24 Nisan 2017 Pazartesi

BLOGLARDAN SEÇMELER



DANIŞMAN HOCAM

Nefis yemek ve tatlı tarifleri ile aramızda yeni arkadaşımız. Tabii ki bir dolu başka güzel şey de yazıyor.


ANNESİNİN PRENSESİ

Sevgili arkadaşımızın hazırladığı blog partisine katılın.


YASEMİN IŞIK

Arkadaşlarıyla birlikte roman yazdıııı.


FATOFOTAN

İnstagramda çizim çekilişi yapıyooo.


BETÜL YAŞAR

Her Güne Ayrı Bir Dünya adlı blogu olan arkadaşımız bir blog daha açtıı.


BAHÇE PERİM

Çayları ve gezileri ile ünlü arkadaşımız geri döndüü.


MEHMET LÜTFİ ALP KORKMAZ

Film, dizi, müzik yazıyor ve çizimleri de var. Pek sevdim yazılarını.


İZLER VE YANSIMALAR

Kültür sanat ve gezi yazan arkadaşımız aramızda en eskilerden ve en iyilerden.


AYAK İZLERİ

Kızını ve hayatını anlatan tatlı arkadaşımız.


TUĞÇE YÜKSEL

Sevgili pembiş arkadaşımız son yazısında hepimize teşekkür ediyor. Aramızdaki en tatlı insanlardan biri ooo.


Hepimize iyi ve neşeli haftalaar.

23 Nisan 2017 Pazar

MARUNİKİ



Malzemeler:

1 su bardağı un
1 su bardağı süt
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı şeker
1 paket kabartma tozu

Yapılışı:
Bunları karıştırıyoruz. Tavaya az bir şey tereyağı koyuyoruz. Yağ eriyince kepçeyle döküyoruz bu karışımı. Omlet gibi. Biraz pişince tersini çevireceğiz. Sonra iki tarafı da pişince tabağa koyuyoruz.

Bir sonraki kepçelerde tavaya yağ koymasak da olur. Ama tabağa koyduklarımıza biraz tereyağı sürebiliriz. Erir o da. Çok yağlı istemiyorsak sürmeyiz ama o zaman da kuru olabilir.

Bu ölçüler ortalama ölçüler. Hani derler ya göz kararı, el kararı. Kıvam tutmazsa biraz süt ya da un ekleyebilirsiniz. Bir de mayalı olanı var ama onu yapmak daha zor.


Not:Hepimizin çocuk bayramı ve kandili kutlu olsun.

22 Nisan 2017 Cumartesi

ÇAKIR ZAMANLAR



Nilüfer Açıkalın

Sıcak Nal Yayınları

Nilüfer Açıkalın tiyatro, sinema, televizyon dünyasında tanınan bir sanatçı olmasının yanında müzisyendir aynı zamanda ancak bunlardan daha önemlisi edebiyatımızda kendine özgü öyküleriyle tanınan bir yazardır.

Ondan fazla kitabı olan yazarın yazı dili edebi ve şiirsel. Çok da hüzünlü. Bütün öykülerinde derin bir hüzün ve melankoli var. Yani tarzı hüzünlü ancak tam da edebiyata yakışır bir anlatımı var. Romanları da olan yazarın öykücülüğü daha önde.

Çakır Zamanlar’da yirmiye yakın öyküsü var. Şemsiyecik adlı yalnız bir plaj şemsiyesinin öyküsü çok duyarlı. Öykülerde genelde kahramanlar kaybolmuş gibi hayatta, kimselerle de anlaşamıyorlar gibi, iletişim kuramıyorlar bir türlü. Hayatları yolunda gitmeyen kafası karışık kişiler hepsi.

Çakır Zamanlar’da iyi öyküler var. Çok da kolay okunan öyküler değiller ancak iyiler.

Edebiyat sevenlerin seveceği, sevmeyenlerin ise sıkılacağı metinler. Popüler dille yazılmadığı için.

Not:3/4

21 Nisan 2017 Cuma

ANNE MUHALLEBİSİ


1 litre süt
3.5 yemek kaşığı buğday nişastası
1-1.5 su bardağı şeker
1 yumurta sarısı
1 paket vanilin
1 yemek kaşığı tereyağı

Bir litre sütü ısıtıyoruz. Bu sütten bir çay bardağı sütü alıp ayırıyoruz ve içinde nişastayı eritiyoruz bir kapta.

Sütü şekerle kaynatıyoruz. Yağı ilave ediyoruz.

Yumurta sarısını da yine sütten bir çay bardağı alıp sütün içinde çırpıyoruz bir kapta.

Sonra nişastayı ve yumurta sarısını sütün içine ilave ediyoruz.

En son vanilini ekliyoruz.

Kısık ateşte kaynatıyoruz, pişiriyoruz, kıvama gelene dek, göz göz olana dek, sürekli karıştırıyoruz.

Bu malzemeden yaklaşık altı kase çıkıyor.


20 Nisan 2017 Perşembe

1 FİLM 1 ŞARKI 1 KİTAP


Yeni arkadaşlarımızdan Gizem sevimli bir etkinlik başlattı. Nisan ayı içinde izlediğimiz dinlediğimiz okuduklarımızdan en sevdiklerimiz.


Kendisi de La La Land ile Kaan Boşnak'ı seçmiş. Sayesinde Kaan Boşnak'ı keşfetmiş oldum, sağolsun.

1 Şarkı:

Nisan ayında en çok dinlediğim şarkılar, Shivarre'den Goodnight Moon ile Edwyn Collins'ten A Girl Like You oldu. Ayrıca, sevgili Öneri Makinesi'nin şarkıları için de teşekkür ederim.


Bir de sağolsun bugün Sibelynka'da gördüm ve dinlemeye başladım. John Mayer. Bayıldım. Bütün şarkıları iyi ve hatta dinlendirici. Şimdilik favorim Roll It On Home.


