31 Aralık 2017 Pazar

ARASTA



Bir alışveriş merkezi açacak olsam adını Arasta AVM koyardım. Eskiden alışveriş merkezlerine arasta derlermiş. Şehir merkezlerinde olurmuş, büyük camilerin çevresinde medreseler, külliyeler olurmuş bir de bu çarşılar.

Yan yana bir sürü dükkan, mesela tahmis, yani kuru kahveci, gibi. Böyle ortada bir meydan, çevresinde dükkanlar. Şimdilerde genelde küçük şehirlerde oluyor, ilçe merkezlerinde. Bu arastalarda haftalık pazarlar kuruluyor.

Çevre köylerden geliyor köylüler, çiftçiler, ceviz, zeytin, peynir getiriyorlar, çiçekler, başka şeyler, el işleri, tohumlar, keçeler. Zeytin dökme sopaları. Bizde zeytin sopa ile dökülür ağaçlardan. Yurtdışında ya ağacı sallarlar ya da ağaca çıkıp toplarlar.

Genelde bu tür ilçelerde insanlar pazara gelip dönerler, çevredeki mesela müzeleri, antik kentleri gezmezler, bizde böyle meraklar yoktur. Veya doğaya çıkmazlar, ama doğada bir gözlemeci filan varsa orayı biliriz. Ama sor bir lahiti, kimse duymamıştır.

Yüzyıl geçse de hayat değişmiyor aslında. Şimdiki arastalar da avm’ler işte. Oraları dolduruyoruz. Miniso, Souk, Makro Market, Bonvagon, hele şimdi yılbaşı öncesi çok doluyor bu dükkanlar, herkes hediye alma telaşında.

İstanbul’da hafta sonu yağmurlu idi genelde. Yine de Akmerkez, Kanyon gibi avm’leri doldurduk. Kermesler vardı, takı, ev eşyası mesela. Mini konserler, çekilişler. Nedense bizim ülke de artık yılbaşını sanki Amerika gibi kutluyor. Yılbaşı süsleri ve Krismıs şarkıları çalıyor hep dükkanlarda.

Ailesine hediye alan bir teyze, yanındaki bir teyzeye şöyle diyordu. Benim adam çok huysuz, geçimsiz, diğer teyze de dedi ki, neden öyle diyorsun iyi adam, bizim teyze de, ayol kocama nazar değmesin diye öyle diyorum, kötülüyorum onu ki başkalarının gözü kalmasın benimkinde.

Bu kalabalıkta herkes yoruluyor tabikide, yemek kuyrukları oluyor, vişneli köfte, tavuk topkapı için, insanlar yeni yıla mutlu girmek için çok yoruluyor, üç sezon dizi çevirmiş Beren gibi halk. Demek ki yeni yıl da mutlu ve yorgun geçecek.

Seni hınzır 2017!

Foto: Akmerkez

30 Aralık 2017 Cumartesi

AKSİ



En yeni popüler edebiyat dergilerinden. Henüz dördüncü sayısında.

Yayın yönetmeni Altay Öktem. İstanbul kültür çevresinin ünlülerinden yazar, dergici. Ahmet Ümit, Deniz Arcak, Gonca Özmen, Cezmi Ersöz ve daha birçok tanınmış sima var derginin kadrosunda.

Kısa çizgi romanlar, karikatürler, müzik yazıları yanısıra Stranger Things, Star Wars üzerine yazılar da eğlenceli. Aydemir Akbaş, Yenikapı semti, Erol Taş, Yusuf Kurçenli, Melih Cevdet Anday, Hermann Hesse, Ahmet Kaya, kediler, son sayının bazı konuklarından.

2018’den neler beklemiyoruz soruşturması da keyifli. Derginin en ilgi çeken yazıları ise Oğuz Atay ve karakterleri üzerine olanlar.

Alıntı: “Sevilmek mutluluk değildir, mutluluk bir başkasını sevmektir”.

