30 Mayıs 2017 Salı

EVDE RAMAZAN


Ramazan takviminden bakıyorum iftar saatlerine. İftara doğru evde durup duruyorum öyle. İftarda ve sahurda farklı şeyler yiyoruz evde. Annem gece yemek yapıyor, ben de sofrayı kuruyorum.

İlk sahur bendendi. Annem de ben de uyumuşuz ama. Ben anneme diyorum, dur anne sen uyu ben kalkcam hazırlıycam deyip uyuyorum yine. Yani ilk sahuru ben hazırlayamadım annem hazırladı. Ben çüllü pepe yapacaktım annem yaptı. Yani yumurtalı ekmek. Annem de ben de uyumuyoruz genelde, diziler veya telden müziklerle.

Yumurtayı tabağa koyup karıştırıyorsun. Kestiğin ekmekleri ona batırıp önceden tavaya koyduğun yağın üzerine yani tavaya yumurtalı ekmeği koyuyorsun arada çeviriyorsun, beş dakika sürüyor. Sofrada zeytin, peynir, kahvaltılık da oluyor bir de çay işte. Tuzunu da unutmuycan.

İftarda ziron yaptık. Karadeniz yemeği. Yoğurtlu mantı gibi, börek gibi bir yemek. Markette poşette hazır satılıyor, hamurlu yemek. Bir diğer iftarda çorba, karnıyarık, pilav, patates salatası. Birinde, arpa çorbası, kıymalı girit gabağı, biber dolması, acı biberli yoğurt. Üstüne de hemen çay demliyoruz.

Ben arada limonlu soda da içiyorum. Gece de televizyon, diziler, Survivor. Ekmek çok yememek lazım, şişiriyor. Bir gece de kıymalı pide yedik. Kuruyemiş her gece var zaten. Menemen, kaygana da istiyoruz bir iftarda veya sahurda.

Dün gece ise sahurda panik vardı. Az daha sahuru yetiştiremiyordum. Müzik filan dinlerken rahat rahat bir baktım saate elim ayağıma dolandı. Hemen menemene yalvarmaya başladım hemen piş diye. Allahtan çayı koymuştum, hemen zeytin peynir koydum panik yaptım annemi uyandırdım, menemeni ocakta bıraktım dedim anneme sahuru yetiştiremedim annem kalktı geldi dedi pişmiş, babanı kaldır dedi ha evet dedim gittim kaldırdım, beş dakikaya yendi hemen ama yetiştirdim sonunda ama elim lezzetliymiş acele de olsa güzel olmuş annemler beğendi. Ekşınlı sahur oldu yani.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

SELİNA'NIN OKUL MACERASI


Yakınlarda sevgili Kelebek Etkisi arkadaşımız bir röportaj yapmıştı. Selina'nın Okul Macerası adlı kitabın yazarı İdil Öztürk Başara ile. Ben de o yazıyı okumuş, yorum yapmıştım, kitabın ortaya çıkış fikri ne hoşmuş diye.


İdil Öztürk Başara, çok taze bir yazar, çocuk kitabı yazarı. Kendisi aynı zamanda bizden, yani bir blogcu işte. Ben de onu o ropörtajla keşfetmiş oldum. Çocuk kitabı yazma düşüncesi de kızı Nehir nedeniyle aklına geliyor. Kızı ile yaşadıklarından. Ve bu kitapları bir seri haline getirmek de istiyor, inşallah getirir.

Çocuk kitabı ama mantıklı da bir kitap. Olağanüstü şeyler olmuyor yani. Gerçek hayattan alınma olayların hepsi. Amerikan tarzı hayal satmıyor kitap, pratik ve sevimli bilgiler ve öğütler veriyor. Yazar, çocukların üstüne iyimser bir peri tozu serpmek istemiş.

Selina'nın Okul Macerası, İlkokul birinci ve ikinci sınıflar için. Kitapta, doğa içinde yaşayan, hayvanlarla haşır neşir olan minik bir kız olan Selina okula başlamak zorunda kalıyor, Doğadan şehire gidiyor ailesiyle. Sabah erken uyanmak zor geliyor, doğadaki arkadaşlarını özlüyor ve okula alışamıyor.

Hikaye çok sempatik, Selina çok şirin, hikayenin dili çok sevimli. Çizimler de iyimser, insancıl, masum ve çocuksu. Kitabın çok tatlı ve faydalı olduğunu söyleyebilirim. Aramızdan bir blogcu arkadaşın bir kitap yazması da çok hoş elbette. Üstelik de çocuk kitabı. Çocuk kitapları yetişkin kitaplarından her zaman için daha iyi ve faydalı.

Kitap, internet kitapçılarında var, netten alabilirsiniz, bunun yanında gündelik yaşamdaki kitapçılarda da var. Birçok büyük kitapçıda bulabilirsiniz, AVM'lerde, D&R'da örneğin.

İdil arkadaşımızın blogu:

http://www.idilob.com/

Alttaki fotoğrafta da kitaba ilham olan yazarın kızı Nehir, Selina makyajı yapmış.


28 Mayıs 2017 Pazar

WESTWORLD


Westworld akla Black Mirror getiriyor. Teknoloji, internet ve oyunlar açısından.

Bir bilimkurgu dizisi. Gelecekte geçiyor ancak ortam geçmişte. Bir western parkı düşünün. Bir oyun parkı. Para verip oyuna giriyorsunuz.

Siz gerçeksiniz ama oyuncular gerçek değil. Diğer oyuncular birer robot. Oyun sizin istediğiniz gibi kuruluyor. Parayı ödeyen sizsiniz.

Ama ya robotlar da keyfine göre davranmaya başlarsa. İnsana benzeyen, insan aklına duygularına sahip robotlar da biz insanlar gibi beklenmedik davranırsa, neler olur. Ve biz kim insan kim robot, bunu bilemezsek ne olur.