1 Film:

Bir dolu film izliyorum tabisi ama bence izlediklerim arasında ayın filmi bence çok eski bir filmdi. Piknik. Picnic. 1955 yapımı, başrollerde William Holden, Kim Novak. İkisi de mükemmel oyuncu. Ufak bir Amerikan kasabasına karizmatik bir adam gelir ve kasabadaki kadınların aklını karıştırır. Nefis film.

1 Kitap:

Bu ay okuduklarım arasında üç kitap favorim oldu. İki kızkardeşin hayatını anlatan Hayal adlı Türk romanı, uyuşturucu satıcısı olmaya çalışan bir oğlanın komik yaşamını anlatan Tanrı Hepimizden Nefret ediyor adlı Amerikan romanı ve başarısız bir fotoğrafçı kadının komik hayatını anlatan Kayıp Kuşak adlı Amerikan romanı.

Bu sevimli etkinliğe eski yeni bütün arkadaşlarım katılsın daaa biz de bişiler öğrenelim keşfedelim di mi amaaa.

19 Nisan 2017 Çarşamba

YAŞ ON


Yolda çok tatlı minik sarışın bir kıza rastladım. Pek şirindi. Annesi ile alışveriş yapıyorlardı.

Bana yaşımı sordu. Kaç yaşındasın dedi.

Çocuklar parmakla gösterince anlıyorlar ya. İki kere iki elimi iki on olarak yanyana dizdim parmaklarımı.  İki kere açtım ellerimi. Yani yirmi.

Bir kıkırdamaya başladı. Hem de nasıl gülüyor.

Ne oldu dedim yaa, çok mu yaşlıyım dedim.

Hiç öyle yaş olur mu dedi bak yaş böyle olur diye parmaklarımı açtı, üç dört beş altı diye ona kadar böyle gösterdi her parmağımı. Onun kafasına göre ondan büyük yaş yokmuş, insan yaşı ondan büyük değilmiş. İki tane on olmazmış.

Haklısın dedim, kafasını karıştırmak istemedim. Ama haklıydı da zaten. İnsanın içi ondan büyük değil ki. Beş ile on arasında değişiyor yaşlarımız ama büyümüş gibi rol kesiyoruz.

O söyledikleri o gülüşü hiç aklımdan çıkmıyor. Büyümüş de küçülmüş. Bana ders verdi.

18 Nisan 2017 Salı

TRAMVAY


Tramvayda otobüste metroda metrobüste dolmuşta oturmam hiç. Ayakta daha rahat oluyor. Vapurda ise dışarıda olmayınca oturmak daha uygun içeride.

Metroda tramvayda çok inen binen oluyor her durakta. Boş yer oldumu da oturmam. Nasıl olsa bir sonraki durakta birçok insan geliyor yine. Böyle bir kere bir yere sıkıştım kapıya yakın. Son üç yerde üç kız öğrenci oturmuş, onları da hep görürüm bu tramvayda, okula gidip geliyorlar.

Ama ayakta duran yaşlı insanlar var. Erkek öğrencilerden birkaçı sayıp sövdü o kızlara, ikinci durakta.  Kızlardan ortada oturanı köpürdü. Hadi dedi oğlana, gücün yetiyorsa beni yaka paça dışarı at. Karşılıklı atıştılar, üç durak böyle devam etti. Çocuk şehadet çekip duruyor. Kız saçını bir tarafa atıyor, gözlüğünü çıkarıyor, tekrar takıyor. Telefonda konuştu.  Kulaklıkları bir takıp bir doladı ellerine çok kızgın.

Sonra bir durak daha geldik. Teyzenin biri bindi tramvaya.  Kızın arkadaşlarından biri utandı kalktı yer verdi. Diğer kız hala söyleniyor. Teyze de, kızım derdin ne söyle bana derdini söylemeyen derman bulamaz dedi. Bak ben sana dertlerimi anlatsam karşıdaki dağlar yıkılır dedi.

Kız da yanlış olduğunu biliyor ya bir şey demedi sadece şu salaklardan biri sinirlerimi bozdu dedi. Teyze de sizinki de bir şey mi ben öyle terbiyesizler göruyorum ki dedi burda. Yaşlılara saygısızlık mı dersin yer vermemek mi dersin tramvay içinde kabaca konuşmalar müzik dinlemeler mi dersin, kimseyi umursamıyorum havasında takılan öyle gençler var ki dedi.

Yani kızın yaptıklarını birebir saydı. Onu izlemiş gibi. Kız yerin dibine battı.

17 Nisan 2017 Pazartesi

KIYI


Denizin kıyısında yürüyordum. Hava biraz kapalı. Ama hayat kapalı değil tabii ki. Sadece denizin kıyısındaydım ama yaşamın da kıyısında olabilirdim. Yaşamın kıyısında olmaktansa girip ıslanmak daha iyi. Yaşamın denizine dalmak daha iyi. Kıyıda izlersin, içinde ise yaşarsın.

Denizin kıyısında hayata gülümsüyordum. Sadece hayatta olduğum için. Kapalı havaya gülümsüyordum. Açabilecek güneşe. Kapalı olsa da yine de mavi ya gök ve deniz. Gök ve deniz hep orda duruyor. Güneş gibi.

Denizin kıyısında yaşamın içinde olmak mutluluk. Geçmiş yok geçmiş geçmiş işte gitmiş. Rüya gibi geçmiş. Biz gelecekteki rüyalara bakalım. Hayat durmaz çünkü. Hep ileriye gider. Biz de hep ileriye gideriz. Denizin kıyısında bir noktacık olsak da hayat bizim için vardır.

Bir tek nokta olsak da hayatla birlikte bir bütün tek oluruz. Denizin kıyısında iken denizi merak ederiz. Hayatın renklerini. Paskalya yumurtası gibidir hayat. Çok renklidir. Güneş rengi de olur hüzün yağmuru rengi de. Hayatın renkleri hayallerimizi umutlarımızı özlemlerimizi parlatır. Herkesin hakkı var yaşamaya.

