31 Ocak 2017 Salı

GECE KAÇAKLARI



Frances Hardinge

Bir çocuk kitabı, bir çocuk romanı veya genç yetişkin romanı ancak hiç kolay lokma değil.

Kahramanımız Mosca 12 yaşında bir kız ve kağıdın kalemin olmadığı, okurların olmadığı, kitapların yasak olduğu bir ülkede okuma yazma bilen tek kişi.

Mosca maceradan maceraya koşuyor, akıl almaz olaylar yaşıyor ama bunların hepsi aslında birer kelime. Kelimelerle yaşıyor o.

Kazıyla kaçıyor Mosca yaşadığı şehirden, eski İngiltere’de, krallığa gidiyor ve karışık olaylara giriyor, polisiye durumların, politik karmaşaların içine düşüyor, devrime katılıyor.

İlginç, zeki bir çocuk masalı, renkli, eğlenceli ama öncelikle kelimeler önemli. Yanyana gelen hoş kelimeler. Hiç durmayan bir hayal gücü.

Bizde henüz pek tanınmayan bir çocuk periliçesi.

Not:3/4

30 Ocak 2017 Pazartesi

HAKKIMDA 10 GERÇEK


Sevgili dadliş ponçik Yalnız ama Özgür mimlediii. Gerçekler kendisimizle ilgili.


1. Aşırı çekingen ve ürkek olduğum için insanların yüzlerine, gözlerine bakamam. Bu nedenle kafelerde, BurgerKing'de filan hiç kimse ile gözgöze gelmeyeceğim yerlerde otururum. Karşım boş olur yani. Yoksa nereye bakacağımı şaşırıyorum. Bir de arkamda duvar olmalı.

2. Elimde kitap olmazsa yine elim ayağıma dolaşır. Şapşikleşirim. Her yerde her an elimde bir kitap olmalı. Yoksa zaman geçmez. Kitap aynı zamanda bir koruyucu. Hep derim insanların yüzüne tutuyorum kitapları, vampirlere sarımsak tutar gibi. Kuyrukta, metroda, kitapsız ne yaparım.

3. Herkeste olduğu kadar bende de minik takıntılar vardır. Örneğin, jelibonu, leblebiyi sayıyla yemek gibi. Ağzımın sağ tarafına iki leblebi, sol tarafına iki leblebi. Sağa bir jeli sola bir jeli. Elimin bir parmağını ıslatmak gibi hemen diğer elimin bir parmağını da ıslatırım. Her şey çift olacak yani. Sayılar çok önemli işte. Bu sayısal zekadan geliyor, beynim bilgisayar gibi. Mat kafası var işte.

4. Hüzün hiç yoktur bende. İçim hafiftir, kıpır kıpırdır, yaşama heyecanı vardır. Ama hüzünü algılarım. Algılarım çok güçlü ve çok temizdir. Empatim de yüksek. Duygusal değilim ama duyarlıyım. İnsanlardaki hüznü ve üzüntüyü çok iyi algılarım ve anlarım.

5. Anı biriktiricisiyim. Hep derim bende nostalji yok hiç. Geçmiş ilgimi çekmiyor, bugün ilginç bir de gelecek ilginç. Ama hatıra biriktiririm. Biletler, fişler, notlar, ne ne zaman yapıldı, nereye gidildi, bir dolu minik şey. Şöyle örnek vereyim. Diyelim, dedem evime geldi, her zaman olmadığı için, örneğin, hiç sevmesem de sigarayı, dedemin içtiği sigarayı ve o tablayı aynen öyle saklarım. Bir daha görünceye dek.

6. Annemlerin evini karıştırmak en büyük mutluluğum. Gidince, bütün dolapları karıştırırım. Bir keresinde, annemle babamın aşk mektuplarını buldum, gizlice okudum, ama anladılar, sonra anne babam bir törenle o mektupları denize attılar. Ben de ağladım tabisi. Tekrar tekrar okumak istiyordum.

7. Çok sağlam bir hafızam var. Bütün filmlerin yönetmenlerini, yıllarını, oyuncularını, kitapların baskılarını biliyorum. Kitapçıya girdiğimde, bu kitabın yerini neden değiştirdiniz diyorum, ben girip okuyordum arada, kitapları kitapçıda okuyup bitiriyorum, birkaç gidişte. Bunun fiyatı neden değişti. Hafızam sağlam olduğu için yazı yazarken, örneğin kültür sanat filan yazarken hiçbir zaman internete veya kitaplara bakıp kontrol etmem. Bütün yazılarımı o anda kafadan yazarım. yazılarım için şimdiye dek hiç araştırma yapmadım netten kitaplardan. Hep o anda yazıyorum yazılarımı. Bütün yazılarımı yayınladığım anda yazıyorum. Yazma anı dışında aklımda yazmak hiç olmaz. Ne yazacağım diye hiç düşünmem. Oturduğum anda bir anda yazarım. Kafam boştur yani hep.

8. Kendi dünyamda yaşadığım için aile akraba arkadaşları hep unuturum. Telefon etmem yani. Hep düşünürüm onları, annemi düşünmediğim bir gün bile yoktur ama annem arar hep beni. Babam arar, arkadaşlarım arar, akrabalar arar. Hepsi arar ama ben hiç aramam. Düşünmediğimden değil ama ben işte hep kitaplar, yazmaklar, çeviriler, hayaller peşinde koşarım. Annem arar ve Derin, dur seni yerin yedi kat dibinden çıkarayım der, Ben hayallerle kaybolduğum için.

9. Ütü yapmak, perde asmak, tırnak kesmek hiç hoşlanmadığım şeyler.

10. İş olmasa evden çıkmam ben. Ev kuşuyum. Evde zaman yetmez, ev işi, yemek, diziler filan, zaman nasıl geçer hiç anlamam valla. Ama gezmek de severim. Karabatak gibi, genelde evdeyim, bir çıkarım üç gün gezerim, Her gün Büyükada mesela, sonra yine eve kapanırım.

Nefis bir mim bu. Herkeşler yapsıııın.

29 Ocak 2017 Pazar

GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞMÜŞ


Aramızdaki en dadlişlerden Bulut Ol Esra mimledi önce. Biliyorsunuz, en çok öğrenci blogçuları seviyorum, ilköğretim, lise, üniversite öğrencileri. Esroş Lise 3'te. Çok ders çalışıyor. İşallah ilerde üniversiteyi tutturacak, hayırlısıyla. Bir de Aysel Ezimova var en sevdiklerimden ki o 12 yaşında ve üç yıldır en ponçik arkadaşlarımdandır. 9 yaşından beri yazıyor yaa biricik o.

http://ayrilmazikil.blogspot.com.tr/2017/01/mim-gokten-3-elma-dusmus.html

Ardından da sevgili film blogçumuz, en faydalı blog ilan ettiğim Ömer var, mimleyen.

http://efsanevifilmizle.blogspot.com/2017/01/mim-2.html

1. Gökten 3 elma düşmüş, yaşamak için 1. ve 2. kontenjanlar doluymuş, 3. elmada kontenjan boşluğu varmış. 1. Beijing, 2. Londra imiş, 3. olarak ben Capri adasını seçiyorum.

2. Gökten 3 elma düşmüş; 1. Oğuz Atay, 2. Reşat Nuri imiş. 3. olarak ise ben Sait Faik'i seçore.

3. Gökten 3 elma düşmüş; 1. Müzik, 2. Bale, 3. olarak ben şüphesiz resim diyorum. Resim bence müzikten de edebiyattan da önemli.

4. Gökten 3 elma düşmüş; 1. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler; 2. Hansel Gretel, 3. olarak da ben Deniz Kızı Arielle diyorum.

5. Gökten 3 elma düşmüş; 1. İlyada, 2. Ramayana, 3. olarak de ben yine Deniz kızlarını, Sirenleri diyorum.

6. Gökte 3 elma asılı durmuş; 1. Dünya, 2. Mars, 3. olarak da ben bilemedim valla. En sevdiğim ve güvendiğim Güneş'dir ama Ay daha romantik. Gitme şansı olsa ise en uzak gezegene gitmek isterim, bizim sistem dışında olsun bir de,

7. Gökten 3 elma düşmüş, 1. Yunan mitolojisi, 2. İskandinav Mitolojisi, 3. Şüphesiz Uzakdoğu.

8. Gökten ak sakallı dede sarkıp fısıldamış, kardeş elimde 3 elma var, hangi yüzyıla gitmek istersin, ilk iki seçenek, 13. yüzyıl ve 24. yüzyıl, ben ise 3. seçenek olarak, geçmişi hiç merak etmiyorum ama geleceği isterim, tam bin yıl sonrasını görmek isterim, yani 30. yüzyıl olsa tamamdır.