Black Mirror gibi bu dizi de dünyayı salladı. Yapımcı Michael Crichton, yönetmen J.J. Abrams, oyuncular da sinema ve televizyonun ünlüleri. Anthony Hopkins gibi.

Çarpıcı, şaşırtıcı dizi isteyenlere.

27 Mayıs 2017 Cumartesi

KİTAPLAR ARASINDA 3


Necronomicon ve Cthulhu, H.P.Lovecraft
Noktürnler, Kazuo İşiguro
Bilmezsiniz Aşk Nedir, Raymond Carver
Köpek Kalbi, Mihail Bulgakov
Maya’nın Günlüğü, Isabel Allende
Kaçan Ayna, Papini
Gog, Papini
Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik, Alice Munro
Bazı Kadınlar, Alice Munro
Middlesex, Jefrrey Eugenides
Genç Prensin Dönüşü, A.G.Roemmers
Katilin Gözyaşları, Anne-Laure Bondoux
Kitap Hırsızı, Markus Zusak
Ulduz ile Kargalar, Samed Behrengi
Hızlandıkça Azalıyorum, Kjersti Skomsvold
Benim Adıma Bir Gökyüzü, Ahmed Eş-Şehavi
Akşam Güneşi, R.N.Güntekin
Aksaray’dan Bir Perihan, Suat Derviş
Aldatacağım, E.M.Karakurt
Bir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu

Okuyup blogda yazdığım kitaplar arasından en iyilerin listesine devam ediyorum.

26 Mayıs 2017 Cuma

ŞARKILAR ŞARKILAR


Yüzyüzeyken Görüşürüz-Evdekilere Selam (Tüm albüm)
Jack Everett-Bad Things
Arctic Monkeys-Do You Wanna Know?
Eypio-Günah Benim
Sagopa Kajmer-Kırık Çocuk
Elderbrook-Could
Open Minded-Shades Of Grey
Naughty Boy-La La La
Rumeli Ekrem-Sülman Aga, Hatice, Recep
Halid Beslic-Sarajevo Grade Moj
Deeperise-Raf
Erkan Oğur-Pencereden Kar Gelir
Seden Gürel-Sebebim Aşk
Sia-Big Girls Cry
Elvis Presley-Mama Liked the Roses
Elvis Presley-Something Blue
Crystal Castles-Tell Me What to Swallow
Katy Perry-Firework
Lorde-Royals
BTS-Run
Agust D-Agust D

25 Mayıs 2017 Perşembe

BERLİNLİ APARTMANI



Yaprak Öz

Yitik Ülke Yayınları

Kadıköylü şairin ilk romanı.

İngilizce öğretmeni olan şairin şiir kitapları, çeşitli dergilerde çıkan şiirleri ve romanları var.

Berlinli Apartmanı, hoş ve ilginç bir roman. Normal bir gündelik yaşamı okurken, Kadıköy hayatını okurken, roman birden korku türüne geçiyor. Korku, cinayetler, iğneli bebekler, üç harfliler. Ancak anlatım öyle yumuşak ki korkudan çok bir gülümseme yayılıyor insanın yüzüne.

Kurgu güzel, konu da çok bizden, roman da sürükleyici. Dili çok tatlı ve keyifle ve merakla okunuyor. Korku türüne girmese de zaten hoş roman olurdu. Korkuya geçişe dek olan kısım daha keyifli. Cinayetler, cinler girince içine mizah gibi olmuş.

Bir çevirmen kız Oya, abisinin ona aldığı bir evde yaşmaya başlar. Mutludur, evde çeviri yapar. Apartmandaki insanlarla tanışır. Kadıköy’de, Moda’da yürüyüşe çıkar. Abisi ve yengesi ile görüşür. Aylar geçtikçe apartmanda tuhaf şeyler olmaya başlar.

İnsanlar kaybolur, kediler öldürülür. Oya da apartmanda ne olduğunu çözmeye çalışır. Kendisi korku romanları çevirisi yaparken korkunun içine düşer.

İyi bir roman okumak isteyenlere. Yazarı keşfetmek isteyenlere. Tatlı dilli bir roman okumak isteyenlere.

Not:3/4

23 Mayıs 2017 Salı

RÜYA HADİSELERİ


Rüyamda bir milletvekili geldi bizim eve. Kapalı bir bayandı. Sonra onu bizim apartmandan çıkarıyordum, bir şey oldu, koluna girip çıkardım. Apartmanın önünde siyah makam arabası vardı. Arabadan ise Hadise indi.

Milletvekilini unutmuştum. Hadise ile kol kola girdik. Zara, Aydilge ve Şevval Sam konserine gittik. Zara, Gönül Dağı’nı söyledi. Şevval Sam ise Türkçe bir türküyü Yunanca söyledi. Bense hep telefondan ses ve görüntü almaya çalışıyordum. Hadise ise önüme geçiyordu. Hadise diyorum önümü kapama.

Hadise tabii yakın arkadaşız diye gülüp geçiyor. Ruh ikizimmiş zaten o benim. İkimiz de mantar, taze fasulye, antep fıstıklı bitter seviyoruz. O zaten Hadise, benim de rüyalarım hadiseli. Ondan ruh ikiziymişiz biz yani.

Konserde de onun tanıdıkları sayesinde en önde ayaktaydık. Bir yandan da onun instagramına yorum atıyorum. Kabuklu fıstık açılır ama kalp kabuk bağlarsa açması zordur. Bunu neden söyledim bilmiyorum Hadise’ye. Önüme geçtiği için kızmış olmalıyım. Hadise ile çocukluk arkadaşıymışız. Kuran kursuna giderdik birlikte.