Hayatı beklemek diye bir şey yok. Bekleyince gelmiyor hayat. Sen entegre olacaksın hayata. Dalacaksın denize. Beklemeden dalacaksın. Dalınca zaten beklediklerin de beklemediklerin de gelir. Denize dal beklediklerin olacak dendiğinde zaten herkes dalar denize. Dalmak için bir motivasyon gerekmez. Motivasyon zaten yaşamın kendisi. Kafamızda bin türlü düşünce ile dalmak zor.

Hayat denizi aktif, hiç durmaz. Ama yüzmeden aktif olamıyoruz. Kıyıda yaşamı öğrenemiyoruz. Hayatı hayat için yaşıyoruz. Dalarsak yaşarsak nefesimiz de kondüsyonumuz da iyi olur. Yaşamın kıyısında hamlaşırız.

İçinde olmadığımız bir denizi, hayatı anlayamayız elbette. İçindeyken bile anlamak zor zaten.

16 Nisan 2017 Pazar

ÇEMEN


750 gram pul biber
3 yemek kaşığı dövülmüş sarımsak
2 yemek kaşığı karabiber
6 ya da yemek kaşığı çemen tozu
İsteğe bağlı ve istenen miktarda dövülmüş ceviz
Bir buçuk yemek kaşığı zeytinyağı ve yarım yemek kaşığı çiçek yağı

Bunları önce homojen hale getiriyoruz karıştırıp. Sonra süzgeç yardımıyla kaynatılıp ılıtılmış kemik suyunu yavaş yavaş ekleyip iyice karıştırmaya devam ediyoruz. Kek hamurundan daha cıvık olması gerekiyor. Kemik suyu, aldığı kadar olacak. Pul biberler homojen olacak, çamur gibi.



Sonra üzerini kapatıp 10 dakika dinlendiriyoruz. Sonra da kavanozlara ya da saklama kaplarına koyuyoruz küçük küçük. Küçük kaplar servis için iyi oluyor. Ya da büyük bir kapta saklayıp her seferinde küçük miktarlarda minnak tabaklarda kullanılabilir.


Çemenle sabah kahvaltıda yumurtayı kavurunca güzel oluyor. Yemeklere katanlar da var. Ya da kahvaltı sosu gibi tüketilebiliyor. Ama sarımsağını daha az yapmak daha iyi olabilir ya da sadece haftasonları tüketilmeli.


(Not: İkinci foto homojen haldeyken, üçüncü foto ise kemik suyuyla karıştırıldıktan sonra)

KİTAPLAR ARASINDA 2


Stiller, Max Frisch
Jude, Thomas Hardy
Babalar ve Oğullar, Turgenyev
Fırtına, Ilya Ehrenburg
İtiraflar, J.J.Rousseau
Jean-Christophe, Romain Rolland
Locarno Dilencisi, H.Von Kleist
Maldoror’un Şarkıları, Lautreamont
Beowulf
Northanger Manastırı, Jane Austen
Profesör Y İle Konuşmalar, Celine
Tüm Soneler, Shakespeare
Şiirler, Neruda
Seçilmiş Şiirler, e.e.Cummings
Pereira İddia Ediyor, Tabucchi
Murphy, Beckett
Kış Günlüğü, Paul Auster
Düğünün Bir Üyesi, Carson McCullers
Apollon’un Gözü, G.K.Chesterton
Körleşme, E.Canetti

Son yıllarda okuyup blogda yazdığım kitaplardan bir demet. Bu liste de rüya takımı gibi oldu. 

15 Nisan 2017 Cumartesi

SİNEDEBİYAT


Yayın hayatındaki en yeni edebiyat dergilerinden biri.

Başlıkta Sin, bir sözcük olarak Türkçe’de mezar, Arapça’da saadet, İngilizce’de günah anlamına geliyor diyor. Anlaşıldığı kadarıyla K.Maraş çıkışlı bir dergi.

Dergi, öykü ve şiirlerden oluşuyor. Başka yazın türleri yok. Sadece bu ikisi ve bu yönden de güzel olmuş. Sadece edebiyat yani.

Üçüncü sayılarında Ataol Behramoğlu ile keyifli bir şiir röportajı var.

Öyküler dikkat çekici, genel olarak gündelik yaşamın ayrıntıları işlenmiş.

Umarız bu dergimiz uzun soluklu olur.

BİRKAÇ GÜZEL ŞARKI



Shivaree-Goodnight Moon
Shigeru Umebayashi-In the Mood for Love
Meiko Kaji-Urami Bushi
Ahmet Ali Arslan-Rüya Bitti
Balmorhea-Remembrance
The Bird and The Bee-You Belong to Me
Kukuli
Harun Kolçak-Dualarım Yoluna
Lost On You
Bye Bye Sea-My Mind Talks
Leman Sam-Rüzgar
Gökçe Bahadır/Tuna Kiremitçi-Bu Kaçıncı Sonbahar
Sena Şener/Tuna Kiremitçi-Birden Geldin Aklıma
Yıldız Tilbe/Tuna Kiremitçi-Yine Sevebilirim
Bond-Fuego

Bir Cumartesi müzik turu.

14 Nisan 2017 Cuma

HALÜSİNASYON



Alein Kentigerna

Panama Yayınları

Yazarın Ölüm Peygamberi ve Sırlar Uçurumu romanları gibi yine heyecan ve gerilim dolu bir romanı bu da.

Ölüm Peygamberi’nde gerilim ve cinayet geçmişteydi, Engizisyon zamanında ve gizemliydi. Sırlar Uçurumu ise Napolyon zamanında geçen bir aşk ve cinayet romanıydı.

Halüsinasyon ise günümüze geçen bir cinayet romanı. Bu kez yazar seri katil ve cinayetin içine polisiye ve bilim katmış. Dean R. Koontz romanı gibi bilimkurgu da var cineyetin içinde.

Seri cinayetler işlenmeye başlar ve genç kızlar öldürülür. FBI profil uzmanı Mike da bu davaya verilir. Ancak öldürülen kızların hepsinin Mike ile bir bağlantısı vardır. Mike’dan intikam almak isteyen bir katil var gibidir.

