matematik/oysaki sonsuzluk sevgi/geç değil/çiçek açmak için/

20 Mart 2017 Pazartesi

KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ


İnsan gündelik yaşamda karşısına bir şey çıkınca ister istemez anılarını hatırlıyor. Benim de biraz boş zamanım vardı. Yarı zamanlı bir işe gireyim dedim. Broşür dağıtayım. Arkadaşlara söyledim. Buldular. Ama bütün gün ayakta duracaksın ve yürüyeceksin. İşte bunu yapamam.

Çünkü, üç dört yıl önce bir topuk ameliyatı olmuştum. Pencereden düştüm. Benim odanın penceresine yakın bir erik ağacı var. Eriklere uzanırken fazla uzanınca düştüm pencereden. Sonra da ameliyat oldum. Çok uzun süre ayakta duramıyorum, çok hızlı da yürüyemiyorum.

Başka türlü iş yapmak da olası. Tamam, AVM’lerde iş çok, stand işi de çok, animasyon da öyle ama evden iş yapmak da olanaklı. Örneğin, evden alışveriş yapıp arkadaşlara satıyorum, onlar üşeniyor. Netten sitelerden alıp satıyorum. Shein, AliExpress gibi yerlerden alışveriş yapıyorum. n11’in düzenlediği bir online satış seminerine de katıldım. Siteden alışveriş yaparsam indirimli bir ticaret paketi verecekler.

Bugün arkadaşım Firuze geldi Ankara’dan. Annesi Firuze adlı şarkıyı çok severmiş eskiden, ilerde evlenip kızı olunca da adını Firuze koymuş. Biz de ona hep ‘ya orda yoksan’ deriz takılırız, neredesin Firuze. Öğlen buluştuk ve beş saat aralıksız konuştuk.

Bizim Firuze’nin çok hoş bir anısı var, lise yıllarımızdan, aynı sınıftaydık. Bir gün edebiyat dersinde hoca bir şeyler anlatırken o da kitabın arasına koyduğu telefona bakıyordu. Hoca anladı ve ona soru sordu. Tabii cevap veremedi. Hoca da dedi ki, sınıfta bir tartışma yapacağız, kadın erkek eşitliği ile ilgili, sen kızları temsil edeceksin, bir de erkek öğrenci seçti, ikisi kalktı, tartışacaklar. Her ikisine de üçer dakika verdi.

Önce bizimki başladı konuşmaya, bir başladı hızlı hızlı, kadınlık annelik anlatmaya, üç dakka soluksuz konuştu. Erkek bakakaldı. Üç dakika konuşacak ama bir şey diyemedi çocuk. Durdu durdu, ama biz erkekler olmasak siz hiçbir şey yapamazsınız dedi, sustu. Firuze de, biz sizden alıyoruz her şeyi ama yaşatan biziz dedi. Sınıfta bir alkış koptu. Kızlar kazandı tabii ki. Erkekler ise hocaya soruyordu, bu kız ne demek istedi diye.

19 Mart 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 13


SAKIN KAPATMA

Don’t Hang Up, 2016, A.B.D.

Birkaç oğlan evde eğlenirken rastgele internetten ve telefondan insanları korkuturlar. Ancak, aynı oyunu onlara bir başkası yaptığında evde bir kabus başlar. Gerilim, korku. İzlenir. Not:3/4

ÖP BENİ ÖLDÜRESİYE

Kiss Me Deadly, 1955, A.B.D.

Bir Mike Hammer uyarlaması kara film. Mike’ın arabasına bir kadın biner ve öldürülür. Mike, kadının gizemini çözmek isterken karanlık bir dünyaya dalar. Eski tip polisiye sevenler için iyi film. Not:3/4

FOKUS

Focus, 2015, A.B.D.

Will Smith başrolünde eğlenceli ve sürükleyici bir aksiyon. Will bir dolandırıcıdır ve genç bir kadını yanına alıp eğitir ancak birbirlerine aşık olurlar ve işler karışır. Yalanla gerçek birbirine girer. Keyifli. Not:3/4

GİZLİ SAYILAR

Hidden Figures, 2016, A.B.D.