Evlerimiz yakındı. Ben hep erkek gibiydim. Silah oynardık erkek çocuklarla, futbol oynardık. Hadise ise çok süslüydü. Onbir yaşında iken rujlara merak salmıştı. Tam seksenaltı tane lip balmı vardı. Evde derscilik oynardık. Tahta başına geçer hep bağırırdım ona, yanlış yapıyorsun bir türlü öğrenemedin derdim. Babalarımız hep akşam ezanı okunduğunda eve gelin derdi.

Hep öperdim onu. Günlük, haftalık, aylık. Bak şimdi yüz kere öpcem seni bu haftalık derdim sonra ertesi gün yine yüz kez öperdim haftalık derdim yine. Ne güzel günlerdi. Ne güzel rüyaydı ama.

21 Mayıs 2017 Pazar

BÜTÜN DÜNYA


Bütün Dünya küçük ama sevimli bir dergi.

Bu dergi aslında altmış yetmiş yıllık dergi. 1950’lerin başında çıkmaya başlamış, otuz yıl kadar yayınlanmış ve kapanmış. Aradan bir yirmi yıl geçmiş ve tekrar başlamış yayın hayatına. Tekrar çıkartan da Mete Akyol adlı eski bir gazeteci.

Bu dergi, ünlü Amerikan dergisi, Reader’s Digest’a benziyor. Boyutları da içeriği de. Genel kültür dergisi. Birçok farklı konuda bilgilendirici ve tatlı yazılar var. Bir de çok eski bir çizgi karakter, Mankafa Poldi.

Örneğin, Mayıs sayısında Atatürk, Abdülhamid, Bülbülü Öldürmek adlı roman, Refik Halit Karay, CSO, DTCF, Guernica, Robert Redford, Faraday, Adalı olmak gibi birbirinden değişik ve hoş yazılmış konular bulunmakta.

Taşıması kolay, okuması kolay ve ucuz bir dergi.

TEMREN


İzmir çıkışlı bir edebiyat dergisi. Temren Yayınlarının çıkardığı bir dergi.

Şiir, öykü, deneme, edebiyat üzerine makalelerin olduğu dergide genel olarak yayınevinin yazarları var. Muhalif dergilerden, olması gerektiği gibi. Yani şiir ve edebiyat her zaman öncüdür ve muhaliftir zaten.

Eskilerle yenileri birleştirmeye çalışan sayfalar. Neslihan Perşembe, Hatice Kübra Öktem, Arzu Karadağ gibi şairler var dergide. Tasavvuf üzerine inceleme ve tasarım dönüşüm üzerine bilgilendirici bir yazı da var. Çöp olarak atılan nesneleri sanata dönüştürmek çevreci bir eylem.

Yazmak üzerine bir deneme ise oldukça iyi. Edebiyat yazanların edebiyat yapmamasını öğütlüyor. Sade ve samimi yazın diyor. Yunus Emre gibi örneğin. Bu noktada Füruzan’ın Kırkyedililer romanını örnek vermiş.

Sanat edebiyat dergilerinin çoğalması, okunması dileğiyle.

Dergiden kısa bir iki dize:

o kadar adam varken Hatice tuttu Ali’yi sevdi
kim inanır şimdi Ali için ağlıyor desem

20 Mayıs 2017 Cumartesi

PARÇALANMIŞ GÜLÜŞLER



Tolga Yazıcı

Siyah Beyaz Kitap

Parçalanmış Gülüşler bir uzun öyküler kitabı.

Genel olarak zor hayatlar anlatılmış. Parçalanmış hayatlar. Hüzünlü öyküler. Ancak mizah da var. Sokaklardan gelen öyküler diyebiliriz. Yoksulların da hayatı ayrıca. Sokaklar olduğu için kahramanlar da sokak diliyle konuşuyor. Argo bol ama kahramanlara yakışıyor. Olması gerektiği gibi yani.

Biraz yer altı edebiyatı havası da var. Batuhan Dedde, Latife Tekin, Metin Kaçan dilini de andırıyor. Öyküler yaşamın içinden ve canlı. Savrulanlar, sürüklenenler, kaybedenlerin kahraman olduğu öyküler hepsi. Dil de çok yaşayan bir dil olduğu için öyküler keyifle ve merakla okunuyor ve genelde insan kahramanlara üzülüyor.

İlk öykü Yiğit Pek’in hayatı kitabın en güçlü öyküsü. Yiğit ve mahalle arkadaşları. İkinci öykü Selim ile Zeliha’nın imkansız aşkı da yürek burkucu. Üçüncü öykü de aşk ilişkileri üzerine kurulu ancak bu öykü kitaptaki diğer öykülerden farklı, bu öyküde kaybedenler yok, o nedenle çok uymamış kitabın genel havasına. Dördüncü öyküde bir yazar var, yazdığı karakter olmak isteyen bir yazar, bu öykünün düşüncesi ilginç. Son öykü ise doğuda yaşayan Dilba’nın öyküsü ve etkileyici.

Yiğit, Selim, Dilba’nın hayatları diğer iki öyküden daha etkileyici. Tolga Yazıcı, yazmayı seviyor ve roman türünde bundan sonra da iyi kitaplar yazabilir. İnsanı içine çeken bir anlatımı var. İlk kitap olarak başarılı.

Bazı yazım hataları ve argo kullanımı göze çarpıyor ama bunlar da diğer kitaplarda değişecektir.

Not:3/4


(Tolga Yazıcı, aramızdan bir blogçu arkadaş, eskilerden o da, genelde herkesin tanıdığı ve sevdiği. Başarılar diliyoruz)

19 Mayıs 2017 Cuma

GÖKDELENİN TEPESİNDEN İNSAN MANZARALARI


Berkay Daçe

Gece Kitaplığı

Kitabın kahramanı bir gökdelenin tepesinden kendini aşağıya bırakıyor ve bizlere her bir katta bir hikaye anlatıyor. Yani 102 öykü var.