Mike katilin peşine düşer, normal polisiye gerilim devam ederken roman birden kavis alır ve bilimkurguya geçer. Romanda birbirine benzemeyen iki bölüm var yani. Bu şaşırtıcı bir yön değiştirme ve heyecanın yönü değişir. Yazar diğer romanlarında olduğu gibi yine okurla oyun oynuyor.

Diğer romanları gibi sürükleyici ve meraklı bu da. Gerilim sevenler için. Ayrıca, yazarın kendisi de ayrı bir gizem. Hakkında hiçbir bilgi yok. Romanları çeviri gibi duruyor ama kitaplarda bir çevirmen adı yok. Yazarın adında da bir oyun var ama ne olduğu belli değil.

Türü sevenler için iyi kitap.

Not:3/4

13 Nisan 2017 Perşembe

MELEK


Hani bir matematik sorusunu hoca sana anlatır, işlemleri filan hep anlarsın ama en başta gereken şeyi, mantığını, o işlemleri niye yaptığını anlamazsın ya. Evet öyle bir soru karşına geldiğinde çözeceksindir ama bir türlü ne yaptığının farkında olmayacaksındır.

Erkekler çok erkeksi kadınlar da çok kadınsı ya. Erkekler de kadınlar da daha çok birbirlerine benzerlerse daha doğrusu erkeklerin maçoluğu kadınların incinmişlikleri eziklikleri kalkarsa ortadan, daha iyi olur gibi. Androjen gibi yani. Androjen bir kadın küfür ediyor, androjen bir erkek de birine kırılıp ağlayabiliyor utanmıyor bastırmıyor, gibi. Alfred Adler buna benzer bir şey diyor. İnsanlar gittikçe androjenleşiyor belki de. Güçlü bir kadın mesela erkeklerin ona muhtaç kalmasını sever herhalde.

Aslında erkeklerin de kızların da canı cehenneme. Keşke melek olsaydık. Meleksen güzel ve iyi olmak senin için kaçınılmaz bir şey. Karmaşık ama güzel bir şey işte. Hepimizde var kötülük. İnsan bazen insanlardan da, bir insan olduğu için kendinden de bıkıp usanıyor.

Hepimizde var kötülük. Hep başka insanları eleştiririz ya, kötüler hep başkasıdır. Hepimiz kötü olabiliyoruz. Çirkin değiliz tabii ama içimiz çirkin olabiliyor ama çirkin içlerimiz gözükmeyebiliyor. Görünen kısım güzel oluyor. Ama içimiz.

Var hepimizde ego, bencillik, kıskançlık. Ve türevleri. İnsanız yani çünkü. Her şey de insanca.İnsan olmak kötü herhalde. Böyle olunca insanın insana da kendine de saygı duyması zorlaşıyor. İnsan bazen topumuzdan nefret ediyor. Halbuki insanlar birbirlerini mükemmel de bulabiliyor.

Örneğin, beyaz yalanlar vardır. İnsan bazen istemese de yalan söyler. Kendini yakalar. Durumu kurtarmak, ani acil anlarda kurtulmak için yumuşak yalanlar söyleyebilir. Hani olur ya, biri seni arar, neden aramıyorsun der, sen de yeni telefon aldım, numaralar kayboldu dersin. Herkes de inanır buna. Belki insanlardan nefret edebiliriz sadece bir insan oldukları için, ama severiz de işte.

En iyisi mesela oyun oynamak, GTA örneğin, orda milleti dövmek, mafyalarla filan çalışmak. Gerçek hayatta yapamadıklarımızı yapmak. Oyunda birer gerçek kötü olmak. Ne güzel işte Jale de Jale oh ne ale, Jale bu alemde tek bir tek bir tane.

11 Nisan 2017 Salı

GÜNEŞİM ŞERİFE TEKİN


Şair ve söz yazarı Şerife Tekin'in kitabı Güneşim çıktı.

Kendisi ayrıca bir blog açarak aramıza katıldı. Blogunun adresi altta:

http://sairserifetekin.blogspot.com.tr/

Ayrıca, Şerife Tekin hanımefendinin dizelerinden Hasip Celil Kolaş'ın bestelediği ve Özlem Azılıoğlu'nun seslendirdiği şarkıyı da alttaki linkten dinleyebilirsiniz.


Ayrıca, bir aile ve dost ortamında bu kez kendisi dizelerini seslendiriyor. Hayatımın anlamısın, sen benim her şeyimsin. Bu link de altta:

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=402223710147439&id=100010794408245&fs=4

Şerife hanımefendinin blogunu, videolarını ve kitabını keşfedebilirsiniz. Aramıza hoşgeldin Şerife Tekin.

(Bu tanıtımı, bir blog açan ve bir şekilde blogumu keşfeden Şerife Tekin'in isteğiyle yaptım. Deep)

10 Nisan 2017 Pazartesi

NASIL ZAYIFLARIZ?


ZAYIFLAMAK İSTİYORUM-NE YAPABİLİRİM?

Merhaba arkadaşlar. Yaz ayı geliyor ve herkes bir şekilde zayıflamak isteyip, yaz ayına fit girmek istiyordur. Bu makalemizde sizlere zayıflamak istiyorum konusu hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Birçok insan zayıflama konusuna merak salmıştır ve denemeler yapmıştır. Birçoğu da bu konu hakkında başarılı olamamıştır. İşin aslına bakmak gerekirse, zayıflama konusundaki başarısızlığın sebebi, azim ve tam anlamıyla kararlı olmamaktan kaynaklanmaktadır. Zayıflamak konusundaki en önemli husus azim ve kararlılıktır. Bu yazımızda sizlere şunu, bunu yapın, şu diyet listesini kullanın gibi tavsiyeler vermeyeceğiz. Buradaki amaç işin mantığını çözmekten geçmektedir. Size bu konu hakkında başımdan geçen bir olayı anlatacağım ve sizler de bu olay ile ilgili kendinize çıkarımlar yaparak, zayıflama konusuna başlayabilirsiniz.