29 Aralık 2017 Cuma

SEÇME FİLMLER



Baba Üçlemesi, 1972, 1974, 1990 (suç)
İyi, Kötü ve Çirkin, 1966 (western)
Guguk Kuşu, 1975 (psikoloji)
Hayat Güzeldir, 1997 (savaşa karşı)
Leon, 1994 (suç)
Geleceğe Dönüş, 1985 (bilimkurgu komedi)
Yaratık, 1979 (bilimkurgu)
Cennet Sineması, 1988 (sinema sanatı)
Amerikan Güzeli, 1999 (dram)
Gizli Teşkilat, 1959 (suç)
Ölüm Korkusu, 1958 (macera)
Bir Rüya İçin Ağıt, 2000 (dram)
Amelie, 2001 (romantik komedi)
Amadeus, 1984 (klasik müzik)
Taksi Şöförü, 1976 (suç)
Full Metal Jacket, 1987 (savaş)
2001 Uzay Yolu Macerası, 1968 (bilimkurgu)
3 Idiots, 2009 (komedi)
Belalılar, 1973 (suç komedisi)
Metropolis, 1927 (bilimkurgu)
Büyük Hesaplaşma, 1995 (suç)
Komşum Totoro, 1988 (anime)
Ran, 1985 (tarihsel dram)
Fil Adam, 1980 (biyografi)
V for Vendetta, 2005 (dram)
Trainspotting, 1996 (gençlik)
Avcı, 1978 (dram)
The Thing, 1982 (bilimkurgu)
Kayıp Balık Nemo, 2003 (anime)
400 Darbe, 1959 (suç)
Paramparça Aşklar Köpekler, 2000 (dram)
Sonsuz Ölüm, 1969 (modern western)
Annie Hall, 1977 (romantik komedi)
Protesto, 1995 (sosyal)
Aşk Zamanı, 2000 (aşk)
Ölü Ozanlar Derneği, 1989 (gençlik)
Manolya, 1999 (dram)
Sevgi Sözcükleri, 1983 (dram)
Yaralı Yüz, 1983 (suç)
Das Boot, 1981 (savaş)
Kramer Kramere Karşı, 1979 (dram)
Barry London, 1975 (tarihsel dram)
Dr. Jivago, 1965 (edebiyat)
Kahraman Şerif, 1952 (western)
Köpeklerin Günü, 1975 (suç)
Dersu Uzala, 1975 (macera)
Sonsuz Kaçış, 1972 (suç)
Geceyarısı Kovboyu, 1969 (dram)
Arka Pencere, 1954 (suç)
Vahşi Koşu, 1976 (suç)
Malena, 2000 (ergenlik aşkı)
Mavi Kadife, 1986 (gizem)
Konuş Onunla, 2002 (dram)
Kanunun Kuvveti, 1971 (suç)
Onur Savaşı, 2012 (sosyal)
Siyah Kuğu, 2010 (dram)
Gündüz Güzeli, 1967 (dram)
Büyük Firar, 1963 (suç)
Geçmişin Gölgesinde, 1998 (suç)
Nikita, 1990 (suç)
Abyss, 1989 (deniz)
Mamma Mia, 2008 (romantik müzikal)
Artist, 2011 (sinema sanatı)
Can Dostum, 2011 (dram)
Kelebek ve Dalgıç, 2007 (biyografi)
Yağmurdan Önce, 1994 (savaş dramı)
Poseydon Macerası, 1972 (macera)
Kurtuluş, 1972 (macera)
Kelebek, 1973 (macera)
Bonnie and Clyde, 1967 (suç)
Gençlik Yılları, 1973 (gençlik)
Köpekler, 1971 (suç)
Bir Kadın Bir Erkek, 1966 (aşk)
Hair, 1979 (müzik)
Kayıp, 1982 (soso politik)
Müzik Kutusu, 1989 (politik)
Merhaba Dünya, 1979 (edebiyat)
Kanlı Şaka, 1972 (suç)
Sürücü, 1978 (macera)
Easy Rider, 1969 (asi gençlik)
Ateş Çemberi, 1970 (suç)
Kiralık Katil, 1967 (suç)
Hoşçakalın Çocuklar, 1987 (dram)
Başka Tanrının Çocukları, 1986 (dram)
Tess, 1979 (edebiyat)
Çılgın, 1988 (macera)
Seks Yalanları, 1989 (insan ilişkileri)
Fakülte, 1998 (korku)
Kırılma Noktası, 1991 (aksiyon)
Hayalet, 1990 (romantik)
Wanda Adında Bir Balık, 1988 (komedi)
Yasak Bölge 9, 2009 (bilimkurgu korku)
Potemkin Zırhlısı, 1925 (tarih)
Aguirre, Tanrının Gazabı, 1972 (biyografi)
Kırmızı Fenerler, 1991 (dram)
Cyrano de Bergerac, 1990 (edebiyat)
Jules ve Jim, 1962 (aşk)
Merkez İstasyonu, 1998 (dram)
Serseri Aşıklar, 1960 (suç)
Konformist, 1970 (politik dram)
Koş Lola Koş, 1998 (suç)
Rififi, 1955 (suç)
Elveda Lenin, 2003 (dram)
Kes, 1969 (çocukluk, sosyal)
Edward Makaseller, 1990 (fantastik)
Ölüm Pateni, 1975 (macera)
Eve Dönüş, 1978 (dram)
Violette and François, 1977 (suç)
Öldüren Yaz, 1983 (dram)
Camille Claudel, 1988 (sanat)
Yaşasın Hayat, 1984 (gizem)