Bu hikayeler kısa kısa genelde ve kahramanın hayatından kesitler sunuyor bize. Genel olarak İstanbul ve Ankara öyküleri diyebiliriz arada yurtdışı da var. Kahraman genç biri ve geçmişini anlatıyor. Arkadaşlıkları, aşkları, okul yıllarını.

Öyküler belli ki yarı gerçek yarı kurgu. Olması gerektiği gibi. Gerçeklerden yola çıkarak kurgu yapmış kitabın anlatıcısı. Birinci tekil şahıstan, kendisi anlatıyor kahramanımız.

Öyküler hem dramatik hem de mizah da var içinde. Dili rahat ve kitap sürükleyici olduğu için keyifli bir okuma diyebiliriz. Güncel ve dolu dolu öyküler.

Not:3/4

(Berkay Daçe aramızdan bir blogçu arkadaş. Son zamanlarda bloguyla çok ilgilenmiyor)

http://dacederki.blogspot.com.tr/

FİLM SEÇKİSİ 16


ANNE

Mama

Julio Medem, 2015, İspanya

Meme kanseri olduğunu öğrenen bir anne oğlu ile ilgilenirken bir de hamile kalır. İyi ve duygusal bir film. Annelik üzerine. Not:3/4

KÖY

The Village, 2004, A.B.D.

Bir köyde garip şeyler olmaktadır. Köyden kimse dışarı çıkmaz. Yandaki ormana kimse gitmez. Çünkü ormanda yaratıklar vardır. Ancak bir kız çıkmak ister ve düzen bozulur. Seyri hoş film. Not:3/4

KUSURSUZ FIRTINA

The Perfect Storm, 2000, A.B.D.

Bir balıkçı gemisinin fırtınada yaşadıkları. Gerçek olaydan uyarlama filmde bu gerçek olaydan alınma görüntüler de kullanılmış. Aksiyon sevenler için iyi. Buna benzer Koruyucu (The Guardian) da çok iyi. Not:3/4

KRAL VE BEN

The King and I, 1956, A.B.D.

Bir sinema klasiği. Müzikal, komik, tatlı. Bir öğretmen, Siyam kralının çocuklarına ders vermek için Bangkok’a gider. Kral ile öğretmen arasında çekişme olur. Kaçırılmazlardan. Not:3/4

YAĞMURDAN ÖNCE

Before the Rain

Milcho Manchevski, 1994, Makedonya

Bosna savaşı esnasında geçen üç öykü ve aralarında gizemli bir bağ var. Bir rahibin sakladığı bir kız, hamile bir kadın ve memleketine dönen bir fotoğrafçı. Üçü de savaşın etkilediği hayatlar yaşar. Müthiş bir başyapıt. Not:4/4

18 Mayıs 2017 Perşembe

EKŞINLI RÜYALAR


Küçük kardeşimi okuldan almaya gitmişim onların bir şeyi varmış töreni, bütün öğrenciler dışarda, sonra bir kadın geliyor genç, böyle bana sarılıyor ben de ona sarılıyorum, tanıyormuşum galiba sonra beni ayaklarımdan tutup kucağına aldı ben de hemen napıyosun ya sen dedim, kadın kaçıracak galiba beni,  ben kaçıyorum o peşimden geliyor, okulun içine girdim tuvalete sonra dedim içimden ne kaçıyorsun bir şey yapamaz, sonra tuvalet çıkışı yine yakalandım, bu defa merdivenlerden hızlı indim dışarı kaçtım, küçük kardeşimin elinden tuttum hadi dedim, okulun bahçesine kadar fır döndüm.

Neyse çıktım gidiyordum demirler vardır ya okulun etrafında ben de oraya bağırdım, seni sevmiyorum seni sevebilirdim ama artık nefret ediyorum senden dedim, sonra gidiyordum babam arabayla gelmişti zaten, kardeşim de içinde sonra babam bana dedi ki gözünün içinde tümör varmış, sonra benim gözlerim doldu ağlıycaktım nerde gittin doktora dedim, buradaki devlet hastanesine mi, evet dedi, dedim buraya güvenilmez dünya göz hastanesine git dedim o da tamam dedi.  Sonra uyandım işte ne ekşındı valla rüyamda hem ekşin hem macera ve duygu yüklü.

Yine uyudum. Camdan bir çocuk bir şey sıktı aşağıdaki herkes bayıldı, o beni kaçırmak isteyen kadın da orada ağaçların dibinde duruyordu içimden dedim hala gitmemiş sonra o da bayıldı, ben de okuldan koşarak  kaçtım.

Yine uyandım uyudum. Arkadaşım kaza yapmış. Yani ilçe değil kaza. Hiçbirimiz ulaşamıyoruz ona. Bi pencereden dışarıya bakıyorum. Dışarıda büyük bir arazi var. Arazinin en öteleri kocaman bir alan, orası Rusya’ymış. Camlı camlı kubbeli değişik binalar var orada. Ama fırtına çıkıyor, kocaman yedi sekiz tane hortum oranın üstünden geçiyor, neredeyse bütün binaları yok ediyor. İnsanların çoğu kaçıyor neyse ki.

Biz de binalarımızda gözetim altında yaşıyoruz. Ajan gibi insanlar biz sıradan insanları takip ediyor, ben de kaçmaya çalışıyorum.

Bence rüyalarımda mistik güçlerim etkinleşiyor. Geçmiş yaşamlarımın ruhu gelip beni ele geçiriyor geceleri.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

KUAFÖRCÜLÜK


Evde eskiden annem ben ve kardeşim hep çekişirdik. Annem bize hep doğru davranmayı öğretmeye çalışırdı. Bir anneler gününde, bak ben sizin için bir dolu şey yapıyorum, bu anneler gününde siz de bana bir organizasyon yapın demişti.