Bundan iki üç yıl önce, polislik sınavlarına girdim. Sınava başvuru yaptığım esnada, 7 kilo fazlam vardı ve sınav gününe kadar bu 7 kiloyu vermem lazımdı. Yoksa sınava dahi giremeden, ön mülakatta elenecektim. Bu anlatacaklarım yaklaşık olarak 40 günlük bir zaman zarfında gerçekleşti.

Yıllardır orta kilolu bir insandım. Ne çok kilolu nede fit bir görünüme sahiptim. Ara ara kilo vermeye çalışan, spora başlayan ancak bir türlü başarılı olamayan türlerdendim. Sebebine gelince, aslında sebebi çok basit ortadaydı. Kilo veremememin tek sebebi kararlı olmamamdan kaynaklıydı. Kararlı olmadığımdan dolayı, spor da yapsam kilomu atamıyordum. Çünkü yemem düzensizdi. Ta ki polislik mevzusu karşıma çıkana kadar.

Yukarıda da dediğim gibi 40 gün bir zamanım vardı ve benim 7 kiloyu bir şekilde vermem gerekiyordu. Yani kısa sürede zayıflamam gerekiyordu. Kilo vermem için artık bir amacım vardı ve amacı da çok istediğimden dolayı, sonuca ulaşmam şarttı. Yani artık kararlı bir kafa yapısındaydım.

İlk yaptığım iş günde ne kadar kalori yaktığımı hesaplatmam oldu. Yaptığım hesaplatmalar vücudumun günde ortalama 2700 kalori yaktığını göstermekteydi. Spor yaparak bunu 3100 civarına çıkardım. Şimdi asıl konu, yaktığımdan az kalori almaya geldi. Günlük yeme düzenimi tamamen değiştirdim. Hamuru tatlıyı tamamen hayatımdan çıkardım.

Ne mi yedim, sabahları üç dört tane haşlanmış yumurta, zeytin peynir. Haşlanmış yumurtayı şiddetle tavsiye ederim. Hem kalorisi düşük, hem de çok uzun süre tokluk hissi veriyor. Gün içinde yediklerimi ise sınırlı tuttum. Çiğ köfte, yanında bol yeşillikli, tavuk göğsü, kırmızı et ve yoğurttan başka bir şey tüketmeyerek. 40 gün boyunca gün içinde yediğim yiyecekler sadece bunlar oldu. Akşam yemeklerim çok ufak ekmek ve tamamen çorba ve sebze yemeklerinden ibaret oldu. Acıkma hissim olduğunda bol bol yoğurt yedim. Sonuç ne mi oldu 40 gün içinde tam 8 kilo verdim.

Polislik konusuna gelince, nasip değilmiş olmadı her şeyi geçtim ama mülakatta elendim. J
Görüldüğü gibi azim ve kararlı olmak kilo vermek konusunda ciddi anlamda önemli.  Size de hızlı zayıflama konusunda tek önereceğim şey azimli ve kararlı olmaktır. Her yer diyet listesi dolu, Google’ dan sürüyle diyet listesi bulabilirsiniz veya kendi listesini oluştarabilirsiniz.

Unutmayın hızı kilo vermenin püf noktası azimdir. Herkese iyi günler diliyorum. Umarım sizlere işe yarar bilgiler vermişimdir.



Not: Bir bilgi paylaşım merkezi olan ve bilimsel konular ve özellikle sağlık üzerine yazılar yayınlayan Bilgi Devi adlı sitenin ricası üzerine bir yazılarını yayınladım. Bu yazı sitenin tanıtımı amacıyla blogum için yazıldı. (Deep)

9 Nisan 2017 Pazar

HAYAL



Jale Demirdöğen

Nemesis Yayınları

Hayal, tam Türk filmi tadında kıvamında ve gerçekten de film gibi bir yerli roman. Tam bir yurdum romanı. Dramatik ve duygusal. Hatta ağlamamak da çok zor duygusal anlarda.

Yazar da verimli bir yazar ve çok sayıda romanı var. İzmirli yazarın Hayal adlı bu romanı, Aydın, İstanbul ve İzmir’de geçiyor.

Hayal cahil ve yoksul bir ailenin iki kızından biri. Baba sert anne ise koyu dindar. Hayal ve kardeşi Dua birbirlerinden güç alırlar hep. Hayal bu dar hayattan kurtulmak ister ve evden kaçar bir aşk uğruna, henüz bir ergen liseli iken.

Minik Dua ise ablasını unutamaz. Onu bulmaktan başka amacı yoktur artık. Minik Dua’nın mahalle arkadaşı Yasin de ablasını bulacağına söz verir.

Ancak Dua ablasını bir türlü bulamaz. İki kardeş birbirinden ayrı bir hayat geçirirler, birbirinden uzak ama hiç unutmadan.

Roman ileri geri gidişlerle anlatılıyor. Geçmiş ve bugün olarak. Kahramanımız Hayal’ın hayatını okuyoruz, sevinç ve hüzünle ve tabii ki Dua’nın onu bulma çabalarını.

Roman çok lezzetli, bir ırmak gibi akıp gidiyor, hem hemen okumak istiyorsunuz hem de hiç bitmesin istiyorsunuz. Dramı hüzünü aşkı seven bizler için tatlı bir roman.

Not:3/4

8 Nisan 2017 Cumartesi

4 DUYURU



HER ÇOCUK AYRI BİR DÜNYA

Çocuk gelişimi ile ilgilenen sevgili tatlı arkadaşımız Betül ayrıca bir okul öncesi öğretmeni de olacak. Kendi de gelişmeyi seven arkadaşımız blogunda blogunla ilgili bir anket yaptı. Siz de katılıp düşüncenizi söylerseniz çok sevinecek.


DEĞMESİN YAĞLI BOYA

Değmesin Yağlı Boya da artık eskilerden oldu ve hepimizin sevdiklerindendir. Blogu da yorumları da iyidir, içtendir. Ayrıca blog ve tasarım sorunlarımızda da hepimize yardım eder. Şimdi de kişiye özel pano tasarımı yapıyor isteyene. İlgilenenler blogunu ziyaret edebilir.