A.B.D. ile Rusya uzaya çıkma yolunda yarış halindedir. Rusya ilk astronotu uzaya yollar. Amerika geri kalmıştır. Ancak, üç siyah kadın bilim adamı bu yarışta Amerika’ya hız kazandırır. Gerçek olaydan alınma konusu ile izlenir bir film. Not:3/4

BEN, DAVID BLAKE
I, David Blake

Ken Loach, 2016, İngiltere

İngiliz işçi sınıfı filmleri çeken yönetmenin son filmi. Emekliliği yaklaşan bir adam kaza geçirince emeklilik ile sosyal yardımdan aylık alma arasında kalır. Ancak, resmi yetkililer ona yardımcı olmamaktadır. Bürokrasi eleştirisi bir film. Film iyi ancak Loach filmografisi için zayıf kalmakta. Yönetmen belgeselci de olduğu için film belgesel tadında. Meleklerin Payı, Carla’nın Şarkısı, Ülke ve Özgürlük gibi daha güçlü filmleri de var. Not:3/4

LEGEND OF THE BLUE SEA


Romantik Kore dizilerinden.

Tarih de var efsane de aşk da. Ancak dizinin en hoş yanı romantizm kısmı. Tarihsel kısımları ve günümüzde geçen Mafya kısımları çok ilginç değil. Başroldekilerin uzun zamana yayılan aşkları ise çok tatlı.

Bir denizkızı bir çocuğu boğulmaktan kurtarır ve birbirlerine aşık olurlar ancak evlenemezler ve kız oğlanın hafızasını siler. İkisi yüzyıllar sonra yine karşılaşırlar ve yine aşık olurlar. Ancak yine aralarında engeller vardır.

Bu güzel dramda denizkızı ile kurtardığı soylu oğlanın aşkları mutlulukla izleniyor. Tarihsel kısımlar ve güncel aksiyon bölümleri hemen geçsin de konu ikisine gelsin istiyor izleyici. Denizkızı şehre gelsin ve oğlanla karşılaşsınlar, istiyor insan.

Fantastik aşk olarak izlenince pek keyifli. Diğer yan konular olmasa da olurmuş. Ancak oyuncular ve aralarındaki uyum iyi.

16 Mart 2017 Perşembe

GEÇMİŞE YOLCULUK


Küçükken Heybeliada’da bir yazarla tanışmıştım. Sonra izini kaybettim, belki ölmüştür. Kitabı vardı. Minikken yazdığım yazıları okumuş ve çok beğenmişti. Bir de adada Orhan Pamuk’u tanımıştım. O zamanlar daha, Capote okuyordum.

O tanıştığım yazar bana taa o zaman demişti ki, sen Zweig gibisin, sıradan bir konuda ilginç bir yazı yazabiliyorsun. Şimdi ise yazmaktan çok telefonla geçiyor ömür, telefon mesajlarının çimdiklemesiyle. İnsan bir kitap okurken, okuduklarını yazar yaşamış sanıyor hep, yani bunları yazdığına göre yaşamış olmalı. Halbuki, yazarlar, genelde yaşamadıklarını yazıyorlar, belki de yaşamak istediklerini hayal edip yazıyorlar.

Lisedeyken bir başlardım yazmaya, 300 sayfa, kaç tane yazdım, hepsini attım. Şiirlerimi de attım. Şimdi kurgu çok zorluyor beni, iş ev, hayatını kazanma çabası, bir dolu gündelik iş, bu nedenle anı yazmak daha kolay. Bazı yaşadıklarımı, özellikle çocukluğumu, yazıp kurtulmak istiyorum, içimde yük oluyor yazamadıklarım.

Heybeli’de çok güzel bir komşumuz vardı. Destina, Rum idi. Kocası Türktü. Adam karısını boşamıştı onunla evlenmek için. Çocukları da vardı adamın sonra ondan da çocukları oldu. Öyle çok insan tanıyorum. Annesi Yeniköy’de otururdu Destina’nın. Kilise evleri vardı orda. Damadını hiç sevmezdi. Bu moruk adamla evlendin derdi. Destina o kadar güzeldi ki, aynı Elizabeth Taylor gibi. Çok benziyordu. Sıradan bir hikaye ama hayat böyle.

Bir komşumuz daha vardı. O Türktü, kız. Evde hiç iş yapmazdı, annesine hizmetçi miyim ben ev işi yapayım derdi. Sonra evlendi, Belçika’ya yerleşti, eşi Avrupa Birliğinde çalışıyor, durumları iyi, ama eve çocuk bakıcısı tutmak çok pahalı diye çocuklarına kendi bakıyor şimdi, ev işi yemek yapıyor evde. Annesi de diyor ki, gördün mü bak şimdi hizmetçi oldun işte.