Biz de kek yapmıştık ve ona fitness takımı almıştık. Salona gittiği için. Pek mutlu olmuştu. Annemize, sen aramızda en delisin derdik, ben ikinci deli, kardeşim de üçüncü deli. Her ailede olduğu gibi biz de kardeşimle geçinemezdik. Kardeşim bana derdi, sen hastanede karışmışsın, bizden değilsin.

Ben derslere düşkündüm, o makyaja giyime. Kardeşim olsa da kıskanırdım onu. Ben takıntılıydım o rahattı. Onunla çok uğraşırdım. O da ben onu üzünce gider annemize, o beni incitti derdi. Ben de onun taklidini çıkarırdım. Ben çalışkan olsam da onun rahatlığı hasta ederdi beni. Bir elinde cımbız bir elinde aynaydı.

Ona gıcığımdan hep ters bir şeyler yapmak isterdim. Yapboz severdi, bir tek yapbozu saklardım, araya araya helak olurdu. Onun çizgi film sidilerini saklardım. O da anneme şikayet ederdi. Bir gün babam benim çizgi film sidilerimi yok etti, attı yani, bana kızıp. Bu en ağır ceza olmuştu. Ama en eğlenceli zararım My Little Pony olayı idi.

Benim saçlar kısa kardeşiminkiler uzundu. Onu da kıskanıyordum. Bir plan yaptım. Kardeşim My Little Pony hastasıydı. Tam yirmi tane oyuncak ponysi vardı. Gel dedim kuaförcülük oynayalım. Ponylerin saçlarını keselim. Kardeşim benimle oyun oynamanın mutluluğu ile şaşkındı. Yirmi ponynin saçlarını kestik. Çok komikti. Çok güldük. Ama iş bitince kardeşim cıyak cıyak ağlamaya başladı. Çok üzülmüştü.

Sonra annem ertesi gün kardeşime iki yeni pony aldı.

16 Mayıs 2017 Salı

ADA MEVSİMİ


Adalar mevsimini açtım. Adalara gitmeye başlayınca havaların ısındığını bahar yaz geldiğini anlayabiliyorum. Vapurda öğrencileri görmek çok hoş oluyor. Herkes deniz havası ada havası almaya gidiyor.

Selverle gittik adaya. Ben tabii öncelikle Sait Faik için gittim. Selver pek ilgilenmedi. Sevmek zorunda değil tabii. Sait Faik’in evinden minik bir magnet aldım. O ünlü sözünün olduğu magnet. Bir insanı sevmekle başlayacak her şey. Hatıra diye işte. Ona bir mektup yazdım ama kısa oldu, Selver sıkıldı çünkü. Sait Faik’in kapı girişindeki heykelinin dizlerine yazarın öykü kitaplarını koyup fotoğrafını çektim.

Faytona binmek istedi. Ben daha karar veremeden binmişti bile. Çok korktum ben faytonda. Atlar çok büyüktü. Bir de öyle hızlı gidiyorlar ki. Faytoncu çok vuruyordu atlara. Ben korkudan etrafımı bile göremedim.  Selver o gezide mutluydu.

Hemen iskele karşısındaki kafede tost çay yedik. Ben yürüyerek çevreyi gezmek istiyordum ama o hep selfie çekmek istiyordu. Edebiyat sevmek başka bir şey tabii. Burgaz üstüne bir de Heybeli’ye gidelim Hüseyin Rahmi’nin evini görelim deseydim gülerdi artık.

Adalara en iyisi yalnız gitmeli. Büyükadada kahvaltı etmeli, hemen iskeleye yakın sokaklarda, yukarıya yürümeli kiliseye, adadaki eski binaları gezmeli. Burgaz’a yine gelip Kalpazankaya’ya yürümeli. Manzarayı izlemeli. Sait Faik’in yazı yazdığı odada karşıda baktığı manzaraya bakmalı penceresinden. Heybeli’nin mavi noktalı plajlarında yüzmeli. Kınalı pazarına gitmeli.

Adalar ve vapur büyük mutluluk.

15 Mayıs 2017 Pazartesi

PEYNİRLİ YUMURTA



Tavaya bir tatlı kaşığı tereyağı koyuyoruz dolu dolu. İçine peynir doğruyoruz, istediğimiz peyniri, tulum loru da olabilir. Ayrıca, peynire ek olarak biraz kaşar da doğrayabiliriz. Bu bekliyor.

Başka bir yerde üç yumurta çırpıyoruz. Dereotu, maydonoz, taze nane de birer tutam koyup karıştırıyoruz.

Tavayı ocağa oturtuyoruz. Yağ eridiği anda yumurta ve ot karışımını üstüne döküyoruz. Tahta kaşıkla yapıyoruz karıştırmayı.

Karıştırıp düzeltiyoruz. Kapak kapatıp üstüne pişiriyoruz. Çok pişmeyecek, kurumayacak.

Tabağa koyunca üstüne kırmızı biber ve karabiber serpiyoruz. İstersek sosis, salam da ekleyebiliriz.

Omlete benziyor ama omlet yaparken kapakla kapatmayız. Kapaklı yapınca biraz kabarıyor.

Güzel tadı, tereyağından, otlardan ve peynirden geliyor. Bu tür yemekler favorim.

12 Mayıs 2017 Cuma

GÜNEŞE SÜRGÜN


Günesürgün, kendisi bir pembe lotus çiçeği, kısa adıyla Gün, aydınlanmanın temsilcisi. Güneşe doğru yön gösteriyor. Kitabın şarkısı ise Deniz Tekin'den Güneşe Doğru. Güneşe Doğru Günesürgün yolcuları.