BAHÇE PERİM

Bahçe Perim de artık eskilerden sayılır. O da gezi, sağlık, yemek, çaylar hakkında yazar. Bir süreliğine yoktu şimdi yine aramızda. Her şeyi yazsa da ben en çok annesi ve ailesini anlatmasını severim.


SARGİTA DER Kİ

Sargita tatlı şeker arkadaşlarımızdan. Face'den de izlerim ailesini. Son yazısı çok ilginç. Annesinin hiç duyulmamış hastalığını anlatıyor.


Hepimize iyi pazarlar.

MARKA MİMİ


Bir süredir mim yapmadık. Özledim. Mim, blogları birbirlerine yaklaştıran araçlardan biri. Bir de ödüller var, birbirimize ödül veririz arada. Çoktandır ödül de vermedik. En son 3 yıl önce ödül vermişim. Yakında yine ödül vereyim diyorum. Bu da bloglarımızı birbirine yaklaştıran tatlı sevimli bir araç.

Yeni arkadaşlarımız var mimi bilmeyen. Mim, işaretlemek anlamına geliyor bizde, seçmek. Mimliyoruz yani arkadaşlarımızı seçip bir mim gönderiyoruz onlara. Bir mim konusu buluyoruz. Bir soru gibi yani. Örneğin, en eski çocukluk anınız nedir, unutamadığınız anı nedir, çantanızda ne var, okuduğunuz ilk kitap nedir gibi. Sonra, bu sorumuzu önce kendimiz yanıtlıyoruz.

Daha sonra da arkadaşlarımızı mimliyoruz. Örneğin, yüz kişi mimlediğim olmuştur. Mimlediğimiz arkadaşlar da bloglarında bir mim yazısı yazıyor. Yazıya başlarken kendilerini mimleyenin linkini veriyor önce. Sonra soruyu veya soruları yanıtlıyor. Daha sonra da istedikleri arkadaşları mimliyor. Mimin altına mimlediklerim diyor ve mimledikleri bloglara gidip onlara mimlediğini haber veriyor. Böylece bu mim yayılıyor. Eğlenceli bişi bu.

Kolay bir mim hazırladım. Marka mimi olacak bu. Hepimizin sevdiği markalar vardır. Giyim, gıda, kozmetik, bilgisayar gibi. İsteyen arkadaşlarımız en sevdikleri üç markayı yazacaklar ve isterlerse neden sevdiklerini de açıklayacaklar.

Marka mimi ve cevaplarım:

1. Mavi Jeans ( en sevdiğim giyim markası işte. Renkleri, desenleri, yeri, kumaşı tam istediğim gibi. Bir de en çok Converse ile giymeyi severim Mavi Jeans ürünlerini)

2. Faber-Castell ( Kalem ve silgide değişmez markamdır işte, elime almayı bile çok severim)

3. Philips (Bu aileden gelme bir alışkanlık, büyüklerim bu markayı sever çünkü, ben de her türlü alette öncelikle Philips var mı diye bakarım)

Bu mimi eski ve yeni tüm arkadaşlarıma gönderiyorum. Marka seçmeyen sevmeyen de bunu yazabilir mimi yapmak isterlerse.

Hepimize güneşli ve neşeli bir hafta sonu olsuuun :)

6 Nisan 2017 Perşembe

BLOG OKUNMA ORANIMIZIN DÜŞMESİ


Nisan ayında blogumda okunma oranım düştü. Genelde klasik olarak 500 ila 1000 tık civarı oluyor günlük istatistiğim. Hiç değişmez bu. Bu ay ise 500'ün altına düştü.

Bunun bahardan dolayı olduğunu düşünüyordum. Baharda açık havaya daha çok çıktığımızdan dolayı olduğunu düşünüyordum. Geçen hafta sevgili Şeyda'nın Günlüğü arkadaşım bu konuda yazmıştı. O da düşme olduğunu söylemişti.

Bugün ise çok eski blog arkadaşım Bahçe Perisi Safiye ise bunun nedeninin teknik olduğunu söyledi. Google algoritmaları ile ilgiliymiş. Google'da özgün içerikli bloglar daha az tıklanıyormuş. Düşüşün nedeni buymuş.

Bloglarımızı biz blogçular okuyoruz genelde. Birbirimizi okuyoruz yani. Burada bir aile gibiyiz. Buna hep blog apartmanı diyorum ben. Hatta Mavi Köşe Bloghanesi diye derim genel olarak. Biz burada birbirimizi okuyarak mutluyuz zaten.

Bloglarımızı blogçular dışında okuyanlar da var elbette. Blogu olmayan net kullanıcıları da ziyaret ediyor blogumuzu. Sanıyorum Google'ın bu yeni uygulaması ile bize blog dışından gelenlerin sayısı azalmış olmalı. Genelde bizim gibi özgün yazılar yazmayan sitelere gidiyor olmalılar. Görünürlüğümüz azaldı herhalde.

Blog çevremizi etkileyen bir durum değil bu. Zaten okuyoruz birbirimizi. Ama işte belki çok okunma isteğimizi engelliyor bu. Çok yüksek istatistikler beklememeli artık. Belki özgün değil de daha genel yazılar yazarsak yükselir oranımız.

Bu nedenle, bizdeki yazılar yerine net okurları sitelere, dergilere, gazetelere gidiyor olmalı.

Bu konuda bilgisi olanlar buraya yorum yazarlarsa hepimiz bilgilenmiş oluruz.

5 Nisan 2017 Çarşamba

SİSİFOS


Sisifos, çok tanınmayan bilinmeyen ama sağlam edebiyat dergilerinden biri.

Kültür sanat sinema felsefe gibi konularda yazılar olsa da ağırlıklı olarak edebiyat dergisi diyebiliriz.

Mahir Ünsal Eriş, Ercan Kesal, Şükrü Erbaş, Ali Lidar gibi tanınmış yazarlar barındırıyor sayfalarında. Milan Kundera, Kant, büyük klasik yazarlar, Tolstoy, Zweig gibi yazarlar üstüne denemeler de var.