9. Gökten 3 elma düşmüş, 1. Piyano, 2. Gitar, 3. benim seçimim ise elbette çello, bunun için kitap bile yazdım, Yani adlı kitabımda çellocu Gece var işte.

10. Gökten 3 elma düşmüş, 3 Kore Pop grubu olarak, 1. DBSK, 2. Süper Junior, 3. benim seçimim ise Bangtan Boys, sevgili Aysel Ezimova sayesinde sevdim.

28 Ocak 2017 Cumartesi

CUMARTESİ


Yengem küçük bir operasyon için hastanede birkaç gündür. Koğuştaki diğer odalardaki hastalar çok çabuk sinirleniyormuş, insanları üzüyorlarmış diye bütün refakatçılar bizimkilerle kanka oldu herkes sürekli bizim odada yahu.

Mısırla çekirdek alıp O Ses Türkiye izliyorlar hep birlikte. Hemşireler sürekli bizim odada buluyor herkesi. 75 yaşında bi teyze var çay içiyor muhabbet ediyor bizle, çok tatlı. Çayı içerken her yudumundan sonra bir kere daha karıştırıyor kaşıkla, bi içiyo bi karıştırıyor. Tam sanki bir film karakteri veya hikaye kahramanı gibi.

Ne güzel bugün tatil ama hava da çok soğuk. Dışarı çıkmak zor, evde ısınmak için ne yapmak lazım, en güzeli Hemşin dansı yapmak belki de, Hemşin oyun havaları hem ısıtır hem yorar, tamam Hemşin oynamalı. Ama telefondan Fun Run oynamak daha kolay ama battaniye altında.

Bugün kuzenler geldi, okul tatil ya, dayımlar da geldi. Sabah tost yaptık. Şimdi bir tabağın içine patatesi rendeliyoruz sonra rendelediğimiz patatesin üstüne bir tane yumurta kırıyoruz sonra biraz kaşar peyniri rendeleyip koyuyoruz tuz az da karabiber çok basit bunları bir tabakta yapıyoruz karıştırıyoruz, sonra bu arada tost makinesi de ısınmış olması lazım, malzemeleri hazırlamadan önce fişe takıyoruz o ısınıyor sonra tabağı kaşıkla tost makinesine döküyoruz biraz bekliyoruz, üstü kızarınca spatulayla çeviriyoruz,  bir de döktüğümüzde yanlarını düzeltiyoruz, çevirdiğimiz taraf ta kızarınca çekiyoruz fişi alıyoruz tabağa çok lezzetli hem de kolay.

Bir de hoş geldin tatlısı olarak bisküvili tatlı yaptık. O da kolay ve lezzetli. Kuzenler hemen yarısını bitirdiler bile gündüz vakti. Bir paket puding, 3.5 su bardağı süt, bir de petibör bisküvi. Şimdi bir tepsiye diziyoruz petibör bisküviyi, ondan önce bir tencerenin içine pudingle sütü koyuyoruz, o kıvama gelince balkona koyuyoruz, ondan sonra bisküvilerin üzerine döküyoruz ama bundan önce petibörleri sütle ıslatıyouz, püf noktası bu, sonra pudingler yetene kadar kat yapıyoruz sonra en son üzerine Hindistan cevizi döküyoruz.

26 Ocak 2017 Perşembe

FİLM SEÇKİSİ 5


PRESTİJ

The Prestige, 2006, A.B.D.

İki sihirbazın ölümüne rekabeti. Hugh Jackman ve Christian Bale. Gizemli ve heyecanlı. Not:3/4

SIRADIŞI İLİŞKİ

La Corrispondenza

Guiseppe Tornatore, 2016, İtalya

Şiirsel sinemanın büyükustasından yine bir mücevher. Bir profesörle asistanının akıl almaz ve duygusal aşk ilişkisi. Kaçırmayın. Not:3/4

YILBAŞI TATİLİ

National Lampoon’s Christmas Vacation, 1989, A.B.D.

Tüm zamanların en iyi yılbaşı filmi. Bir aile komedisi. Bir aile, yılbaşı için tüm akrabaları bir araya getirmek ister. Ancak, bütün aksilikler o geceyi bulur. Defalarca izlenebilecek komik ve duygusal bir film. Not:3/4

BİR YILDIZ DOĞUYOR

A Star is Born

George Cukor, 1954, A.B.D.

Tüm zamanların en iyi romantik müzikallerinden biri. Zamanı geçen ve alkolik bir aktör, geleceği parlak bir genç şarkıcıya sinema yolunu açar. Aşık da olurlar birbirlerine.  Başrolde Barbara Streisand’ın annesi Judy Garland bu filmle ünleniyor. Not:3/4

SILKWOOD

Mike Nichols, 1983, A.B.D.

Amerikan sinemasının en büyük ustalarından olan yönetmen bu filmde gerçek bir yaşam öyküsünü anlatıyor. Karen Silkwood, çalıştığı fabrikanın radyasyon yaydığını düşünüyor ve buna meydan okuyor. Başrolde her zamanki gibi inanılmaz oynayan Meryl Streep. Not:3/4

25 Ocak 2017 Çarşamba

BLOOD



Kore dramalarından.

Vampirler, vampir doktorlarla ilgili ancak korku gerilim değil, duygusal, romantik bir dram. Kan tutan bir vampir başrolde. İnsan olmaya çalışan yakışıklı bir doktor vampir.

Kan içmeyen bir vampir. İyi bir vampir ve insan gibi yaşamak, sevmek istiyor. Bir de kadın doktor var hastanede o ise normal insan. Bu ikisi ise geçmişten birbirlerini tanıyorlar ama hatırlamıyorlar.

İkisi de aynı zamanda cerrah olan bu ikilinin çekişmesi ön planda. Ayrıca, hastanede kötüler de var. Hastanede iyi kötü savaşırken bizim vampir doktorun vampir düşmanları da çok ayrıca hastane dışında.

Başroldeki yakışıklıyı You are all Surrounded adlı diziden sevmiştik. Bu dizide de pek havalı bir cerrah vampir olmuş. Diğer oyuncular da iyi.

20 bölümlük dizi heyecanlı ve romantik. Doya doya izleniyor ve öyle bitiyor ki inşallah devamı da gelir.

MAHZEN



Umut Erdoğan

Akademisyen ve reklamcı yazarın ilk romanı bu ve 21 yaşında iken yazmış.

Bir suç romanı. Karanlık bir aile dramı da aynı zamanda. İyi bir film de çıkar metinden, bir kaybedenler filmi. Fransız ve Amerikan suç ve yol filmlerini de andırıyor. Bir Fransız yönetmenden iyi bir kara film olur bu Mahzen’den.

İz ve Rıza iki kardeş. Çocuklukları yaralı, acılı. Kötü bir aileden çıkan, sevgisiz büyüyen iki kişi. Üniversite yıllarına geldiklerinde geçmişlerinin hesabını sormaya başlıyorlar. Çok sert bir yanıt veriyorlar geçmişlerine.

Kısacık roman hemen kendi atmosferine alıyor okuru, mahzene çekiyor, karanlığa doğru, yeraltına doğru. Acımasız insanlar acımasız hayatlar doğuruyor ve yine acımasız hayatlar acımasız insanları yetiştiriyor.

Bir psikolojik suç romanı olarak oldukça gizemli ve başarılı. Popüler tarzda değil de edebiyat tadında yazılmış. İstanbul ve İzmir fonunda geçen bir dram.

Not:3/4

Not: Arkadaşımız aynı zamanda aramızdan bir blogçu. Kendisini bloğundan ve diğer sosyal medya hesaplarından izleyebilirsiniz.

24 Ocak 2017 Salı

DERİNLER


Arada kitaplarımı okuyan blog arkadaşlarım oluyor. Kitaplarımı sevmelerinden çok kitaplarımdan faydalanmaları hoşuma gidiyor arkadaşlarımın. Okuyup huzur bulmaları veya mutlu olup olumlu motive olmaları. Genelde her zaman okunabilecek, arada bir açılıp orasından burasından okunup sakinleştirici etki yapacak kitap yazmayı seviyorum. Bir arkadaş gibi olacak. O yüzden bazı arkadaşlarım var ki nereye gitseler yanlarında götürüyorlar kitaplarımı. Sınava girmeden önce Sade ve Derin'i okuyan arkadaşlarım oluyor. Veya, kitabın içine sevgili kızıma yazıp ilerde kızım olunca kitabı hediye edeceğim diyen arkadaşlarım.