Günesürgün, en kişisel kitabım. Diğerlerinde olduğu gibi öykü, deneme, şiir yok. Günce, anı parçaları şeklinde. Biyografi, otobiyografi gibi biraz da. Anlatı veya. Yazıların bir kısmı gündelik yaşantımdan, günlerimi, çevremi, mahalleyi, apartmanı, anlatıyor. Alışveriş yaptığım market bile var. Kişisel ama sadece biraz süsledim anıları, okunması daha keyifli hale getirdim. Ayrıca, aile, akraba, çocukluk arkadaşlarım, okul arkadaşlarım da var, semtteki insanlar da.

Günesürgünü ilk okuyan arkadaşlarım yazmışlardı bloglarında. Kitabın eski kapaklı hali piyasaya çıkmaya gecikince, bahar için yani Mayıs ayı için baharlık yeni kapakla çıktı piyasaya. İlk okuyan arkadaşlarım eski kapakla okumuştu. Daha sonra başka arkadaşlarım da alıp okudu, face'de, instada, twitırda fotolarını koydular kitabın.

Kitaplarımı soran arkadaşlarım var. Net dışında kitapçılarda kolay bulunmuyor, dağıtım sıkıntısı oluyor. Ancak, Ankara'da Çayyolu Mesa Plaza Dorlion Kitabevinde, Eskişehir'de İnsancıl Kitap ve Sahaf'ta, İzmir'de Bornova Serüven Kitabevinde bulunabiliyormuş kitaplarım.

Bu arada, kitabın içine ayraçlar halen yerleştirilmemiş. Yerleştirilince haber vereceğim.

EREN (Okuma Günlüğüm)


TURGAY AKSOY


ÖZLEM BERBEROĞLU


(Foto: Jysra Reçani)

10 Mayıs 2017 Çarşamba

ÖZ


Bazen odun gibi oluruz ya da ot gibi. Derste veya  işte durgunluk olur, isteksizlik, ot gibi oluruz işte. Veya diyelim bir eğlenceye gideriz, dansa, konsere, herkes oynar zıplar, biz odun gibi dinleriz müziği. Ama annemizin telefonunun zil sesini duyunca hemen oynamaya başlayabiliriz evin içinde.

Umursamazlığa sararız. Bir süre her şeyi ciddiye almışızdır, değmemiştir, biz de bir anda umursamaz oluruz. Bir ortama gireriz, çekingenlik, panik, stres olur. Geri gideriz sanki. Ama bir anda inatlaşırız kendimizle. Bir ortama girmekten çekiniyor muyuz, inadına gireriz o ortama, inadına konuşuruz.

Genelde sessizken, sussuzken, birileri ters bir şey söylese bile susarken, o kendimize inat döneminde, biri bizi kırsa, gider hemen söyleriz, hiç hoşuma gitmedi vurgulama şekliniz, kırıldim bilmenizi isterim, deriz. Oysa bunu yapmak genelde hiç de bizlik değildir.

Kaybetme korkusu hepimizde vardır. Hele küçükken birilerini kaybettiysek. Çocukken okul arkadaşlarımızın başka şehirlere gitmesi, bir büyüğümüzü kaybetmek gibi kayıplar küçük yaşta içimize işler, şaşırtır, savunamayız kendimizi ve değişik tavırlar geliştiririz.

Diyelim çocukken biri bizi korkutur, kendisi belki farkında bile değildir, bebekken mesela biri bize kazara bile olsa dokunmuştur ya da yüzümüze bakıp gülmüştür, korkmuşuzdur ve hiç unutmayız o anı. Belki de bu nedenle bize dokunulmasını sevmemişizdir. Ya da kalabalıkta kaybolmuşuzdur birgün, mesela sinema çıkışı annemizi kaybetmişizdir kalabalıkta ve bunu unutmamışızdır. Bu nedenle bir daha kalabalığı hiç sevmemişizdir.

Hep birileri uzaklara giderse veya gider dönmezse, kaybedersek, düşünürüz, acaba bizim yüzümüzden mi gidiyorlar. En iyisi kimseyi sevmeyim ki çok seversem birini ona bir şey olur, uzağa gider, hasta olur, diye düşünürüz. Belki de sevgim zararlıdır gibi. Kaybetme korkusu kodlanmıştır bazen genetiğimize. Birine kırılırız örneğin ama kırgınlığımı kızgınlıkla gösteririz. İnsan özünü sevmese de bir giysi gibi giyiyor.

(Not: Hepimize iyi kandiller)

9 Mayıs 2017 Salı

ASİYE


Asiye hanım teyze bizim karşı apartmanda oturur. Giriş katında. O yüzden apartmanda ne olur biter bilir. O apartman çok iyidir. Kendisi apartmanın ilk sakinlerindendir. Eşiyle evlendiğinde o evi almışlar. Eşi onu üç kızları olduktan sonra terkedip gitmiş daha genç bir kadınla evlenmiş.

Apartmanın çok güzel bir arka bahçesi var. Ağaçlar, çiçekler içinde. Bir de masa ve sandalyeler vardır. Gölgeliktir. Apartmandakiler akşamüstleri o bahçede toplanır. Öğrenciler de gelir. Biri çay yapar, diğeri simit alır, bir başka apartman sakini domates peynir getirir. Yer içer sohbet ederler.

Asiye hanım teyzenin üç kızı var. Üçü de üniversiteyi bitirdi. Asya, Azra, Ahu. Üçü de güzeldir. Asya okuldan üniversiteden arkadaşımdır ayrıca. Bir keresinde dördü uçakla bir yere gidiyorlardı, geziye. Uçakta Asiye hanım teyzenin eski eşi ve ailesiyle karşılaşmışlardı. Ben de o bahçede bir akşamüstü bu ilginç karşılaşmayı dinlemiştim.

Asya, Azra, Ahu üçü de ilginç evllikler yaptılar. Asya, değişim öğrencisi olarak Tunus’ a gitmişti. Hukuk okuyordu. Orada bir Tunus’lu oğlana aşık oldu. Oğlan, bir pastanede garsondu. Asya çocuğu İstanbul’a getirdi. İş buldu çalıştı çocuk. Evlendiler, Asya ilk bebeğine hamile iken çocuğunu anne karnında bir kemik hastalığı nedeniyle kaybetti.