Dergideki öyküler ise çok güçlü. Kundera ve Bacon ilişkisi çalışması ilginç. Eriş’in edebiyat üzerine denemesi lezzetli. Kesal’ın sinema yazısında Atatürk’ün bir Şarlo filmine çok gülüp tekrar izlemek istemesi anekdotu çok tatlı.

Deniz Moralıgil’in öyküsü çok duyarlıklı. İlişkileri biten insanların fotoğraflarda yüzlerinin silindiğini anlatmış. Usta yönetmen Peter Greenaway ile ressam Rembrandt bağlantısını anlatan deneme doyumsuz. Kieslowski’nin ünlü filmi Öldürmek Üzerine Kısa Bir Film’in idam sehpası sahnesinin çekiliş öyküsü ise sinema sanat açısından değerli.

Okunup bırakılacak dergilerden değil Sisifos.

Not: Dergiden bir alıntı: “Bilirsin özgürlük olmayınca evren olmaz”.

4 Nisan 2017 Salı

YERDE BULUNAN PARA


Geçen yıl bir restoranda yemek yerken bir cüzdan bulmuştum. Tam kalkarken yan masada idi. Restoran sahibine verecektim ama vazgeçtim. Dur kendim vereyim dedim.

Cüzdanı karıştırdım, içinde telefon numarası da vardı. Çok yaşlı bir amcanın cüzdanı idi. Aradım, amca kaybettiğinin bile farkında değildi. Ev adresini verdi, gittim, eşi de vardı. Cüzdanı verdim ve yemeğe davet ettiler evlerinde.

Yollarda çok bulurum para. Kağıt para yani. Yere düşürülmüş kağıt paralar. Bunları hep rastladığım yoksullara veririm.

Dün akşam eve gelirken bizim üst sokakta iki tane köpek havladı bana. Ben bağırıp kaçarken onlar da kaçtı. O arada sağ elim duvara süründü o panikle. Sıyrıldı üzeri. O sırada yerde bir cüzdan buldum. Aldım cüzdanı çantama attım. Eve geldim. Kimseye de bir şey söylemedim.

Cüzdana baktım evde. Kızın birinin nüfus cüzdanı, çalıştığı yerin kartı, banka kartları, mezun olduğu okulun kartı ve başka şeyler vardı. Bugün, çalıştığı yeri aradım sabah. Cevap yok. Bir saat sonra yine aradım.  Kız henüz işe gelmemişti.

Akşama doğru bir daha aradım. Telefona çıkan bayan kızın cüzdanını kaybettiğini söyledi. Ben buldum bana ulaşmasını söyleyin dedim. Cep numaramı verdim.

Kız aradı beni. Geldi işyerimin oraya. Kız o kadar sevindi ki. İçim parçalandı. Cüzdanda üçyüz lira vardı. Kız dedi ki, babamın emekli maaşından bana verdiği para o. Her ay verir bana kızım al biriktir der. Bu sözleri işte çok etkileyiciydi.

2 Nisan 2017 Pazar

NİSAN



Aylardan Nisan gibiydi

Dinamik bir Nisan


Semtlerin gizli köşelerinde saklanmış sadeliği ve zarafeti ile

Üzerine İstanbul kokusu sinmiş birisi gibiydi


İstanbul’da adı konmamış bir kadın yaşıyordu


Ve hemen yanıbaşında parıltılı Arnavutköy sokaklarının sakin yalnızlığı

Yorgun yaşlı İstanbul sokaklarında bir mahur şarkı vardı dudaklarında


Siz bu şarkıyı bilseniz de bilmeseniz de sizin için söyleniyordu bu şarkı 

Yahut siz söylüyordunuz bu şarkıyı


İstanbul’da adı konmamış bir kadın söylüyordu 

Belki de denize inen merdivenlerde

1 Nisan 2017 Cumartesi

TANRI HEPİMİZDEN NEFRET EDİYOR



Hank Moody

Altıkırkbeş Yayınları

Bu kitabın yazarı da kurgu kendi de.

Ünlü bir televizyon dizisi olan Californication’un ana karakteri olan Hank, kendi yaşamını anlatıyor bu romanda.

Hank, yani ünlü yazar Charles Bukowski gibi Hank, genç bir çocuk. Hayatta pek başarılı değil, ailesi de öyle. Bir dolu işe girip çıkıyor, düşük bir hayat yaşıyor.

Daha sonra da bir uyuşturucu satıcısı oluyor New York’ta. Ancak bir satıcı için de düzgün bir tipi var. Satış sayesinde parası oluyor, rahat yaşıyor ancak kendisi uyuşturucu kullanmıyor.

Arkadaşları hep çizgi dışı yaşamları olan kişiler. Müzisyenler, mankenler, hepsi birbirinden kaçık ve tuhaf yaşayan insanlar.

Hank, günümüzün Charles Bukowski’si gibi. Nerede akşam orada sabah. Aşkları da elektrikli. Romanda Hank’in yaşamından bir kesiti okuyoruz.

Roman çok da esprili, ayrıca dili de çok rahat. Ancak, yeraltı edebiyatı dediğimiz türden bir roman bu. Eğlenceli ama karakterlerin yaşamı hüzün de veriyor.

Güncel, renkli, keyifli bir roman ama herkese göre değil, çünkü dili argo ve ayrıca anlatılan yaşamlar da toplumda çok kabul edilebilecek türlerden değil.

Not:3/4

31 Mart 2017 Cuma

MAVİ FRAM


Kitaplarım kızçelerim ya işte hepsinin bir ismi var. Sade ve Derin, o Sade, Derin Mavi, o Mavi, Frambuazlı Hayat, o Fram, Yani ise yine Yani, Günsürgünü de Gün işte.

Sade, Mavi, Fram, Yani, Gün. Beşi bir yerde. Son kızçeyi ben de henüz görmedim. Ayraçlar konulabilirse kitapların, ben de görebileceğim. Günesürgünü, şimdilik bildiğim dört arkadaşım alıp okudular, Okuma Günlüğüm Eren, Turgay Aksoy, Öceanne Özlem, Minik Mini.