Ben küçükken, Heybeli’de bir Yugoslav göçmeninin pansiyonu vardı, orada kalırdık ailecek, Muzos idi adı. Çok güzel vişneli karaorman pastası yapardı. 

15 Mart 2017 Çarşamba

BALIK NASIL YENİR?


Eskiden oranın bir ismi vardı. Sanayi manayi vardı orda. Dedik oraya doğru gideriz. Bir şeyler yeriz.

Yoldayız, gözüme bir şey ilişti, bir restoranda bir aile yemek yiyordu. Bizimkilere gösterdim, bizim amcaoğlu dedi ki, sen çorbayı çatalla içebilir misin? İçilmez tabii ki yaa.

Amcaoğlu, baksana, dört yaşındaki küçük kız dedi, çatal bıçakla dedi, bak balık ayıklıyor, dedi. Bu yaşta çatalla bıçakla balık yemesini biliyor, dedi. Biz daha çorbayı kaşıkla içemiyoruz.

Abi oturduk orda, duvara dayandık, küçük kızı seyrettik, dört veya beş yaşındaydı, çatalla bıçakla, abi bi tane böyle bir balık, balığı temizledi, kılçıklarını ayırdı, hiç ellemedi balığı, kuyruğunu muyruğunu ayırdııı, onu aldı kenara koydu, tabağın ortasında löp etler kaldı abi. Ya dört ya beş yaşında bişeydi yani.

Dört veya beş yaşındaki bir kızın ilk defa orda çatal bıçakla balık yediğini gördüm abi işte yaa.

Biz hep derdik o güne kadar, balık et kelle yenir elle.


(Kurgu kahramanım Kavas Hüdai, hayatını anlatmaya devam ediyor. Hüdai'nin önceki maceraları yanda arşivde)

14 Mart 2017 Salı

MUZIR EVİ


Büyük babaannem yalnız yaşıyor, 94 yaşında. Büyük dedemi 30 yıl önce kaybetmiş. Bize geldi birkaç günlüğüne. Kendine göre alışkanlıkları var. Kışları banyo yapmıyor. Sadece yazları yıkanıyor. Üşütüp hasta olmasın diye.

Banyo stili de değişik. Evde duş olsa da kullanmıyor. Büyük beş litrelik plastik suları kullanıyor. Evinde üç tane var. Bunları dolduruyor. Balkona koyuyor. Balkonda yazın sular ısınıyor. Sonra dökünerek yıkanıyor. Başını, saçlarını ise yıkamıyor. Arada sırada hemen evinin karşısındaki kuaföre gidip başını yıkatıyor. Kuafördeki kızlar da ondan para almıyor.

O yaşta olmasına rağmen tek başına bankaya, alışverişe, yürüyüşe gidiyor. Her çıktığında Sirkeci’deki Hafız Mustafa’ya uğruyor. Orda pudingler, künefe, baklava, peynir tatlısı çok güzel olsa da o bir lokum sever. Hafız Mustafa’nın girişinde hep lokum kesip müşterilere verirler. O da gidip mutlaka lokum alıp yer. Narlı, antep fıstıklı, kakaolu lokumları yiyor en çok.

Kendi evinde ise en çok taze fasulye ve keşkül yiyor. Hazır keşküllerden alıyor ve her hafta yapıyor, Dr. Oetker olanı seviyor. Üstüne de fındık rendeliyor. Bazen sütünü fazla kaçırıyorum der ama. Bize geldiğinde şansına hafta sonu komşulardan yiyecek geldi. Bir komşunun kızı olmuş, onun için tavuklu pilav, ayran, kalburabastı ve şerbet dağıttılar. En çok şerbete sevindi. Biz gençken hep şerbet yapardık, kalburabastı yapardık, tel kadayıf yapardık, kelle yapardık, dağıtırdık dedi. Bir de bir komşu da ölmüşleri için otlu ve peynirli börek ile lorlu kurabiye yapmış. Büyük babaannem, aşure ayında herkes aşure yaparken ben keşkül yapardım diyor.

O gelince akrabalar da bize gelmeye başladı. Halam minik kızını getirdi. Zeynep. O da deniz kızı Arielle hayranı. Aynı onun giysisinde yaptırmış annesine. Kuyruklu. Rengarenk. Mayoymuş aslında. Yazın bununla denize girecek misin diye sorduğumuzda, tabii ben deniz kızıyım gireceğim tabii ki dedi. Büyük babaannem de siz bana bazen diyorsunuz ya, huzurevine yerleşsene rahat edersin diye, sizin bu ev muzır evi, siz hepiniz muzırsınız diyerek gülüyor.