Azra ise Erasmusla Fransa’ya gitti ve öğrenci bir Fransız çocuğa aşık oldu. Çocuk da okulunu bitirince İstanbul’a geldi, öğretmenliğe başladı, onlar da evlendiler. Mutlu oldular onlar da. Ahu ise bir staj için Libya’ya gitti. Staj yaptığı işyerindeki bir adama aşık oldu. O da adamı İstanbul’a getirdi ve onlar da evlendiler.

Üçü de Asiye hanım teyzeye yakın oturuyorlar. Damatlarını sever teyzemiz.

7 Mayıs 2017 Pazar

LİMONLU YABAN MERSİNLİ KEK



3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
yarım bardak ayçiçek yağı
1 limonun kabuğunun rendesi
1 limonun suyu
1 su bardağı yaban mersini
1 su bardağı damla çikolata
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
3 su bardağı un

Yumurtaları çırp şekerle, sütü ekle, yağı koy, çırpmaya devam ediyoruz.

Limon kabuğu rendesi ile limon suyunu ekle, homojen kıvama gelince unu koyuyoruz ama mikserle karıştırmadan unu, mikserle karıştırınca gluten oluşuyor, lastik gibi. Spatula ile karıştırmalı.

Kabartma tozu ekliyoruz. En son da yaban mersini ve çikolatayı koyuyoruz. Karıştırıyoruz. Sonra fırına koyuyoruz. 190 derecede pişiyor. Yarım saat veya kırk dakika sürüyor. Bıçak batır, bıçak temiz çıkıyorsa pişmiş demektir.



PROFESÖR


John Katzenbach

Koridor Yayıncılık

Psiko Analist yazarından yine bir psikolojik gerilim. Analist’de bir terapist vardı, bu kez bir psikoloji profesörü.

Yine gerilim, güzel kurgu, heyecan, kötülükler, macera, masumlar. Yine bir kez elinize alıp okuyacağınız romanlardan, okunup unutulacak kitaplardan. Türü sevenler için iyi, ancak gizem ve gerilim Analist kadar güçlü değil.

Bunun bir nedeni de, olayların üç dört kahramanın açısından anlatılması. Profesör, polis, kötü adamlar ve kurban, hepsinin gözünden izliyoruz gerilimi. Bu tür romanlarda bu kurgu dikkat dağıtıyor. Tek bir anlatıcı daha iyi.

Profesör Adrian, artık yaşlıdır ve unutkanlık başlamıştır. Bir genç kızın kaçırıldığına şahit olur. Hafızası gidip gelse de bu kızı kurtarmak istemektedir. Polisle işbirliği yapar ancak işi polise bırakmayıp kendi çözmeye kalkar.

Okunabilir bir gerilim. Tüyler ürpertici değil.

Not:3/4

6 Mayıs 2017 Cumartesi

ŞARKI LİSTESİ


The Chainsmokers-Don't Let Me Down
Esra Istrefi-Bonbon
Jay-Jay Johanson-You'll Miss Me When I'm Gone
Russian Red-I Want To Break Free
Deniz Tekin-İzmir'de Gün Batımı
Feride Hilal Akın-Bilir Mi
Yeni Türkü-Fırtına
İkiye On Kala-Bu Şarkıda Senden Bahsetmek İstemezdim
Jacob Gurevitsch-Lovers in Paris
Nara Noian-Hier Encore
Jill Barber-Sous le Ciel de Paris
Buika-No habra nadie en el mundo
Ghost-Year Zero
XYLO-Afterlife
John Bellion-80's Films
Tove Lo-True Disaster
Kazım Koyuncu-Yalnızlığı Anla
Dexys Midnight Runners-Come On Eileen
Rare Earth-Get Ready
Reluctant Heroes-Nate Wants to Battle
Adamlar-Rüyalarda Buruşmuşuz

Eskilerden yenilerden ve farklı türlerden bir şarkı gezisi oldu.

KEMİK



Bedri Baykam

Kemik, küçük yaşta yeteneği fark edilen ünlü ressamımız Baykam’ın 2000 yılı başında yazdığı bir roman.

Yazıldığı zaman yasaklanıp toplatılmış olan romanda cinsellik ön planda. İki konu var metinde. Genç bir reklam fotoğrafçısı olan Selim’in güzel yaşamı ve kızlara olan merakı. İşi ve arkadaşları. İkinci konu ise Türkiye’nin değişik çizilmiş yaşamı ve siyaset.

Selim’in yaşamı daha ilginç siyasi bölümlere oranla. Onun cinsellik merakı ise ilginç değil. Flört bölümleri hoş olsa da cinsel bölümler hoş değil. Belki de genelde roman türünde cinsellik hoş durmuyor.

Selim’in yaşamı dışındaki ülkemizle ilgili bölümlerde Türkiye modern bir ülke olarak çizilmiş. Dünyanın önde gelen ülkelerinden, Avrupa Birliğine girmiş, teknolojik yönden çok gelişmiş, yabancıların temel uğrak yerlerinden olan bir ülke.

Ayrıca, ressam Baykam, ülke siyasetini de anlatıyor, geçmişini, bugününü. Kendi düşünceleri açısından elbette. Romanın bu bölümleri pek ilginç değil. Tarih, siyaset pek uymamış baş kahramanın hayatının yanında. Modern Türkiye düşüncesi ilginç tabii.

Altıyüz sayfalık bu roman, belki yarıya inse daha hoş olabilirdi. Tarihi, siyaseti ve cinselliği yazmasa, sadece teknolojik Türkiye’deki Selim’in yaşamını anlatsa keyifli bir bilimkurgu olabilirdi.