Zaten hep diyorum, kitaplarımı blog arkadaşlarım için yazıyorum. Bu nedenle, okuyan arkadaşlarım paylaşıyor bazen, hoş oluyor görmek. Bugün instada sevgili İpekböceği paylaştı meselası, Frambeyazlı Hayatı! Bir ara da örneğin sevgili Bir Deli Mavi Semanur Kök en sevdiği 15 kitap arasına Sade ve Derin'i koymuştu. Sonra da yakınlarda sevgili arkadaşım Sessiz Kaldım, hüzün kraliçelerimizdendir kendisi, en sevdiği kitaplar listesine almış yaaa.


Ayy sonraa sevgili Minik Mini tatilde uykuda bile Yani'yi okuyordu, bayram tatilllerinde.


Sonra yakınlarda sevgili Turgay Aksoy da Sade ve Derin'i okumuştu. Daha önce de Frambuazlı Hayat'ı okumuştuydu o.


Ve Turgay ile aynı günlerde sevgili Ece Evren aplamız da okuduydu.


Not: Diğer arkadaşlarımın yazıları ile devam edecek bu yazılarım.

23 Ocak 2017 Pazartesi

ÇOCUKLUĞUMUZA DAİR MİM


Bizim Şeyda Nur mimlemiştiii. Çocukluğumuza iniyoruz. En sevdiğim şey zaten, çocukluğumuz. Daima 5-15 yaş arasında yaşamak isterim. Çocukluktan hiç çıkmamak.


1. Çocukluğunuzda en çok severek oynadığınız oyun neydi?

Büssürü oyun var tabii, örneğin, evcilik, doktorculuk gibi. Bahçede olimpiyatlar yapmak gibi. Legolarla saatlar geçirmek. Oyuncakları, bebekleri konuşturmak mesela. Şöyle ki, ben genelde yalnız oynardım oyun evde. Okul dönüşü evde oynarsın işte. Biz büyük şehir çocukları sokakta oynamayı pek bilmeyiz. Şu oyuncak konuşturmak, bebek konuşturmak kendi kendine. İnce sesle konuşturursun ya, mimimimi mimimimi mimimimi gibi, mırıl mırıl sesler çıkar, Bunu annem hep taklit ederdi bana. Taklidimi çıkarırdı yani. Taklitimi çıkarma derdim ona.

Tabisi çok fena halde yapboz tutkunuydum, durmaksızın yapboz yaptım valla. En sevdiğim şey ise gerçekten de çizgi filmlerdi. Film CD leri işte. Örneğin, Alice, kaç kez izledim, ezberlediğim için evde hep filmden konuşurdum, durup dururken evdeki saksılara gidip "ah petunyalarım" derdim. Ya da diğerleri. Jetgiller, Ninja Kaplumbağalar. Kendi kendime hep konuşuyordum evde işte; "taşikoooo o marioooo".

2. Çocukluğunuzda en çok hayal ettiğiniz şeydi?

Zaten hep hayalciydim ki. Şimdi de hayallerim hikaye oluyor işte. Cheerleader olmak isterdim. Hani var ya maçlarda, ponpon kızlar. Onların yarışmaları oluyor işte Amerika'da filan. Spor gibi bişiy yani. Bir de snow board yapmak karda. bu hayaller.

Şimdi mesela oynuyorlar ya slaym, slime, hani oyun hamuru gibi çok eğlenceli yaa, onu oynamak isterdim mesela. Öyle grandioz hayallerim yoktu, psikologlar diyor, bazı insanlarda grandioz sanrılar varmış, kendilerini büyük görürlermiş. Benim hayallerim daha çok mini mini birler, mavi gözlü üçler, dayak yesin dörtler kıvamında oldu hep. Yemek hayali de hep kurardım, piza filan, annem de dur ya istersen masayı ye yemek beklerden derdi.

Ben de hep alay ederdim annemle, of of, kaslarım ağrıyor, yanlarım ağrıyor, kulunçlarım, romatizmalarım diye, hep diyet spr yaptığı için, anne bu marullar neden ufak yoksa marullar da diyet mi yapıyor derdim.

3. Klasik büyüyünce ne olurdunuz sorusuna ne cevap verirdiniz?

Ya ben hep öğrenci olcam derdim. Öyle de oldu, öğrencilikten kurtulamadım yaaa.

Bu güzelim mimi de eski arkadaşlarım yeni arkadaşlarım yapsın bi kere bana neee!

ŞANS MİMİ



HAYATTAKİ EN BÜYÜK ŞANSINIZ NEDİR?

Çok sevdiğim Yalnız ve Özgür mimlemişti yakınlarda. Kara Liste serisini yazınca bu haftaya kaldı mim cevabım. Kendisi hayattaki en büyük şansının Ruheşi olduğunu söylemiş. İnşallah onunla hayatı boyunca mutlu olur.


Hayatta en büyük şansım nedir?

En büyük şansım ne bilmiyorum. Birkaç şey aklıma geliyor. Biri, genelde şanslı olmam. Şanslıyımdır yani. İstediklerim olur, düşündüklerim olur, dilediklerim olur. Genelde böyle. Hatta yolda da sürekli olarak para bulurum, ufak paralar da olsa. Hep şanslı oldum ve şansıma güvenirim.

Ayrıca, deniz insanı olmak, Egeli olmak, sevgi dolu bir ailede büyümek, bunlar da şansım. İyi eğitim almak, çok çalışkan olmak, sevdiği okullarda okumak, bunlar da. Bunlardan daha önemlisi ise çok minikken kitap okumaya başlamak. 5 yaşında gazete okurken, ilkokula başladığımda Yaşar Kemal ve Jack London ve Agatha Christie okumaya başladım. Sanırım kitaplar sayesinde kötülüklerden uzak durdum, hep sakin ve huzurlu yaşadım.

Ama sanırım en büyük şansım bu blog işte. Blogum sayesinde yazmaya başladım, sizleri okumaya başladım, her şeyi sizlerden, bloglardan öğreniyorum, blog benim için okul gibi oldu, bir apartman gibi oldu, hayatta en iyi arkadaşlarım burada ve çok mutluyum burada.

Evet en büyük şansım blog çevrem.

Bu mimi yine en eski, eski, yeni, en yeni arkadaşlarıma gönderiyorum. Mimi yapan üstteki fotoyu da kullansın. Yalnız ama Özgür'ün hazırladığı foto çünkü.

22 Ocak 2017 Pazar

KARA LİSTE 6



Final

Murat: Şimdi ablama ne olacak? Delircem artık, bunun benimle ne derdi var?

Telefon çalıyor o arıyor.

Telefondaki ses: Evet artık, sonuna gelmek üzereyiz Murat. Artık hesaplaşma günü geldi.

Murat: Ne hesaplaşması, artık söyle, ne yaptım ben sana.

Telefondaki ses: Biz seninle, çok eski dosttuk da ki sen sevdiğim kızı Beril’i, elimden aldığın zamana kadar. Evet Murat benim Buğra, sen sormadan ben söyliyim. Sesimi sen tanıma diye ses değiştirici kullandım. Çok akıllıca değil mi? Sen beni sırtımdan bıçakladın Murat.

Murat: Buğra, Beril mi, senin Beril’i sevdiğini bilmiyordum, neden söylemedin bana?

Buğra: Nasıl söyleyecektim, seni kaybetmek istemedim ama zamanla bunu kendime yediremedim ve senden intikam almaya and içtim.

Murat: Beril’le biz anlaşamadık ayrıldık kaderimiz bir yazılmamış Buğra, ben ayrılık acısı çekerken, yanımda kimse olmadı. Sen de yoktun tek başıma çektim bu acıyı, kimseye anlatamadım yandım ben kavruldum, ama 2 yıl geçti aradan ona karşı içimde bir şey kalmadı ve zaten onu ayrıldığımızdan beri görmedim. Keşke ben acı çekerken, yanımda olsaydın. En ihtiyacım olduğunda, kötü günümde sen yoktun Buğra sen yoktun. Sen benim için kardeşten öteydin. Seni her gün düşündüm, beni neden bıraktı dostum diye, ama bir cevap bulamadım. Seni çok aradım ama bulamadım. Şimdi sen bana bunları yapıyorsun, ablamı kaçırdın ona zarar verdin. (Tokat attığı için söylüyor ).