Son yıllarda izleyip blogda yazdığım yüzlerce film içinden seçmeler yapacağım. Seçme filmlerden sonra da bunların arasından en iyilerini seçeceğim, daha sonra da en sevdiklerimi yazacağım. 

25 Aralık 2017 Pazartesi

YERELMASI



Yerelmasının yemeği nefis bir şey. Kereviz, pırasa, tadında. Ekşili oluyor. Yumuşak patates gibi. İştahlı yemeklerden.

Yarım kilo yerelmasını alıcan, alırken tabikide eli yüzü düzgünleri seçicen, sonra ayıklıycen, yani soyucen, sonra bir kabın içine su koyup suyun içine atacan, bir havuç doğruycan.

Bir tencereye bir baş soğan, bir tahta kepçe zeytinyağı, iki üç diş sarımsak koycan.

Sonra kaptaki suyu lavaboya dökcen, tekrar yıkıycan yerelmasılarını, irileri varsa ikiye bölcen.

Tencereye doldurcan onları, sonra, yemeğin üstüne çıkmıycak şekilde su koycan, bir kaşık pirinç, ayrıca tuz, yarım limon. Kapatcan tencereyi pişircen.

Çok pişirirsen helva gibi olur, çok pişirmiycen, diri kalacak. Pişince yemeği kaba alıcan, dereotu koycan üstüne ve biraz dinlendircen.

23 Aralık 2017 Cumartesi

MÜZİK LİSTESİ 7



Mari Kvien Brunvoll-Everywhere You Go
Olöf Arnalds-Eg Umvef Hjarta Mitt
Kerem Sevinç-Poşman
Eleni Karandriou-Eternity and a Day
Onur Özdemir-Kurtlu Kuyu
Benjamin Clementine-Condolence
MFÖ-Peki Peki Anladık
MFÖ-Ele Güne Karşı Yapayalnız (Tüm Albüm)
Öztürk-Sar
Kibariye-Sil Baştan
Direc-t-Muallak
Son Feci Bisiklet-Pazar ve Ertesi
LP-Lost On You
Vaya Con Dios-Pauvre Diable
Mustafa Yüce-Pencerede Tül Perde
Orhan Canayakın-Al Yarim Bu da Sana
Antony and the Johnsons-Kiss My Name
Muse-Supermassive Black Hole
Bedük-Son Sigaramsın
Şebnem Ferah-Yağmurlar
Şebnem Ferah-Sigara
Celalleddin Ada-Ya Rasulallah

22 Aralık 2017 Cuma

MUTFAĞIN HATIRA DEFTERİ



Nurşen Şenol Güllüoğlu

Ayizi Yayınları

Sıcak, yumuşak, duygusal, nostaljik bir anı kitabı.

Ankara’da çocukluğunu yaşayan küçük bir kızın yaşamı. Anneannesi, anne babası, dayısı, akrabaları, komşuları. Sofralar, mutfaklar, çocuklukta sevilen yemekler.

Anılar, kısa notlar halinde, çocukluktaki önemli anları hatırlatan kısa detaylar ve her detaya karşılık gelen bir yemek tarifi. Gülümseyerek, duygulanarak, ay ne tatlı, ay kıyamam şeklinde okunan yazılar. Tam Türk tipi, orta halli ailelerin yaşantıları.