12 Mart 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 12



CANAVAR

The Monster, 2016, A.B.D.

Bir anne kız ıssız bir yolda araba içinde mahsur kalır ve tuhaf bir yaratık tarafından rahatsız edilir. Klasik korku türlerinden. Sevenleri için iyi. Not:3/4

KİRAZLI PASTA

La Cerise Sur La Gateau, 2012, Fransa

Hafif ve yumuşak bir aşk filmi. Aşk ilişkilerinde iyi olmayan bir kadına bir arkadaşı gönül ilişkisi ayarlamaya çalışır. Birinden hoşlanır ama o da ilişkilerde pek iyi değildir. Not:3/4

SUSPIRIA

Dario Argento, 1977, İtalya

Klasik korku filmi. Türün en iyi yönetmenlerinden birinin en ünlü filmlerinden. Bir dans okulunda doğaüstü tuhaf olaylar olmaktadır. Dansçı kızlar ölmektedir. İyi korku filmi. Not:3/4

KELEBEKLERİN DİLİ

Butterfly Tongues, 1999, İspanya

İkinci Dünya Savaşı öncesi yıllarda İspanya’da bir çocuğun hayatı, onun öğretmeni ve kelebeklerle ilişkisi. İyi film, masum film. Not:3/4

LENINGRAD KOVBOYLARI AMERİKA’YA

Leningrad Cowboys Go Amerika

Aki Kaurusmaki, 1989, Finlandiya

Bir Rus Rock grubu para kazanmak için Amerika’ya gider. Ancak grup gerçekten de ilginçtir. Finli yönetmenin her zamanki durgun mizahı. Ciddi film ancak güldürüyor. Yönetmenin bütün filmlerinde olduğu gibi müzik önemli. Not:3/4 

YİNE DE AMİN



Sinem Sal

Sinem Sal olmayacak aşk duasına amin diyor bu şiir kitabında.

Şiirleri biraz hüzünlü biraz da mistik, muhalif. Kadıköy’lü şairin üçüncü şiir kitabı bu. Kıvrak zekalı, mizah yüklü dizeleri var.

Aşk, direniş, özgürlük şiirleri de denilebilir. Sinem Sal, dergilerden tanıdığımız yazarlardan. Onun şiirleri de biraz deneysel. Şöyle ki, yeni şairler zaten hep öyle olmak durumunda önceleri.

Şiir dışındaki edebiyat tarzlarında da yazıyor günümüzün modern yeni kuşağından olan şairimiz. Öykü, roman da yazıyor.

Kelime oyunları ile deli dolu şiirler.

Not:3/4

FİLM SEÇKİSİ 11


İÇİMDEKİ ATEŞ

Le Feu Follet

Louis Malle, 1963, Fransa

Alkol tedavisi gören genç bir adam klinikten çıkar ve eski çevresine döner. Ruhsal sıkıntılar, depresyon, karamsarlık içindeki adam yaşama sevincini bir türlü bulamaz. Müzik, Eric Satie, başrolde  Maurice Ronet. Sinemanın unutulmazlarından biri. Not:3/4

JOHN WICK

Keanu Reeves, 2014, A.B.D.

Havalı aktörden havalı, stil bir intikam öyküsü. Aksiyon ve suç filmlerini sevenlere. Keanu Reeves bir Boogie Man, yenilmez bir kiralık katil. Not:3/4

EJDERHA DÖVMELİ KIZ

The Girl With the Dragon Tattoo, 2009, A.B.D.

Romanın ve orijinal İsveç versiyonunun ardından her zamanki gibi Amerikalıların yeniden çevrimi. Bir gazeteci ile ejderha dövmeli kız geçmişe dönük sırları çözüyor. Orijinali kadar iyi olmasa da keyifli. Not:3/4

BUNDY BİR AMERİKAN İKONU

Bundy: An American Icon, 2008, A.B.D.

Amerika’nın en ünlü seri katillerinden biri olan Bundy’nin yaşamı. Sıradan film ancak katil ilginç tabii. Not:3/4

FENDER BENDER

Mark Pavia, 2016, A.B.D.