Buğra: Ben böyle olmak istemezdim, ama sizi her gördüğümde yüreğim parçalandı ve ben de böyle bir şey yaptım. Ama merak etme ablan şu an iyi.

Murat: Ablamla konuşmak istiyorum.

Buğra: (Teli ablaya uzatır) Ablacım ben iyiyim ama kurtar beni bu adamın elinden.

Murat: Ablamı bırak, onun bir suçu yok.

Buğra: Sana atacağım adrese gel, ablanı kurtar.

Murat: Tamam hemen geliyorum.

Kapattı, ah işte mesaj geldi ablamı kurtarmalıyım.

Telefonum çalıyor Buğra arıyor.

Buğra: Hadi karşı tarafa gel sonuca ulaşalım.

Murat: Tamam geliyorum, ablama zarar verme.

Buğra: ha bu arada, Bülent de benim işbirlikçim, seninle samimi olması, arkadaş olması için ben yolladım senin yanına.

Murat: Ya bir kız için değer miydi?

Buğra: Ben Beril’i canımdan çok sevdim. Ama seninle olmayı tercih etti. Ben ona söyledim onu ne kadar sevdiğimi anlattım, seni tercih etti.

Murat: Benim bundan haberim yoktu Buğra.

Buğra: Her şeyi geride bırakalım Murat, var mısın? Bu olanlara rağmen ve ablan için.

Murat: Ablamı bırak tamam.

Buğra: İşte buna sevindim. Hadi gel hayatımızı düzene sokmak için gel.

Murat: Tamam geliyorum.

Buğra: Ablanı al hadi, ben bu kadar cani değilim ona zarar veremem.

Murat: Teşekkür ederim, bunları bilmediğim için özür dilerim.

Buğra: Özrün kabul edildi. Ama çok geç artık, Beril trafik kazasında öldü. Artık o yok ve ben parçalanıyorum, onsuz yapamıyorum.

Murat: Ne ölmüş mü?

Buğra: (Silahı kafasına tutar). Evet o yok artık ve ben de onun yanına gidiyorum. Hoşçakal benden kurtuldun. Hayatına devam edebilirsin. İşte bunlardan dolayı kara listedeydin eski dostum.  Hakkını helal et.

Murat: Dur yapma kendine zarar verme.

Buğra: Artık çok geç eski dostum.

(Ve silah patlar). Artık Buğra öldü, kurtuldum ondan ama keşke böyle olmasaydı, ona çok değer vermiştim.

Murat: Hoşçakal eski dostum iyi günlerimiz hatırına, hakkım sana helal olsun.(Gökyüzüne bakar ve Allah'ım sana çok şükürler olsun, her şeye rağmen beni bırakmadın). Ve ablasına bakar. Artık, evimize dönelim ablacım.


Not: Tadında bırakmak istedim. Mutlu sonla bitirmek isterdim. Ama maalesef hayatta hem hüzünlü hem de mutlu son olabiliyor. İnşallah beğenmişsinizdir, herkese çok teşekkür ederim.

21 Ocak 2017 Cumartesi

KARA LİSTE 5



5.bölüm

Vay be,  ben onu bir arkadaş, kardeş, dost olarak bilmiştim, yanılmışım. Ne yaptım ben ona, hep onun yanında oldum. Her şeyine destek oldum, bu reva mı bana diye konuşurken telefonum çaldı, işte o arıyor!

Telefondaki ses: Murat kardeşim bu kim, ne istiyor bizden  (ve tokat sesi gelir)

Murat: Abla abla iyi misin? Bırak onu pislik!

Telefondaki ses: Buna sen izin verdin.

Murat: Ya sakin ol bak ablama zarar verme konuşalım.

Telefondaki ses: Ablanı ancak, sen kurtarabilirsin.

Murat: Ya tamam, tamam yapıcam lütfen ablamı bırak.

Telefondaki ses: Benden haber bekle.

Murat:  Kapattı ya, bu adam çok tehlikeli ya ablama bir şey olursa, yok hayır olmasına izin veremem.

Telefon çalıyor.

(Heyecanlı bir şekilde isme bakmadan açar telefonu ablasından haber gelir umuduyla)

Murat: Alo.

Annem: Oğlum ablana ulaşamıyorum, senin haberin var mı?

Murat: Şarjı bitmiştir anne gelir.

Annem: Tamam oğlum kendine dikkat et.

Murat: Anne tamam görüşürüz.

Ve Murat telefonu kapatır.


Finale doğru!

Not: 6. bölüm final.

KARA LİSTE 4



4.bölüm

Murat: Artık bu korkuyla yaşayamam ama kendime zarar da veremem, olmaz. Ailem zarar görür, her ne dediyse yapmak zorundayım. Ailem için ama ne isteyebilir ki benden? Telefonum çalıyor o arıyor.

Telefondaki ses: Hazır mısın?

Murat: Neye hazır mıyım?

Telefondaki ses: Geçmişte bana yaşattıkların için pişman olmaya.

Murat: Sen kimsin, ben sana ne yaptım?

Telefondaki ses: Beni unutmuş olamazsın, ben kimim öyle mi? Bana yaşattığın şeyler yüzünden psikopat oldum.

Murat: Yoksa sen!

Telefondaki ses: O düşündüğün kişi benim desem, ama kimi diyorsun, kimim ben.

Murat: Sen olamazsın, bana bunu yapmazsın. Seninle güzel günlerimiz oldu, neden yapıyorsun bunu.

Telefondaki ses: Şu anda seni gözetliyorum, eğer dediklerimi yapmazsan ben yapacağımı biliyorum.

Murat: Kapattı ya ne yapacak ki ya neden ya neden anlamıyorum o olamaz...

20 Ocak 2017 Cuma

KARA LİSTE 3



3.bölüm

Hayatım düzene girerken, bu da nereden çıktı şimdi? Ne yapmalıyım bilmiyorum, diye düşünürken telefon çaldı.

Arayan yakın arkadaşım Bülent idi.

Bülent: Murat nasılsın, bu ara görüşemiyoruz.

Murat: Ya Bülent sorma başımda bir bela var!

Bülent: Hayırdır noldu Murat ?

Murat: Bana mesaj atan biri var, cevaplamayınca arıyor beni tehdit ediyor.

Bülent: Ne tehditi Murat neler diyorsun sen, kim acaba o kişi?

Murat: Bilmiyorum ama bana kara listedesin dedi ve olacaklara hazır olmamı istedi.

Bülent: Polise git Murat!

Murat: Olmaz ya aileme zarar verirse, beni çok iyi tanıdığını söylüyor.

Bülent: Ailen biliyor mu olanları?

Murat: Hayır bilmiyorlar, nasıl anlatırım, üzülürler.

Bülent: Kim olabilir, belli ki tanıdığımız biri.

Murat: Bilmiyorum, neyse konuşuruz sonra Bülent.

Bülent: Tamam Murat konuşuruz dikkatli ol.

Ve Murat telefonu kapatır.

Telefonumu masaya koydum.

Sonra, telefon çaldı, tekrardan elime aldım, arayan oydu açtım.

Telefondaki ses: Eğer polise gidersen ailen ölür!

Murat: Hayır hayır bir şey yapma, onların bir suçu yok.

Telefondaki ses: Onları seviyorsan dediklerimi yapacaksın, seni tekrar arıycam bekle.

Murat kapattı, “kapana sıkıldım sanki ne yapacağım ben artık, bu korkuyla yaşayamam”

19 Ocak 2017 Perşembe

KARA LİSTE 2



2.bölüm

Mesaj gelen o numaradan, beni aradı ve o ses, kalın bir ses ve arkadan, tuhaf gelen sesler vardı.

Açtım telefonu, alo alo kimsiniz ne istiyorsunuz benden dedim, kara listedesin dediler.

(İçimden:  Anlamıyorum, ne kara listesinden bahsediyorlar ).

Telefondaki ses: Sen benim kim olduğumu biliyorsun Murat, ben seni iyi tanıyorum. Başına geleceklere hazır ol.

Murat: Ya burası dağ başı mı, hiçbir şey yapamazsınız, kimsiniz siz? Nerden tanıyorum ben sizi?

Sonra ses kesildi ve kapandı telefon. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kafam karıştı, kimi arasam acaba, diye düşünürken ablam Sedef aradı.

Murat:  Alo efendim abla?

Sedef:   Ablacım, iyi misin? Sesin bir garip geliyor.

Murat: İyiyim abla, neden aradın?

Sedef: Nasılsın iyi misin diye aradım.

Murat: İyiyim.

Sedef:  Murat kardeşim, kendine dikkat et hadi benim kapatmam gerekiyor görüşürüz ablacım.