Annelerimizden, anneannelerimizden duyduğumuz, onların evlerinde gördüğümüz eşyalar, yaşantılar, ortak kültür anıları bol. Şakir Zümre soba, öğle uykuları, oyun parkları, kağıt helva, çikolata jelatinleri, ağaçlardan meyve yemek, tornet, Vicks, macun tatlısı, lojmanlar, Şaşmaz deterjanı, doğumgünleri, bahçede oynamak, ilk buzdolabı, Amerikan süt tozu, Modesty Blaise, huysuz ama aslında şirin anneanne, sahurlar.

Bugünün gözüyle küçüklüğüne bakıyor yazar. Çok da ayrıntılı hatırlıyor, ilkokul öncesi günlerini bu kadar iyi hatırlaması da şaşırtıcı. Demek ki, doyasıya mutlulukla yaşanmış günler, iyi hatırlanıyor ve özleniyor. Aile akrabalar ve komşularla dolu dolu geçen günler, herkes de gerçekten canlı canlı yaşıyor. İnsanların hissederek yaşadıkları çok belli oluyor bu küçük kızın çevresinde.

Anılar da lezzetli anılara eşlik eden tarifler de. Okumaya doyulmuyor.

Not:4/4

Sevgili blog arkadaşımız, öğretmen ablamız Leylak Dalı'nın yazdığı kitap bu. Çok tatlı bir kitap.

20 Aralık 2017 Çarşamba

SİGARAM



Tam bakkala gittim, bir tane yaşlı adam. Dedim bir sigara ver, bakkala. Bakkal bana hep aynı şeyi yapar. Böyle sigarayı tutar, şimdi, o bankonun bu tarafında, ben bu tarafında, böyle sigarayı atar bana, sigara gelir bana. Attı yine sigarayı, o yaşlı adam havada tuttu sigarayı.

Ben dedim, bir tane daha at dedim. Onu atarken yine yaşlı adam tuttu havada. İki tane oldu. Bana Allahaısmarladık dedim. Nereye gidiyon dedi adam. Gidiyom ya işime dedim. Sen dedim benden daha müptela çıktın dedim sigaraya, sigara paketlerini havada tutuyosun dedim.

Ondan sonra, ya ben dedi sigarayı bıraktım dedi on yıl oldu dedi, sen de bırak hanım kızım dedi. Ben dedim bırakamam dedim. Bak ben sana bişey söleyim dedim, sen nasıl bırakmışsındır sigarayı biliyormusun dedim. Ama adama sinirlendim yani. Sigara almaya gittim, alıp bir an önce dönücem işime, dönemiyom ama, bi süre geçiyor.

Sen dedim kalp krizi geçirdin dedim, damarın tıkanmıştır dedim, doktora gittin dedim, doktor da sana dedi ki, bu sigarayı içersen ölürsün dedi, sen de onun için bıraktın değil mi? Adam, e doğru dedi. Ben niye bırakayım sigarayı dedim. Dedim ben sana bişi söleyim, sen bana ordan bi paket sigara ver dedim, aldım adamın diğer tarafından sigarayı, bak dedim bunda yirmi tane sigara var, sen dedim, senin karın dedim, seni günde kaç kere öpüyor dedim.

Ya dedi bu yaşta öpmek mi olur, öpüşcek miyiz, yanaktan öpüşüyoruz dedi evden çıkarken. Ya dedim dudaktan kaç kere öpüyorsunuz dedim. Hadi toplasan toplasan üç kere beş kere olsun. Hadi on kere olsun. Şimdi ben bu sigara paketini çıkartıyorum, bir sigara çekip dudaklarımın arasına koyuyorum, yakıyorum, yani öpüyorum, bu sigara bitene kadar en az yirmi kere, yirmi de pakette var, eder dörtyüz kere, tamam mı. Bir de, kalbimin üstüne koyuyom paketi, en sevdiğim yere. İnsan en sevdiğini kalbinin üstüne koyar. Ben dedim dörtyüz kere öpüşüyom dedim.