Seri katil filmlerinden. Eski arabasıyla dolaşan bir manyak katil, bir evde eğlenen gençleri öldürmeye başlar. Eski tarz filmlerden. Not:3/4

11 Mart 2017 Cumartesi

BİR KADIN ÖYKÜLERİ



Bir Kadın Öyküleri adlı e-kitap, sevgili yazar arkadaşımız Erdi Karadeniz moderatörlüğünde ve onun internet yayın şirketi olan Tosbağa Kitap adlı yayınevinden çıktı.

Kitapta, kadınlar hakkında öyküler bulunuyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için hazırlandı bu öyküler kitabı.

Kitapta, tanıdığımız bildiğimiz arkadaşlarımız var. Hale Nur Durmuş, Şeyma Baş, Hamiyet Akan, Elif Ayvaz, İlknur Güllü, Miray Oruç, Şerife Öztürk. 

Dileriz böyle çalışmalar artar, aramızdan birçok arkadaşımız yazar, eserleri yayınlanır. 

Sevgili Erdi Karadeniz'i de, öyküleri yazan arkadaşlarımızı da kutluyoruz.

Öyküleri, ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

10 Mart 2017 Cuma

KADIN ŞİİRLERİ


Biricik blog arkadaşlarımızdan, zekası, aklı, hayalleri, rüyaları ile güzel yazılar yazan ve birkaç yıl önce de ilk romanını yazan arkadaşımız, bu Vincent Konağı adlı romanıyla bizleri şaşırmıştı.

Vincent Konağı, içinde korku, gerilim, gizem, büyü de olan bir fantastik roman idi. Fantezi roman. Fantazya. Roman esrarengiz bir tarzda devam ediyor ve sonunda ise hepimizi şaşırtıyordu. Yani romanın sonu başından bile daha iyiydi. Bu tür romanlarda son hep hafif kalır. Ama Vincent Konağında öyle olmuyor.

Sevgili Hale Nur Durmuş, yani bizim çingu Sessiz Gemi ya da Kavanozdaki Beyin, yazmaya devam ediyor. Bu kez de bir şiiri Kadın Şiirleri Yıllığında çıktı. Arkadaşımızı kutluyoruz, ayrıca, şiir, öykü, roman gibi türlerde birçok başarılı, bizleri mutlu eden eserler çıkarmasını bekliyoruz.

9 Mart 2017 Perşembe

APARTMANDAKİ KÖPEK



Dün akşamüstü alışverişe giderken ve dönerken birinci katta iri bir köpeğin yattığını gördüm. Apartman komşularından birine ait olduğunu düşündüm.

Bu sabah da bu kez ikinci katta duruyordu. Ama yorgun gibiydi veya hasta ya da yaralı. Komşu teyzeleri gördüm inerken, galiba ölüyor dediler.

Köpekler, öleceklerini anladığı zaman, sahiplerinden utanıp bir yerde saklanırlar ve ölmeyi beklerlermiş. Filler gibi, onlar da böyle yaparlar.

Köpeği apartmandan çıkarmaya çalıştık ama çıkmadı. Çok da hüzünlü bakıyordu. Veterinere gittik, o da hastadır dedi. Ama köpek çıkmadı. Bir de yaralı diye hepimiz ürküyorduk. Apartmana girip çıkmaya korkuyordu kadınlar.

Dışarı çıkarsak da ona yazık. Belediyeyi aradık, belediye de, biz apartmana giremeyiz dedi, siz dışarı çıkarın biz alır barınağa götürürüz, dediler. Biz de dedik, çıkmıyor ki.

Apartman kadın konseyi olarak belediyeyi birkaç kez aradık ve sonunda ikna ettik ve gelip aldılar köpeği. Barınakta baktırırız dediler, umarız öyledir. Uyutmasalar bari.

Not: Foto, iki gün önce yazdığım "Kapıda" adlı öyküde söz ettiğim karides salatası.

8 Mart 2017 Çarşamba

İSTANBUL KIRMIZISI



Ferzan Özpetek

İstanbul Kırmızısı filmi, yönetmenin aynı adla yazdığı romana benzemiyor.

Romanda, Özpetek’in kendisi olduğunu düşündüğümüz kahraman, çocukluğunun geçtiği İstanbul’a dönüyordu ve çocukluğunu, aile, akraba ve arkadaşlarını özlemle anıyordu. Bir anı romanı gibiydi. Bir de kurgu olarak yan bir karakter vardı. Anna adlı bir kadın İstanbul’a geliyor ve hayatı değişiyordu.