Murat:  Görüşürüz abla.

Ve Murat telefonu kapatır.

(Ya onlara anlatamam, benim yüzümden onlara da bir şey olmasın, ya benden ne istiyorlar, hala anlamadım…)

18 Ocak 2017 Çarşamba

KARA LİSTE



1.Bölüm

Murat:

Evde otururken bir tıkırtı sesi duydum, içim ürperdi, ışıklar kapalıydı.

Etraf zifiri karanlıktı, hırsız sandım, elime sert bir şey aldım.

Sonra ışıkları açtım, fakat kimsenin olmadığını farkettim. Anlam veremedim ne sesi olduğunu.

Sonra televizyonu açtım ses olsun ve benim evde olduğum anlaşılsın diye, sonra da uyuyakalmışım.

Sabah telefonuma mesaj gelmesiyle uyandım. Mesajı açtım. Mesajda kara listedesin yazıyordu, şaşırdım mesajın nerden geldiğini anlamak için numaraya baktım ve bir anda mesaj gelen o numaradan beni aradı ve o ses…

16 Ocak 2017 Pazartesi

PUÇUKO



Artvine özel, fasulyenin küçüğü, kurutulmuş taze fasulye yani.

İçindekiler:

yarım kilo puçuko
soğan
biber salçası
domates salçası
buğday
pul biber
karabiber
tuz
tereyağı
sıvı yağ



Yapılış:

Fasulyeler bir gece önce ıslatılır. Ertesi gün sudan geçirilir. Tencereye alınır, üzerini geçecek kadar su eklenir, bir taşım kaynatılır.

Kaynayınca suyu süzülür, yeni su eklenir ve iyice pişirilir.

İyice pişince buğday eklenir ve pişmeye devam eder.

Ayrı bir tavada ince ince doğranan soğanlar sıvı yağ ve tereyağı ile kavrulur, soğanlar ölünce salçalar ve baharatlar eklenir.

Tüm malzemeler karıştırılır, ocağın altı kısılarak ağır ağır pişirilir.

Pişince kapatılarak dinlenmeye bırakılır.

15 Ocak 2017 Pazar

PAZAR HALİ



Ben Türk Kahvesi içemiyorum acı geliyor içersem şekerli içerim. Kahvenin lezzetli olması için içine bir küp çikolata bir kare yani atmak gerek. Kahveyi aynı yapıyorsun ama şeker yerine bir kare çikolata atıyorsun. Hani var ya dikdörtgen çikolatalar. Çikolatanın da acısını yiyemiyorum. Acı geliyor bana. Gofrette muzlu seviyorum veya çilekli.

Halam bizdeyken annemle sigara içelim derler, bir dışarı çıkıp gelelim, veya lavaboya gidelim. Babaannem hemen anlar, yüzlerine bakıp anlar hatta. Babaannem hacı, hacca yazıldı sekiz sene her sene, sekiz sene sonunda çıktı. Dedemle babaanneme çıktı ama dedem rahatsızdı gidemedi, babaannem gitti, zaten babaannemin gittiğinin üçüncü günü dedem vefat etti. Dedeminki kaldı öylece.

Babaanneme söylemedik ama dedemin vefat ettiğini, rüyasında görmüş, dedemin cenazesinde aradı hep ama söyleyemedik ta ki on gün sonra döndü hacdan ve öğrendi. Ama alıştı şimdi, 2.5 sene oldu. Şimdi Pazar, evdeyim, babaannem babamla cenazeye gitti annem namaz kılıyordu içeride, o da bitirip gidecek. Bir akrabamız vefat etti, 90 yaşındaydı Allah rahmet eylesin.

Ben de şimdi temizlik yapıcam. Süpürge, etrafı topluycam, toz değil onu almıştım geçende. Biraz da üşütmüşüm galiba, yanlarım ağrıyor. Mutfağı süpürdüm bile, bir yandan da müzik dinliyorum, ilahiler biraz, şimdi de Medinede Açan Güller. Herkes sevmez, zevkler ve renkler tartışılır tabii. Bir yandan makineyi boşaltıyorum çamaşır, sonra oturma odasını antreyi süpürcem.

Erkek kardeşim dersanede, küçük erkek kardeşim evde. Ay aklıma geldi şimdi, büyük erkek kardeşimle kavga etmiştik. Damarıma basılınca değişebiliyorum ama o da beni o hale sokanın hatasıdır. Büyük kardeşim bir zamanlar çok dalga geçerdi benimle, bir keresinde artık yetti cinnet geçirdim, bıçaklıyordum ama benim karşımda hem yapıp hem de gülünce daha çok tepem attı, annem kolumdan tutup bana tokat attı yere düştüm kendime geldim yoksa kardeş katili oluyordum.  

Bir de o gün yine cinnet geçirdim uzun boylu kardeşimi boyundan tutup takla attırdım kafasını vurdu. Çok çektim ben ondan ama şu an öyle değil olgunlaştı çünkü artık. Ama geçmiş bu ne olursa olsun unutulmuyor. Takla attırdım ya kuzenlerim çok şaşırdı, nasıl yaptın onu dediler ben de bilmiyorum dedim o an ne yaptığımı bilmiyorum ama ben çok nadir böyle sinirlenirim artık çok tepeme gelmezse gülüp geçiyorum. Rabbim görüyor artık çok takmıyorum. O zaman çok kızmıştım ona, hakkımı helal etmiyorum sana demiştim ama şimdi geçti tabii. O benim kardeşim ne olduysa oldu hakkımı helal ederim.

14 Ocak 2017 Cumartesi

%100 DÜŞÜNCE GÜCÜ



Jack ENSIGN ADDINGTON

Yaratıcı İmgeleme, Yüksek Bilinç Kılavuzu gibi temel kişisel gelişim kitaplarından biri. Veya, Dan Millman’un ünlü Hayatınızın Amacı gibi. Veya Tanrılar Okulu, Ramtha. Kişisel Gelişim ve parapsikoloji okuyanların sevdiği kitaplardan bazıları bunlar.

Bu kitap temel başvuru kitabı. Sık sık açıp okunabilir. Düşüncelerimizi kontrol altına almak. Zor geliyor böyle söylenince ancak hayatımızda olumlu etkisi olduğu kesin. Hastalanmayacağım diyen kişinin hastalanmaması gibi. Ya da büyümeyeceğim diyen kişinin büyümemesi gibi.

Bazı kişisel gelişim teorilerine göre önce düşünüyor karar veriyor ve uyguluyoruz, diğer teorilere göre de direk olarak davranışa geçiyoruz, düşünce sonradan geliyor. Düşünmek öyle kolay bir iş değil. Biz düşünüyoruz derken aslında ya hayal kuruyoruz ya kafamızdan yüzer gezer birçok düşünce geçiyor. Düşünmek başlı başına bir eylem. Hatta düşünmek için ayrı bir zaman gerekiyor.

Düşünmek, kendini yönetmek, kendimiz olmak, güvenmek, bu kitapta bunlarım yöntemleri anlatılıyor. Elbette önce düşünce temizliği. Kafamız gereksiz düşüncelerle dolu hep. Bu boş düşünceler davranışa geçmemizi engeller. Düşüncelerimize hakim olmadan hayatımızı nasıl yönlendirebiliriz ki?

Ve her zaman denildiği gibi, bir hedef koymadan da olmuyor hayatımızda. Bir hedef koymak bizi gereksiz ayrıntılardan koruyor hep. Olumlu hedefler elbette. Ayrıca, her zaman için sadece şu an var, geçmişle ve gelecekle uğraşmaktansa şu an ile uğraşmak gerekiyor.

Faydalı kitaplardan.

Not:3/4

FİLM SEÇKİSİ 4



KUYU

Metin Erksan, 1968

Yönetmenin gerçek bir olaydan çektiği film. Köylük yerde adamın biri kızın birine kafayı takar, defalarca kaçırır, yakalanır, hapse girer, yine kaçırır. Ülkemizin dramı. Günümüzde halen değişmedi bu kadına şiddet. Not:3/4

KİTARA’YA YOLCULUK

Taxidi sta Kythira

Theo Angelopoulos, 1984, Yunanistan

Usta yönetmenin bir diğer usta filmi. Arıcı tarzında sessiz filmlerden. Siyasi bir adam, ülkesi Yunanistan’dan ayrılıp Rusya’ya gider ve çok uzun yıllar sonra ülkesine döner ama hiç kimseyle anlaşamaz. Yönetmenin şiirsel filmlerinden. Not:3/4

BİR YILBAŞI HİKAYESİ

A Christmas Story, 1983, A.B.D.