Sen dedim o zevki alamıyosun. Adam bir kahkaha attı bana. Hiç aklıma böyle gelmemişti ya dedi. Bakkala dedi ki adam, ver şu kıza sigara, kız sigarasına aşık yaa. Sen dedim karına aşıksın ben de sigarama, bu kadar basit amcacım dedim.

(sigara içmeyi seven bir kızın ağzından yazılmış gibi kurgulanmıştır)

19 Aralık 2017 Salı

AÇLIK



Yutarım sakızları işim bitince. Midem sakız doludur. Atmayı sevmem direk mideye indiririm. Alışkanlık olmuş hap gibi yutarım, midemde dururlar.

Bir yemeği en fazla iki gün yerim. Üçüncü gün, bozulmuştur diye yemem artık. Yarın karnıyarık mı yapsam, imambayıldı mı? İmamı bayıltayım da yemeğini yapayım dur.

Bir imam bulmak lazım. Belki medreselerde bulurum, imam olmazsa kiliselerde papaz bulurum. Papaz bayıldı da olabilir. Bir yumruk atıp bayıltırım.

Ya imamlara da yazık ama. Beş vakitlerimizi kıldırıyor, cenaze namazlarımızı kıldırıyor, vaaz veriyor. İmam yok, vazgeçtim, karnıyarık iyidir. Patlıcanı yararım. Kızgın yağda, sonra soyucaz, o arada bayıltıcaz karnıyarıkı, yok o bayılmaz, imama vurunca acaba bir yumrukta bayıltabilir miyim ki.

Aralarına kıymayı koyucaz. Patlıcanı yaparken kıyma pişiriyoruz ya, o pişmiş kıymaya bayılırım. Onu ekmeğin arasına koy ye.

Var ya, vişne kompostosuna bayılırım, kayısı boşver, kayısı meyve suyu da pek içemem, ama vişneli komposto Allahım o ne yaa, onu var ya çok içerim, kimseye de bırakmam.

Ay dur canım çekti bari tahin pekmez yiyim. Onu da bulamazsam reçel, o da olmazsa kesmeşeker.

17 Aralık 2017 Pazar

MÜZİK LİSTESİ 6



Aaron-Lili
Cem Karaca-Mavi Liman
Oğuzhan Uğur-Kıskanç
Oğuzhan Uğur-Terbiyesizim
The Head and the Heart-Lost in my Mind
Düş Sokağı Sakinleri-Sevdan Bir Ateş
Audioslave-Be Yourself
Korn-Word Up
Pink Floyd-Wish You Were Here
Şebnem Ferah-Mayın Tarlası
Doğa İçin Çal
Cem Karaca-Sevda Kuşun Kanadında
Sıla-Ağla Halime
Mehmet Savcı-Duyanlar Duymayanlara
Manuş Baba-Eteği Belinde
Ammar Acarlıoğlu-Öldük mü Sandın
Abdou Salam-Yetim Gözyaşları
Maher Zain-Neredesin
Sawfa Nabka Hona-Burada Kalacağız
Hayalhanem-Firar Et Allah'a

16 Aralık 2017 Cumartesi

HER GÜNE BİR NIETZSCHE



Allan Percy

Pena Yayınları

Hayata dair bir ders kitabı gibi görülebilecek bir başvuru kitabı, kılavuz kitap.

Kitapta, düşünür Niçe’nin 99 adet özlü sözü var. Her bir sözü de yazarımız Percy kısaca açıklamış. Niçe’nin sözleri, gündelik yaşantımızda karşımıza çıkabilecek neredeyse her durum hakkında.

Kitap, herhangi bir yerini açıp okuyabileceğimiz nitelikte. Sözler kısacık ve açıklamalar da kısa ve faydalı. Felsefenin gündelik yaşama uygulanmasını gösteriyor.

Hayatı sevme, hayattan kopmama, karar alma, üzüntüyle başa çıkma gibi yaşamsal konularda pratik çözümler sunuyor. Örneğin, yaşamak için bir tek nedenimiz bile olsa yaşamak anlamlıdır, hayatımızın anlamlı olması için kendimize en azından bir neden bulmalıyız gibi.

Felsefeyi bir terapi gibi görmek isteyenler için el kitabı bu. Daraldığımızda bir ışık olabilecek kitaplardan. Pek de hafif dilli. Felsefe sözcüğünden korkanlara, sıkılanlara da iyi gelecektir.