Filmde ise anı da yok Anna da. Filmde Orhan adlı bir eski yazar, İstanbul’a geliyor ve yönetmen Deniz’in yazacağı kitaba yardım etmek için Deniz’in ailesi ile yaşadığı eve yerleşiyor. Ancak Deniz’in yaşamında gizem var. Geçmişinden gelen gizem. Orhan, bu gizemi çözmeye çalışıyor.

Özpetek’in önceki Harem Suare, Cahil Periler ve diğer filmlerindeki duyarlılık, sıcaklık, içtenlik yok bu filmde. Durgun, donuk, soğuk bir film olmuş. Bir Özpetek filmine benzemiyor hiç. Senaryo da kopuk. Sanki parça parça sahneler birleşmiş ve kolaj olmuş gibi. Konu kopuk ilerliyor.

Senaryo gereği filmdeki baş karakterler duygusuz, ruhsuz oynamışlar. Filme sıcaklık katan yan karakterler sadece. Zerrin Tekindor, Serra Yılmaz ve biraz da Mehmet Günsur bu durağan filme biraz gerçeklik katmışlar. Film gerçek gibi durmuyor.

Yan karakterler dışında bir de filmin geçtiği ev güzel. Biraz da İstanbul sokak sahneleri. Özpetek yönetmen olmasına rağmen sanki filmi bir başkası çekmiş gibi. Sıkıcı diyebiliriz yönetmenin eski filmlerini düşünürsek.

Not:2/4

7 Mart 2017 Salı

KAPIDA


Güvenlikçi olunca her yere gönderirler. Altı gün mesai, nöbet, bir gün izin.

Kapıda, plaza çocuğu Berkcan’larla Beren’leri görürüm en çok. Onları görünce Bakırköy’de Cumhuriyet Meydanı’nda paten kaydığım günler gelir aklıma. Liseli ergenlik daha tatlıydı tabii.

Plazada kapı beklerken bir keresinde bir adamdan çok korkmuştum. Vuruyordum az daha adamı. Motorlu kurye idi adam. Geldi bana, şu paketi tutar mısın, dedi. Güvenlikçiden böyle şey mi istenir. Belki, kız oluşumdan güç aldı, kibar olurum diye düşündü herhal.

Sürdü, hızlıca gitti. Bacaklarım titredi, bomba sandım. Kanım çekildi, silaha doğru elim gitti, sonradan hemen geldi neyse ki adam. Dosya kutusuymuş. Dedim abi, sen mermiye kafa mı atmak istiyorsun? Birine bişi dicektim ondan gittim geldim dedi. Ya dedim abi, ağlattın beni anneme götür. O da aklınca espri yaptı, “anneme götür dedi, Hamdi beyin son teklifi 2 konserve ton balığı”.

Bu akşam şey yapayım kendime. Karides salatası. Turp, havuç, karidesleri kes, dilimle kızart, karıştır limonla. Jumbo karides olacak. Belki kızıma da yediririm. Kızım Chelsea. Jako papağanım. Beni en çok o sever. Anamdan bile kıskanır niyeyse. İşten gelince sesimi duyar çığırır. Benim uslu bambamım o. Fred Çakmaktaş’ın kızı var ya Bambam. Eve gidince panduflarımı giyip Çelsa ile sohbet ederim.

Bir de diyorum köpüş alayım, ismi Reks olsun.

6 Mart 2017 Pazartesi

PEYGAMBER EFENDİMİZ


Bugünün tabiriyle muayenehane açmış. Bekliyor hasta gelcek diye. Onbeş yirmi gün bir ay iki ay gelen giden yok. Hiçbişey yok. Akşam mescitte namaz kıldıktan sonra, ya diyor ben bir şey sormak istiyorum. Buyrun diyorlar. Ben doktorum diyor falan yerde. Biliyoruz diyorlar.

Gelen giden yok diyor, siz hiç hasta olmaz mısınız? Yok diyorlar, olmayız biz hasta. Neden olmazsınız? Çünkü diyorlar, Peygamber Aleyisselamın “acıkmadan sofraya oturmayın, doymadan kalkın” emrini uygularız ve hacamat yaptırırız. Bu ikisinden dolayı biz hasta olmayız.