Yılbaşı gecesi küçük bir oğlan ailesinden ve Noel babadan bir hediye ister, bir oyuncak tüfek. Ama bir yerine bir şey olur diye kimse ona bu hediyeyi almak istemez ama o yine de hayalinden vazgeçmez. Sıcacık yılbaşı aile filmi. Not:3/4

FIRTINALI HAYATLAR

The Light Between Oceans, 2016, İngiltere

Bir deniz feneri bekçisi ve eşi çocuk sahibi olmak isterken bir kazadan kurtulmuş bir bebek bulurlar ve yetiştirmeye başlarlar. Ancak bebeğin bir ailesi de vardır. Görüntüler hoş, film zarif. Not:3/4

BAKİR DEV

Fusi

Dagur Kari, 2015, İzlanda

Buzdan Hayaller ve Tutunamayanlar adlı filmleriyle sevdiğimiz yönetmenin bir diğer ilginç ve iyi filmi. İri yarı bir adam annesiyle yaşamaktadır ve çalışmaktadır. Çocuksu ruhlu ama iyi olan adamın insanlarla iletişim güçlüğü vardır. Çevrenin zoruyla bir dans kursuna katılıp sosyalleşmeye çabalar. Hüzünlü ve komik. Not:3/4

13 Ocak 2017 Cuma

WILL & GRACE


Amerikan komedi dizisi. Şu bildiğimiz, alışık olduğumuz komedilerden. Bir ev ve evde insanlar. Evin salonuna girer çıkar dizideki insanlar.

Amerikan espri tarzı. Hep deriz ya Amerikan esprileri. BU dizide de dört karakter var. Hep olur ya, birbirine benzemeyen özgün karakterler.

İki kız iki erkek. Kızlardan biri iç mimar, diğeri de onun sekreteri. İç mimar Grace evlenemiyor, düzgün ve uzun ilişki kuramıyor. Sekreteri ise çok değişik bir sekreter. Keyif için çalışıyor, hiç ihtiyacı yok çalışmaya. Zengin bir evliliği var.

İki erkek de eşcinsel. İkisi de çok komik ve hoş. Erkeklerden biri, Will, hukukçu, diğeri de onun arkadaşı. Will ve Grace aynı evi paylaşıyorlar. Diğer insanlarla anlaşamasalar da birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar. Birbirleri olmadan yapamıyorlar.

Dizi bu dört kişi üzerine dönüyor. Onların eğlenceli gündelik yaşamları. Dizi yaklaşık on sezon olsa da bizde dört sezonu yayınlanmış.

Düşünmeden gülmeyi sevenlere.

FİLM SEÇKİSİ 3



KOĞUŞ

The Ward

John Carpenter, 2010, A.B.D.

Genç bir kadın akıl hastalıkları hastanesinde tedavi görmektedir. Sürekli olarak bir hayalet tarafından ziyaret edilen kadına kimse inanmaz. Usta yönetmenden klasik korku gerilim. Not:3/4

ANNE

Mama, 2013, Kanada

İki ufak kız kardeş aileleri öldükten sonra ormanda bir kulübede yaşarlar. Bir akrabaları onları bulur ve yanlarına alır. Ancak, kulübede onları sürekli ziyaret eden bir hayalet de onlarla birlikte yeni evlerine gelir. İki kız, akrabaları ile hayalet arasında kalır. Korku gerilim sevenler için iyi film. Not:3/4

BAZILARI SICAK SEVER

Some Like It Hot

Billl Wilder, 1959, A.B.D.

İki erkek müzisyen kadın kılığına girerler ve bir kız grubunda müzisyen olurlar. Peşlerinde kötü adamlar da vardır. Bir dolu komik aksilik olur. Müzisyenlerden bir tanesi de gruptan bir kıza aşık olur. Sevimli, tatlı komedi. Bir Marilyn Monroe filmi. Not:3/4

DÖNÜŞÜ OLMAYAN NEHİR

River of No Return

Otto Preminger, 1954, A.B.D.

Hapisten yeni çıkmış bir adam ve oğlu ile bir bar şarkıcısının vahşi bir nehirde bir sal ile yolculuğu. Güzel bir macera filmi, Marilyn Monroe şarkıları ile birlikte. Not:3/4

OTOBÜS DURAĞI

Bus Stop, 1956, A.B.D.

Taşralı bir rodeo oyuncusu yarışmalara katılır ve bir bar şarkıcısına aşık olur ve onunla evlenmek ister ancak kadına kaba davranır, kadın ise ince erkekleri sever. Mariyn Monroe’lu tatlı romantik komedi. Not:3/4

12 Ocak 2017 Perşembe

PIRASA ÇORBASI


Önce tereyağı, sonra soğan, sonra havuç, sonra pırasa, sonra kırmızı biber, bunları sote ediyoruz, yumuşuyor, sonra da tavuk suyu ekliyoruz ve daha sonra da blenderdan geçiriyoruz.

Tereyağı bir kaşık olacak, soğan ve diğerleri küp şeklinde kesilebilir, havuçlar çok ince.


Ayrıca bir tepside köy ekmeği üstüne zeytinyağı ve sarımsak koyuyoruz, pişince kıtır oluyor. Üstteki çorbanın üstüne kıtır tanelerini döküyoruz.

11 Ocak 2017 Çarşamba

AH NE KADAR KAR


Ne kadar çok kar yağdı. Bu güzelim beyazlık bütün çirkinliklerin, kötülüklerin üstünü örtsün. Kar ve karlı ağaçlar insana çocuksu mutluluk veriyor.

Ağaçlara bakınca ben de çocukluğumu hatırlıyorum. Babamın tayiniyle doğuya gittiğimizde çok kar görmüştük, evimiz de bahçeliydi, bahçede ağaç da çoktu. Ben sakin sessiz bir çocuk olmama rağmen ağaçlara tırmanmayı çok severdim. Hiç inmezdim ağaç tepelerinden. Annem, bahçeye çıkıp beni arar ve yerde ararken gökte buldum seni derdi.

Uslu olmama rağmen arada bir kızdığım da olurdu, 7-8 yaşlarımda özellikle. Bir defasında, evde kardeşime kızıp ben evden gidiyorum demiştim, dağa kaçacağım. Okul çantamı doldurdum, yiyecekler, hikaye kitapları aldım yanıma, kapıyı çekip çıktım dışarı. Evimizin biraz ötesinde bir tepelik vardı. Oraya yürüdüm, geldim tepeliğin başına. Tırmanıp gidecektim dağa. Ama hava kararmaya başladı. Ben de korkup döndüm eve. Eve girdim, anneme, ben yarın sabah dağa kaçacağım dedim. Annem de tamam kızım, sen şimdi derslerini yap, yemeğini ye, erken yat, ben seni sabah kaldırcam erkenden dağa kaçman için dedi. Sabaha unutmuştum tabii. Annem hiç unutmadı bunu, yıllar sonra genç kız olup dağa trekking yapmaya gittiğimde, ne kadar inatçısın, yine bak dağa gidiyorsun dedi.

Şimdi karda bir yerlere gitmek de zor. Ah ah eski gençliğim olsa şimdi Maldivlere giderdim diye hayal kuruyorum kara bakarken, Maldivlere de çok gittim ya hayalimde yani, karda evde sıcak sıcak müzik dinlerken, hayalimde uçup İtalya’ya Fransa’ya gidiyorum, oyuncak bebeklerime bakıp, şimdi bu küçük bebekler Arap atı, büyük bebekler de büyük Amerikan atları, Mustang bunlar, ben bunlara binip karların içinde atlarımla hoplayıp zıplayacağım.

Tabii hepsi hayal bunun yerine, wadzapta yeğenimle konuşuyorum, görüntülü, halasının yüzünü unutmasın ama de mi ama, sık sık görse de ben kendimi yine de ona sürekli gösteriyorum. Kardan gidemediğim görmeye birkaç gündür de. Evden çıkmadan eve pizza söyledim, bir yandan da düşündüm, pizza taşımak da ne zor olmalı, mesela büyük kulede biri pizza istedi, in çık pizza götür ne zordur şimdi bu karda.

10 Ocak 2017 Salı

DEMİRYOLU ÖYKÜCÜLERİ


Üç tane arkadaş, eski zamanlarda, iki erkek bir kız, öykü yazıcıları. Nerde yaşıyorlarsa, doğuda bir yer, Türkiye’nin.  Geceleri öykü yazıyorlar. Üniversitede okuyorlar, para kazanmaları lazım, nasıl yapalım nasıl yapalım diyorlar.