Kütüphanenin temel kitaplarından olabilir.

Not:4/4

13 Aralık 2017 Çarşamba

KISSADAN HİSSE



1.

Bir gün Voltaire bir din adamı ile sohbet etmektedir.

Din adamına bir bardak uzatır ve bunu iç, içinde zehir var, der. Din adamı, içmem, diye yanıt verir.

Voltaire, iç, kaderinde ölmek varsa ölürsün, yoksa ölmezsin der. Din adamı içmez ve evine gider.

Gece rüyasında ona yukarıdan bir ses gelir. Neden içmedin? Din adamı da, zehir diye içmedim der.

Yukarıdaki ses de, içmeliydin, demek ki sen kendini benden daha çok seviyorsun. Belki de bardakta zehir yoktu.

2.

Bir taksi şoförü, yirmi lira için bir kadını ve kızını öldürür.

Mahkemesi olur. Hakim, ona ceza vermez ve der ki, bu mahkeme hiç bitmeyecek, sen buraya hep geleceksin.

Biz sana ölüm cezası vermeyeceğiz. Sen sonunda bu cezayı kendi kendine vereceksin. Bak her duruşmada, burada bir hemşire bekleyecek ve elinde iğne olacak. Sen suçunu kabul ettiğinde kendini cezalandırıp ölmek isteyeceksin.


(iki öykücük de kurgu)

12 Aralık 2017 Salı

HOŞ TESADÜF



Yaklaşık iki hafta önce, 28 Kasım’da, “Mori” adlı bir yazı yazmıştım. Babaannemi anlatmıştım. O öyküde, onun, tas kebabını iki tencere ile yaptığını anlatmıştım. Tas Kebabı zaten iki tencere ile yapılan bir yemek. Biri küçük diğeri büyük tencere.

Bir de, zeytine, turşuya, asma yaprağı koyduğunu söylemiştim. Bizim sevgili Küçük Mucizelerim, yani Ela’nın annesi, Nil yani, yorumunda bunları sormuştuydu. Ben de not almıştım blog defterime. Tas Kebabını yazayım, diye. Bir de incir yaprağını. İncir yaprağını sordum, kavanozun ağzına konuyormuş, içine değil, yani kapak gibi, zeytine, turşuya. Ama yaprak süt salmamalıymış.

Tas kebabını düşünüyordum. Dur yapıp anlatırım diye. Bu arada, pek hoş bir tesadüf oldu. Bizim Leylak Dalı’nın yazdığı kitabı aldım yakınlarda. Mutfağın Hatıra Defteri. Kitabın daha başında Tas Kebabı vardı. Leylak Dalı, çocukluğunu anlatırken, aklında ilk kalan yemek olarak bu yemeği anlatıyordu, ardından da benim de bayıldığım, muzlu rulo pasta geliyor. Bu arada kitap bir yemek kitabı değil, bir anı kitabı.

Ve tas kebabının tarifi de var yani. Şimdi, sevgili Leylak Dalı’nın duygusal kitabındaki Tas kebabı tarifinin fotosunu koyuyorum. Bir ara bu yemeği yapıp burda yazıcam da tabikide.


9 Aralık 2017 Cumartesi

EDEBİYATİST



Yaklaşık iki yıllık edebiyat dergisi.

Genelde yeni, genç yazarların bulunduğu dolu dolu dergi. Son sayının dosyası, Şiir ve Edebiyat.

Dergiye Ahmet Erhan ve Ataol Behramoğlu ile giriş yapılıyor. İlyas Salman söyleşisi,  yeni öykücülerimizden Şeyma Koç’un Sina Akyol ve Gonca Özmen ile yaptığı söyleşi, Chopin’in bestelerini hangi acılardan geçerek yazdığını anlatan yazı hoş yazılardan birkaç tanesi.

Dergide, Tolga Yazıcı da var. Aramızdan bir blogçu olan Tolga, kitap da yazdı, Parçalanmış Gülüşler, şimdi de bu dergide öyküler yazıyor. Yeni çevirmenlerimizden Şaziye Çıkrıkçı da dergide.

Ayrıca, çok sayıda öykü, şiir, denemenin yer aldığı Edebiyatist, çok doyurucu.