Yani, kendimizi biraz aç bırakmalıyız. Bizim bir doktorumuz var, Peygamber Aleyisselam o, o doktorumuz da Yaradandan almış bu tüyoları, yönetim biçimini, diğer gerekli şeyleri Allah’tan almış. Allah ona öğretmiş ve demiş ki, sen de bunu kullarına öğret. Ve Peygamberimiz diyor ki, ben sizin dünya ve ahiret mutluluğunuzu temin etmek için gönderildim diyor.

Yani, demiyor ki, ben sizi cennete sokmak için geldim, cehennemden kurtarmak için geldim. Mutluluğunuz için gönderildim diyor. Bunun içerisinde sağlık da var, bunun içerisinde psikoloji de var, sosyoloji de, pedagoji de, teknik de, her şey var bunun içerisinde.

E şimdi biz onu dinlemiyoruz yani, başka başka şeyler çıkıyor karşımıza. Bilim adamları çıkıyor, profesörler çıkıyor, doktorlar çıkıyor. Ama bunlar hep, ortaya çıkan rahatsızlıklardan dolayı kendi bilgilerini ortaya koyuyorlar. Tamam onlar kendi çapında haklı. Neyi öğrendilerse onu uyguluyorlar. Ama Peygamberimiz işin kaynağından kaynağını öğrendi.

E o zaman onu dinlemek lazım. Ki çok basit kelimelerle tavsiyelerde bulunuyor. Öyle ahım şahım laflar kullanmıyor. Belirli kesimlerin anlayacağı türden değil yani. Herkesin anlayacağı türden çok açık ve net kelimelerle konuşuyor. Sadece bunları okuyup dinlemek lazım.

5 Mart 2017 Pazar

BELKİ BİR GÜN UÇARIZ




Aylin Balboa

Kitabın ismi ne güzel değil mi? Yazanın ismi de ilginç ayrıca.

Ünlü Rocky Balboa gibi. Türkçe’de ona Rakı Binboğa da derler. Kitabı yazanın soyadı da öyle.

Yazar aramızdan biri, net dünyasında yani. Bu ilk kitabı şimdilik. Nette bir okur kitlesi de var.

Kitap kısa yazılar, öyküler, öykücükler halinde. Birbirinden bağımsız öyküler ancak genelde bir bütün oluşturur gibiler. Hepsi birlikte bir yaşam öyküsü oluşturuyor.

Kelime oyunları çok ve sevimli. Minik minik mizah var. Minik zeki buluşlar. Mizah dolu olmasına rağmen kitap bir hüzün tadı bırakıyor.

Keyif veren güncel bir dil.

Not:3/4


Arkadaşımız aynı zamanda blogger.


HEMŞİRE NİMET



Azmiye Hami Güven

Yazar, Cumhuriyetin ilk kadın yazarlarından. Halide Edip Adıvar gibi. Aynı zamanda ilk kadın öğretmenlerimizden. Reşat Nuri, Ahmet Hamdi zamanı.

Hemşire Nimet adlı roman da, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarını anlatıyor. 1900 başlarında başlıyor ve Cumhuriyetin kuruluşundan sonra devam ediyor.

Nimet Tuna adlı bir kadının hayatını okuyoruz, çocukluğundan orta yaşlarına kadar. Nimet, iyi bir ailede doğuyor, babası devlet görevlisi. Osmanlı zamanı olduğu için babası Türkiye dışına tayin oluyor. Nimet’in çocukluğu güzel bir çiftlikte geçiyor. Tuna nehri civarında.

Daha sonra ise tayin ve savaş gibi çeşitli nedenlerle İstanbul, Almanya gibi farklı yerlerde eğitimi sürüyor. İyi eğitimli, başarılı bir öğrenci. Birinci Dünya Savaşı yıllarında ailesinden ayrı düşüyor. Savaş yıllarında eğitimini de tamamlayamıyor.

Ve Milli Mücadelede hemşire oluyor. Cumhuriyetten sonra da uzun ve dramatik bir yaşamı oluyor. Türkiye’de ve yurtdışında. Aşk, evlilik, çocuk, iş, özlem, aile, Nimet’in yaşamı hiç de kolay değil.

Roman, bir biyografi romanı gibi ve çok başarılı. Nimet hemşirenin yaşamı öylesine iyi anlatılıyor ki sanki yanı başımızda, bizim ailemizden gibi, sanki gerçekten de yaşıyor.

Mükemmel bir roman. Sahaflarda ve internet sahaflarında bulunabiliyor.

Not:4/4