Valla diyorlar, öykü yazalım. Trende satıyorlar. Tren geliyor, saati var, diyelim ki onda tren geliyor. Bunlar gitmişler gara, tren garının müdürüne, demişler, biz öğrenciyiz, okuyoruz, üniversitede, biz öykü yazıyoruz, edebiyatçıyız, ama bunları satmamız da lazım, ailelerimizin durumu müsait değil, daktilo lazım bize, daktilomuz yok.

Gar müdürünün daktilosu var ya. Müdür tamam diyor, ama buraları ufak tefek temizlersiniz diyor, geldiğiniz zaman temizlersiniz, giderken de temizlersiniz. Tamam diyorlar. Bu üçü akşam geliyor gara, müdürün odasını temizliyor, çevreyi biraz temizliyor. Geceleri daktiloda takır takır öykü yazıyorlar. Herkes kafasına göre iki üç tane öykü yazıyor, A4 kağıtlarına.

Ondan sonra, o trende de işte, birinci sınıf var, ikinci sınıf, üçüncü sınıf. Birinci sınıf vagona giriyorlar, diyorlar ki, biz öğrenciyiz, öykü yazıyoruz, canınız sıkılmasın yolculukta, öykü alır mısınız? Böylece, trenle gidip gelenler onları yavaş yavaş tanımaya başlıyorlar. Birinci mevkide öyküyü satıyorlar, ikinci mevkide biraz daha düşük fiyatla, üçüncüde daha düşük fiyatla öyküleri satıyorlar.

Dönüşte, mesela ertesi gün filan, yolcular onlara öyküleri geri veriyorlarmış, sonra o öyküleri başka yolculara satıyorlar, geceleri yine yazıyorlar, böyle böyle hem para kazanıyorlar hem de öykücü oluyorlar. Sürekli yazmak zorundalar tabii.

8 Ocak 2017 Pazar

GENÇLİĞİN ŞARABI



John Fante

Kriz dönemi Amerikan yazarlarından Fante, belki elli yıl bilinmezlikten sonra keşfediliyor ülkesinde ve o dönemin en iyi yazarlarından kabul ediliyor, çünkü romanları o 1930’ları anlatan bir belgesel niteliği de taşıyor.

Gençliğin Şarabı ise yazarın onca otobiyografik romanı arasında nadir öykü kitaplarından ve bu öyküler de otobiyografik. Yine kendi İtalyan Amerikan kökleri ve yoksulluk var öykülerinde. Genelde çocukluk ve gençlik öyküleri bunlar.

Yazarın Toza Sor adlı romanı ses getirince ondan daha önce yazdığı öyküleri bir araya getirmesini istiyorlar. Yazar da eski öyküleri, çocuklukta, ergenlikte, gençlikte yazdıklarını topluyor ve yeni öyküler de yazarak bu kitabı oluşturuyor.

Bu nedenle bazı öyküler daha çocuksu ve yazarın ilk yazı denemeleri olduğu anlaşılıyor. Diğer öyküler ise bildiğimiz Fante tarzında. Hüzünlü ve alaycı bir dil. Gerçekleri kendi stilinde anlatan bir yazar. Öyküleri okuduğumuz zaman, romanlarında olduğu gibi, bunları nasıl yaşıyor bu insanlar diye düşünürken bir yandan da tam da hayatın içindeler, yoksul olsalar da, diye düşünüyor okur.

Fante, Amerikan sokaklarının sesi.

Not:3/4

FİLM SEÇKİSİ 2



TEDAVİ

De Behandeling, 2014, Belçika

Bu kuzey suç ve polisiye filminde bir detektif, yıllar önce küçük kardeşinin kaçırıldığını unutamamıştır. Günümüzde de aynı yaşta bir çocuk kaçırılınca detektifin geçmişi canlanır ve manyağın peşine düşer. Her zamanki gibi sıkı ve karanlık bir suç filmi. Not:3/4

AŞK KARMAŞIK ŞEYDİR

Love is Complicated, 2016, A.B.D.

Genç bir kadın bir çatışma yönetimi kursuna katılır. İnsan ilişkilerinde sıkıntı vardır. Ne istediğini söyleyemez. Bunu öğrenmeye çalışır. Hafif komedi, tatlı film. Not:3/4

MERHABA  HÜZÜN

Bonjour Tristesse

Otto Preminger, 1958, A.B.D.

François Sagan’ın aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmde, Fransız Riviera’sında bir yaz tatilinde birkaç kişinin hayatını izliyoruz. Çapkın ve zengin bir baba, onun hayatı hafife alan güzel kızı ve adamın genç sevgilisi, üçü yazı geçirirken, adamın orta yaşlı eski kadın arkadaşı eve gelir ve adamın kalbini kazanmaya çalışır. Bir evde bir adam ve üç kadın. Bir yaz boyu komik ve aynı zamanda dramatik günler geçirirler birlikte. Film, oyuncular, tümüyle harika. Not:4/4

7 Ocak 2017 Cumartesi

ANA



Gorki

Dünya edebiyatının ve Rus edebiyatının en iyi yazarlarından birinin en iyi romanlarından biri.

Gorki’nin Benim Üniversitelerim, Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken adlı üç nefis kitabı daha var. Bu büyük yazar ünlü Ekim Devrimi yazarlarından, Rus devrimi yani. Toplumcu gerçekçi tarzda yazan yazarın Ana adlı romanı da bu devrim zamanını anlatıyor. 1900’lü yılların başını.

Ana, sürükleyici ve hüzünlü bir roman. Devrimci bir oğlanla annesinin hikayesi. Annenin eşi ölür ve oğluyla kalır. Oğlu da devrimci olur. Anne de oğlunun düşüncelerini benimser. Devrim öncesi Çarlık Rusyası, fabrikalardaki işçiler, yoksul köylüler, ağır yaşam koşulları ve sonra da başkaldıran yoksullar, işçiler.

Çarlık da olsa, devrim de olsa ana ana işte. Anaların yüreği her zaman beyinlerinden büyük oluyor doğal olarak da öyle olmalı zaten. Hele böyle sıcak zamanlarda, savaş gibi, açlık gibi zor anlarda ana yüreği daha da belirgin oluyor.

Ana, bir belgesel roman aynı zamanda. Devrim öncesi koşulları anlatıyor.

O mükemmel romanlardan.

Not:4/4

6 Ocak 2017 Cuma

FİLM SEÇKİSİ


JANE DOE’NUN OTOPSİSİ

The Autopsy of Jane Doe, 2016, İngiltere

Jane Doe, A.B.D.’de kimliği belirsiz kadınlara verilen bir ad, kimliği belirsiz erkekler de John Doe. Bu film de bir korku filmi. Kimliği belirsiz bir kadın cesedi morga getirilir, baba oğul morg görevlileri kadına otopsi yapmaya başlarlar. Ama bu hiç kolay değildir. Korku sevenler bu filmi de sever. Not:3/4

ÜÇ AHBAP ÇAVUŞ

The Three Stooges, 2012, A.B.D.

Aynı isimli Amerikan komedi klasiğinin yeniden çevrimi. Üç hafif salak arkadaş, yetimhanede büyürler ve daha sonra yetimhane satılacağı zaman kurtarmak için çaba sarfederler. Hareketlere bağlı komiklikler. Bu filmin orijinali daha iyi. Orijinali aslında TV dizisi ve siyah beyaz. Ancak bu film de komik. Hafif eğlence. Not:3/4

ARICI

The Bee Keeper

Theo Angelopoulos, 1986, Yunanistan

Ulize’nin Bakışı’nın yönetmeninden yine önemli bir film. Bir arıcı, ülkeyi dolaşır, arı kovanlarına uygun yer bulmak için. Kendisi biraz uzak bir insandır. Hayata uzak, duygulara uzak, eşine, çocuğuna uzak. Eski bir öğretmen olan arıcı yolda genç bir kız ile karşılaşır ve birlikte yolculuk yaparlar. Kız canlı olsa da adam sadece bir yaşayan ölü gibidir. Yönetmenden yine çarpıcı bir film. Bu kez insanın sessizliği üzerine. Not:3/4

TEMBELLİK HAKKI



Paul Lafargue

Tembellik hakkı, temel düşünce kitaplarından, bir başvuru kaynağı.

Yazarı, ünlü düşünür Karl Marx’ın damadı. Lafargue, çalışma hakkına karşı tembellik hakkını savunuyor. Tembellik demek şüphesiz aylaklık demek değil. Yat hiçbir şey yapma, Oblomov ol demek istemiyor.