Not: (dergiden)

“Dizlerin duruyor mu başımı koyacak
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın…”

Ahmet Erhan

8 Aralık 2017 Cuma

MÜZİK LİSTESİ 5



Bilal Yıldız-Kırılır Kalbim
İrem Derici- Bazı Aşklar Yarım Kalmalı
Cem Altıntaş-Aşık Oldum Galiba
Zeynep Dizdar-Vazgeç Gönül
Camila Cabello-Havana
To The Bone-Soundtrack
Safura-Sarı Gelin
Ane Brun-All My Tears
R.E.M.-Losing My Religion
Yaşar-Aldanırım
Tom Robertson-What You've Become
Nick Cave-Red Right Hand
Havariler-Mavi Duman
Mavi Sakal-İki Yol
Aviva-Grrrls
Gabriel Black-Sad Boy
Can Kazaz/Nilipek-Kendi Halimde
Oğuzhan Koç-Vermem Seni Ellere
Zolita-Holy
Orelsan-Paradis

6 Aralık 2017 Çarşamba

KAYIP RUJ



Haftasonu ilginç, saçma ama komik de bir rüya gördüm.

Aslında düşününce rüyanın gündelik yaşamdan gelen bir mantığı da vardı. Mahallede bir süre için elektrikler kesikti. Kablo döşedikleri için. Alışverişlerimi genelde mahalledeki Migros’tan yaparım. Bir ruj kaybetmiştim, kırk lira vermiştim bu ruja, metrobüse koşarken çantamdan düşmüştü. İstiklal’de yürürken zurna, dümbelekle eğlenceli müzik yapan birkaç kişi görmüştüm. Bir de bir hayır kermesine rastgelmiştim ve aşure alıp yemiştim bu kermesten.

Rüyam ise şöyleydi. Gratis’e girdim ve çalışan kızdan çilekli ruj istedim. Kızın göğsündeki etikette Tuğçe Aşure yazıyordu. Çilekli ruj var dedi ve getirdi, Avon’du. Kıza dedim ki, önce sen bir tadına bak, çilekli ise alacağım. Kız bakamam siz bakın dedi, olmaz şimdi tatmak istemiyorum, sen baksana tadına dedim, yapamam dedi. O zaman yetkili kişiyi çağırır mısın dedim, geldi, kızın göğsündeki etikette Tuba Dümbelek yazıyordu. Kız biz böyle bir şey yapmayız dedi, ben de çıktım dükkandan.

Metrobüse bindim ve Cennet durağında indim. Cennetin kapısına geldim, kapıdaki kişi, saat onikide kapıları kapatıyoruz dedi, yeni kuralmış. Tamam dedim girdim Cennete. Cennette baktım, herkes havada uçuyor ve herkesin kafasının üzerinde yuvarlak floresan bir lamba var. Hımm dedim iyi burada elektrik kabloları döşenmiş neyse ki.

Sonra insanlara dokundum, parmağım diğer tarafa geçti, dokunamıyordum, içleri boştu. İçlerinden geçebiliyordum. A aa dedim insanların etleri yok, ah et alacaktım unuttum ve hemen koştum Migros’a girdim ve yarım kilo kıyma aldım.

Rüyalar böyle işte, mantıklı olmuyorlar, yaşantılarımızın süzme yoğurdu gibiler. Ah evet süzme yoğurt yapmam lazım. Artık bir sonraki rüyada.

5 Aralık 2017 Salı

YUMURTALI PATATES


Yumurtalı patates, öncelikle, kabukları ile yıkanıp kurulanmış patateslerin enine soyularak dilimlenmesi ile yapılıyor. Teflon tavaya yağ konuluyor, yağ kızınca patatesler bir sıra dolacak şekilde sıralanıyor. Önlü arkalı yakmadan kızartılıyor ve başka bir kaba alınıyor, her alışta biraz tuzlanıyor kapta.


Sonra, bütün patatesler bitince yağ alınıyor, patatesler tavaya sıralanıyor, üstüne o yağdan biraz dökülüyor. Başka bir kapta yumurtalar tuz ile karıştırılıyor. Yumurta karışımı patateslerin üzerine dökülüyor. Yumurtaların yapışması önleniyor. Patateslerin altı da üstü de pişiyor. Patatesler ters yüz edilip tekrar tavaya yerleştiriliyor.