Not:2/4

5 Mayıs 2017 Cuma

PSİKO ANALİST



John Katzenbach

Koridor Yayıncılık

Psiko Analist, gerilim romanlarını sevenlerin mutlulukla okuyacağı kitaplardan.

İyi adam bir psiko analist, kötü adam da çok zeki ve çok ince bir planı var. Kitabın yarısında olaylar tamamen başka bir yöne dönüyor. Sonu da iyi bitiyor.

Doktor Starks, bir gün bir not alıyor, ya kendini öldür ya da yakınlarınızdan bazılarını öldüreceğiz diye. İnsan psikolojisi ile ilgili bir doktor olduğuna göre ilk akla gelen ya eski bir hastası ya da eski bir hastasının yakını ondan intikam almak istiyor.

Doktorun karar vermek için onbeş günü var. Doktor, kötü adamın peşine düşüyor. Onbeş gün içinde kötü adamı bulmalı. Ve bulunca da ne yapacağı belli değil. Bir doktor kendisini ortadan kaldırmak isteyen bir adamı öldürebilir mi?

Heyecanı düşmeyen kurgunun keyfini çıkarmak için bu tür romanlar kısa zamanda okunmalı. Günde birkaç sayfa okunarak zevki çıkmaz. Kaptırıp birkaç günde bitirmeli.

Tam tatil romanı, yazlık roman.

Not:3/4

4 Mayıs 2017 Perşembe

ÖNLÜK


Valla billa eniştenin evine gittim, enişte siyah önlük yapıyordu, beyaz yaka yapıyordu, buraya da mendil, satıyorlardı, valiliğin önünde. Gittim evlerine, hep zarar ediyorlarmış. Eniştenin, bir gün bile Allah bereket versin kar yaptım dediği yok.

Yanında atmış tane kadın çalışıyor. Hep zarar. Atmış tane de makine var haa. Yerleri de, kuruyemişçinin olduğu apartmanın çatı katı ile onun bir altıydı. Napiyim napiyim napiyim dedim düşündüm, enişteme sordum, düğmeyi nereye yaptırıyorlar, yakayı nereye, bunların bütün hepsini öğrendim. Fiatları öğrendim.

Çıktım evden, çantayı elime aldım, bir kız önlüğü, bir erkek önlüğü, siyah, kız yakası, erkek yakası, mendiller koydum çantaya ve köylere gittim abi. Okul müdürlerine gidip anlaştım. Bir ton odun bir ton kömür karşılığında önlük verdim köylerdeki bütün öğrencilere. Önlüklerini yapıp götürüyordum. Okul açılmadan evvel kayıt yaptıranlara satıyorlardı. Önlükleri veriyordum, bir ton odun ile bir ton kömürü de götürüp yıkıyordum okulların bahçelerine.

Mesela 450 kişi var okulda 450 önlük takımı götürüyordum. Müdür satıyordu, ben de okullar açıldıktan birkaç hafta sonra gidip paramı alıyordum. Kumaşı başka yerden yakayı düğmeyi hepsini başka başka yerlerden alıyordum. Bu işi de yaptım abi. Her şeyi hep para kazanmak için yaptım. Para. Yaşamın içinde para lazım.


(Kurgu kahramanım olan bir Kavas Hüdai öyküsü)

3 Mayıs 2017 Çarşamba

KOKOŞLAR


Yedi sekiz kadın çetesi, gang bunlar hep. Hepsi çok makyajlı. Hepsi çok kokoş. Hep kahve içerler. Birbirlerini hep gaza getirirler. Biri diyelim bir şey beğendi. Ona çirkin der ki başkası almasın çeteden. Bizim mahallenin kokoş teyzeleri.

Geçenlerde birgün biri bir yüzük aldı. Aynısından bir diğeri daha aldı. İlki kızdı hemen, ben ne alıyorsam onu alıyorsun diyor. Ben takarken sen takmayacaksın diyor yüzüğü, diğerine. Her hafta operaya giderler. Yaşlı zengin koketler. Hepsinin bir de üzüntüsü var. Birinin kızı üniversite okuyormuş. Nette bir adamla tanışıyor. Kız kaçmış adama ama adam terk etmiş.

Biri boşanmış. Hepsinin hayatı da sorunlu ama alışverişi çok severler işte. Birbirlerine para harcatmayı da pek severler. Hepsi de yabancı uyruklu. Bulgar, Ermeni gibi. Bizim mahallede eskiden hep onlar otururmuş zaten. Kuaföre gidiyorlar. Kuaför içki içiyormuş. Değiştirelim diyorlar artık bu kuaförü.

Hepsi de aynı yerden alışveriş yaparlar ya hepsi de alışveriş yaptıkları yerden indirimli alışveriş yapmak isterler, özel müşteri olmak isterler. Alışveriş yaparken de satıcı ile çok sohbet ederler. Severler konuşmayı.

Bir tanesi de sekiz kardeş. Hepsi evlenmiş ama o evlenmemiş. Annesi ile yaşarmış. Annesi ölünce eşyaları bu kadına kalmış. Bir kızkardeşi annesinin kürk mantosunu istemiş. Bende annemden bir hatıra yok bana kürkü versene demiş. Bizim kadın vermeyince kızkardeşi küsmüş.

Evli olan bir tanesi yolda karşılaşınca komik bir şey anlattı. Mutfak dolaplarını değiştireceklermiş. Üstüne de mermer koyduracaklarmış. Bir yere gitmişler, bakıyorlar, satıcı ile İngilizce konuşuyorlar. Teyze, satıcı anlamasın diye eşine Türkçe konuşmuş. Satıcı da, Please don’t use that language, because I perfectly understand that language, yani, bu dili kullanmayın çünkü ben de iyi anlıyorum, demiş. Ama Türkçe konuşmamış, İngilizce cevap vermiş. Sonra hep beraber kahkaha atmışlar.