Çalışmak önemli ise çalışmamak da önemli. İş saatleri dışında geçirdiğimiz zaman da iş saatleri kadar önemli. Boş zamanı iyi geçirmeyen insan iş saatlerini nasıl verimli geçirebilir ki? Boş zamanımız keyifli olursa iş yaşantımız da keyifli olur.

Ancak, günümüz ekonomisinde, çalışma ve iş kutsallaştırılıyor. Bu neden yapılıyor? Okul bitirin çalışın para kazanın ve tüketin, mal alın ve tüketin, tükettikçe siz de bir eşya bir mal olun. Çalışmanın da özü bu aslında. Tüketim olsun ki dünya dönsün.

Peki bu tüketim kime yarıyor? Büyüklere, zenginlere yarıyor. Bizler çalışıyoruz ve karnımızı ancak doyuruyoruz, küçük mutluluklarla mutlu oluyoruz. Ancak, diyelim fabrika sahipleri, büyük kapitalistler gittikçe zengin oluyor. Yani bizler aslında kendimiz için çalışmıyoruz. Başkalarını mutlu etmek için ve zengin etmek için çalışıyoruz.

Bu nedenle, bu çalışma, çok çalışma efsanesi de dünyayı yönetenlerin uydurduğu bir efsane. İnsan dünyaya çalışmaya gelmiyor. Yaşamaya geliyor. Ama bizler çalışmadığımız zaman kendimizi kötü hissediyoruz. Bize kendimizi kötü hissettiriyorlar.

Not:4/4

5 Ocak 2017 Perşembe

ERMİŞ



Halil Cibran

Hani derler ya demirbaş kitaplar, Ermiş de onlardan. Evrensel kitaplardan.

Biraz da Francis Bacon’un veya Voltaire’in denemelerini andırıyor. Çünkü birçok temel konuda yazarın düşünceleri var. Temel değerlerimiz, aşk, özlem gibi veya olumsuz yanlarımız, kibir, kıskançlık gibi. Güzel yanlarımız ve düşkün yanlarımız.

Ermiş, Doğudan seslenenlerden. Şiirsel, felsefik, ruhsal, soyut yazılar hepsi. Doğu mistisizmi var yani. Biraz da temel ders kitabı gibi. Biraz Sefahat, biraz Hayyam, biraz Mesnevi, biraz Diyojen havasında. İnce ama yoğun, ağır.

Ermiş bir kişi bu kitabın kahramanı. Hayat üzerine insanlara konuşmalar yapıyor. Tabii biraz Doğu tarzı konuşmalar. Maddeden uzak sevgiye yönelik öğütler. Güzel insanlık değerleri. Hepsi birbirinden önemli sözler, şiirsel konuşmalar.

İnsanlık el kitabı gibi ancak günümüz yaşantısı için pratik olarak düşünmemek gerekli. İyi insan olmayı öğretiyor şüphesiz. Bu tür düşünceleri, kitapları, okumak insana huzur veriyor, belki bize doğruları, doğru yönleri gösteriyor, kişisel olarak bir fayda getiriyor, ama hayata karşı çok da güçlü kılmayabiliyor. Ruhumuz güçleniyor sadece.

Not:4/4

3 Ocak 2017 Salı

KAVANOZ


Kız herkes tarafından dışlanmış, arkadaşa ihtiyacı var diye onunla arkadaşlık ediyordum ama o kadar depresif ve bunaltıcı birisi ki. Yine de onu anlamaya çalışıyordum. Bana her sorununu anlatıyordu ben de yol göstermeye çalışıyordum.

Ama o kadar saçma düşünceleri var ki, insanları hayatına alırken testlerden geçiriyor falan. Neyse, ben bir gün sınıftan iki yakın arkadaşımla sorun yaşadım ve bunu anlatacak ve akıl alacak kimseyi bulamayınca bu kıza anlattım. Hani bir kez de o bana akıl versin istedim.

Ama o dedi ki, bu kızlar seni terk edecek ileride, herkesi kolay affediyorsun, kendini kullandırıyorsun, dedi. Neyse, tamam dikkat ederim, dedim, konuyu kapattım. Sonra o iki arkadaşımla konuşup sorunu çözdüm, birbirimizi yanlış anlamışız sadece.

Birkaç gün sonra biz benim odamda ders çalışıyorduk, o barıştıklarımla. Bu kız odama geldi ve bizi görünce arkadaşlarıma bağırdı. Onlara hakaret etti. Arkadaşlarımı odamdan kovdu. Onlar gidince beni de azarladı. Madem ondan akıl alıyormuşum o zaman dediğini yapmalıymışım, ben onu obje olarak kullanmışım.

Bana dedi ki, bir daha arkadaşlarınla sorun yaşarsan karışayım mı yoksa izleyeyim mi? Ben de dedim ki, kızkardeşim bana sorunlarını anlattığında dinliyorum ama karışmıyorum, sen de karışmamalısın, dedim. Sonra bana beni test ettiğini söyledi, ben de diğerleri gibiymişim, onu obje olarak kullanıyormuşum.

Ertesi gün beni herkese şikayet etti, sosyal medyalardan engelledi. Sanki ünlü biri. Onu içimi dökmek için kullanmışım. Onu obje yapmışım. Kavanoz yapmışım. Dertlerimi içine doldurmuşum.

2 Ocak 2017 Pazartesi

BLOGGER SEMTİ


Artık bir semtimiz var. Bir sitemiz var. Sitemizin yöneticisi de TEO. Taklit Edilemez O :) Teo bu semtin SEO'su. Ayhhh yine çok komikim.

Hepimiz ordayız artık. Yazılarımız da orda, belki başka türlü sorunlarımız da olur, fikir alışverişi olur, alışveriş de var yani, sitenin AVM'si de var tabisi.

Orda toplanıyoruuuz. Siz de geliiin. Hem üye olun hem de kayıt olun.


Ayrıcanaaa, gazetemizi de unutmayın. Sevgili Hikaye Kalpli Kadının bizler için açtığı gazetemiiiz. Orda da toplanıyoruz artık. Gün yapıyoruz :)


Bir deee, sözlüğümüzüüüü unutmayıın. Bizlerin sözlüğüü. Blogçuların yazdığısııı.

1 Ocak 2017 Pazar

BİNNAZ HANIM


Yunanlıların geleceğini ihbar alıyorlar. Söke’ye. İşgale gelmişler. Bütün erkekler dağa kaçıyorlar. Söke’li erkekler. Şükran anneannemin annesi Binnaz da Söke’de kalıyor, bir köyünde. Kalıyor ama babası, İzmir’de, Eşrefpaşa’da oturuyor. Babasına gitmesi lazım geliyor.

Babasına gidebilmesi için Söke’deki Yunan komutanlığından vize alması lazım, trene binmesi için. Binnaz hanım vize almak için gidiyor şehre, Söke’ye, karakola gidiyor, Yunan karakolu, o bölüme gidiyor, izin bölümü.

Bir komutan var, Binnaz hanıma göz koyuyor. Fakat bir tane Yunan askeri var, Yunan askeri anlıyor bunu. Kadına göz koymuş komutan. Vize verecek ya komutan, aklına da koymuş Binnaz hanımı. O Yunan askeri de komutanı hiç sevmiyormuş.

Asker, Binnaz hanıma diyor ki, boşver sen onu, boşver komutanı, ben sana vize alırım. Bir şekilde ona vizeyi aldırmayı başarıyor. Komutanına gıcık olduğu için yapıyor bunu. Vizeyi alıyor Binnaz ve trene binip İzmir’e geliyor, Eşrefpaşa’ya ve babasını görüyor.

Aradan bir müddet geçtikten sonra Yunan askerleri Türkiye’de yeniliyor. Yunan askerleri gidecek İzmir’den. Söke’deki askerler de Eşrefpaşa üzerinden yürütülüp toplu halde, Varyant’tan indirilip, Konak’a getirilecek, daha sonra da gemilerle gönderilecekler Yunanistan’a. Esir olarak yürütülüyorlar.

Binnaz hanım, Eşrefpaşa’da bekliyor, esirlerin geçeceği caddeye iniyor, Eşrefpaşa Camisinin önündeki cadde, ordan yokuştan inecekler Varyant’a doğru esir askerler. Yunan askerleri zincirlerle bağlı olarak geçiyorlar. Onu kurtaran Yunan askeri geçerken Binnaz hanım bir an gözgöze geliyor, kendisine vize alan askerle.