Bu kez farklı bir yöntemle yaptım. Patatesleri kızartmak yerine suda pişirdim. Besin değeri azalmasın diye.Bunun için patatesler daha önce ısıtılmış suyun olduğu tencereye konarak pişiriliyor. Yaklaşık onbeş dakika pişiyor. Başka bir kapta da yumurtalar, örneğin dört yumurta karıştırılıyor. Patatesler yarım kilo veya daha fazla olabilir. Patatesler tavaya alınıyor, üstüne yumurta dökülüyor. Ve bir süre pişiyor. Gayet sade ama çok lezzetli oluyor. Yanında domates ve turşu iyi gidiyor.


4 Aralık 2017 Pazartesi

PEAKY BLINDERS



Şimdilik dördüncü sezonunu bitiren İngiliz dizisi.

Bazı diziler efsane olur, klasikleşir. Stili vardır, benzerlerinden farklıdır. Bu dizinin müzikleri ve görüntüleri çok iyi. Şimdiden klasikleşti.

1920’ler, İngiltere, Churcill zamanı. Birmingham. Birinci Dünya Savaşı sonrası zor ve kaotik yıllar. Şehirdeki bir çete, Peaky Blinders. Kafalarındaki kasketlerde bıçak var. Mahallerine hakimler, insanları, aileleri koruyorlar, karşılığında da elbette para alıyorlar.

At yarışı, içki, silah, uyuşturucu, soygun, bütün bunlar bu çete ve benzer çetelerin elinde. Çeteler kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar.

Thomas Shelby de Paeky’lerin başı. Sert yöntemleri var. Ve polis de çetenin peşinde. Detektif Campbell, şehri bu çeteden temizlemek için Birmingham’a gelir. Shelby, kendi egemenliğini sürdürmeye çabalarken polisten de kurtulmaya çalışır.

Dizi, bir tür mafya, suç filmi. Konu iyi ve ustaca işlenmiş. Oyuncular ve yan konular iyi. Sürükleyici, meraklı. Çok havalı. Kendi türünde mükemmel. Aşk, arkadaşlık, strateji, ihanet, her şey var.

Dizi sevenler kaçırmasın. İngiliz ve İrlanda aksanlarını sevenler için de ideal.

2 Aralık 2017 Cumartesi

THE KEEPERS



Önemli bir Netflix Belgesel dizisi. Birer saatten yedi bölüm.

Yaklaşık elli yıl önce, A.B.D.’de Baltimore şehrinde bir Katolik okulunda öğretmenlik yapan bir rahibe öldürülür. Rahibe Cathy herkesin sevdiği bir insandır. Cesedi iki ay sonra bulunur. Aynı günlerde aynı bölgede bir kız daha kaçırılıp öldürülür.

Aradan elli yıl geçmesine rağmen bu cinayetlerin suçluları bulunamaz. Kilise, devlet, polis, bu cinayetleri örtbas eder. Bu okulda o yıllarda okumuş birkaç kız öğrenci, onca yıl sonra, okuldaki birkaç rahip tarafından cinsel tacize uğradığını açıklarlar.

Kızlar, çeşitli nedenlerle bu kötü anılarını unutmuşlardır, ancak, hatırlamaya başlarlar. Özellikle, rahiplerden biri, kızları kutsal amaçlarla kandırarak kötüye kullanmıştır. Olay, günümüzde patlak verir. Tacizlerle cinayetlerin bağlantısı açıktır. Ancak, resmi yetkililer olayı bir türlü çözemezler, günümüzde de.

Ancak, birkaç mağdur kadın savaşmaya devam etmektedir. Bu gerçek olay etkileyici. Olayın örtbas edilmesi, sorumluların tacizleri ve cinayetleri kabul etmemesi akıl alacak gibi değil. Ancak, kilise, polis, okul, devlet bir araya gelince vatandaşa karşı büyük bir güç oluyorlar. Ama yine de birkaç insan gerçeklerin peşinde koşabiliyor, her şeye rağmen.

Kaçırılmaz. Modern toplumların acımasız yöneticilerini bir daha görüyoruz, gündelik yaşamda.