Sade ve Derin ile ile ilgili hoş bir anım var. 2014 İlkbaharında, kitap çıktıktan bir süre sonra, İstiklal'de en sevdiğim Mephisto kitabevinde kitap bakınıyordum. Benim Sade de üst kattaki raflardaydı. Ben de üst katta bakınırken, iki liseli kız orda bilgisayar başındaki sakallı oğlana sordular. Sizde Deeptone var mı diye? Oğlan da o ne müzik grubu mu dedi. Belki Deep Purple ile karıştırdı kitabevi çalışanı.

Derin Mavi, şiir ve öykülerle dolu bir kitap oldu. Sonra Yani'de bir şiir yazdım, Günesürgün'de ise dört şiir var. Belki de içinde çok şiir olduğu için birçok blog arkadaşımın en sevdiği kitap oldu Mavi. Fram ise beş kitabımın arasında şimdilik en dolu olanı. Fram'da ayrıca Düşünceler adlı bir bölüm koydum. Genelde yazmadığım bir tür bu.

Bu arada, Derin Mavi, bir edebiyat dergisinde çıktı, kitap tanıtımı olarak, Ayraç adlı edebiyat dergisinde yer aldı, bir yazıyla tanıtıldı. Bir de, televizyonda sabah programında çıktı.

Son zamanlarda Mavi ve Fram'ı okuyan arkadaşlarım ise; sevgili Deli Kızın Bohçası Derya iki kitabımı video ile anlattı, sevgili psikolog danışmanımız Yurdagül, Derin Mavi'yi okudu yazdı, sevgili Hikaye Kalpli Kadın da Derin Mavi'yi okudu, sevgili Bahar Tanrıçası Persephone de Frambuazlı Hayatı.


DELİ KIZIN BOHÇASI (Derin Mavi/Frambuazlı Hayat)


DAHA MUTLU YAŞAM (Derin Mavi)


HİKAYE KALPLİ KADIN (Derin Mavi)


PERSEPHONE (Frambuazlı Hayat)


(devam edecek)

30 Mart 2017 Perşembe

LOR KUYMAĞI



Tarifi

Tereyağı un su lor

Yapılışı

Bir tavanın içine tereyağı koycan, büyük parça yani, sonra o eriyecek. 

O arada bir kabın içine yarı su üstüne iki tahta kaşığı loru koyucan, unu da koyucan ezerek karıştırcan. Yani unu lorla eziyoruz.

Sonra onu tereyağlı tava yaptın ya ona dökcen.

Sonra üzerine tuz ekleyip karıştırcan, kaynayınca kısık ateşi kapatcan.

Sonra da afiyet olcan.

29 Mart 2017 Çarşamba

KİTAPLAR ARASINDA


Sevmek Dokunmaktır, Desmond Morris
Bahara Kadar Bekle, Bandini, John Fante
Taş Ustası, Camilla Lackberg
Kutup Soğuğu, Arnaldur Indridason
Yaratıcı İmgeleme, Shakti Gawain
Yaşam Kitabı, Krişnamurti
Siyah İnci, Anna Sewell
Toza Sor, John Fante
Tek Boyutlu İnsan, Herbert Marcuse
Çocuk Kalbi, Edmondo De Amicis
Saklı Çocuk, Camilla Lackberg
İlk Müslüman, Lesley Hazelton
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, James Joyce
Meleklerin Gücü, Beki İkala Erikli

İyi kitapların bir listesi. Kitapların yazıları blogumda var. 

28 Mart 2017 Salı

FİLMLER ARASINDA



Ay Prensesi, 2008, Macaristan
Boş Ev, 2004, Güney Kore
Sonsuz Ölüm, 1969, A.B.D.
Prensim, 2015, Fransa
Cuba Feliz, 2000, Küba
Açık Kalpler, 2002, Danimarka
Let's Make Love, 1960, A.B.D.
Suçlular Aramızda, 1964, Türkiye
Arıcı, 1986, Yunanistan
Merhaba Hüzün, 1958, A.B.D.
Fusi, 2015, İzlanda
Sıradışı İlişki, 2016, İtalya
Julieta, 2016, İspanya
Acı Hayat, 1962, Türkiye
Yürüyen Şato, 2004, Japonya
Yaşamın Kıyısında, 2016, A.B.D.
Ağ, 2016, Güney Kore
Siyah Orfe, 1959, Brezilya
Kelebeklerin Dili, 1999, İspanya
Leningrad Kovboyları Amerikaya, 1989, Finlandiya
Zorba, 1964, Yunanistan
Toz Bezi, 2015, Türkiye

En iyi veya çeşitli yönlerden önemli veya hoş filmlerden bir seçki. Blogumda başka en iyi film listeleri de var. Bu seçkilere devam edeceğim. Eski veya yeni film ayrımı yapmadan.

ŞARKILAR ARASINDA



Cihan Mürtezaoğlu-Bu Bir Yağmur mu?
Pepee-Affet Beni
Cihan Güçlü-Kim Anlıyor ki?
Bahadır Tatlıöz-Eflatun
Beck-Blue Moon
Camille-Sui Moi
Pepee-Özledim Seni
Bryan Adams-Summer of 69
Haluk Levent-Elfida
Cüneyt Tek-Gidersen
Devrim Berke-Son Kez Bakayım
Berdan Mardini-Senden Çocuğum Olsun İstiyorum
Ayşen Birgör-Beklerim Hergün Bu Sahillerde
Sezen Aksu-Köz
Gökhan Türkmen-Zar
Mahsa/Marjan Vahdet-Ha Leyli
Mehtap Demir-Ya Nedir Allah
Ersan Er-Tanrım
Aşkın Nur Yengi-Bile Bile
Nazan Öncel-Gitme Kal Bu Şehirde
Erkin Koray-Hop Hop Gelsin
Kesmeşeker-Tek Kişiyim Ben Hala
Kesmeşeker-Ne Zaman Gitti Tren
Zakkum-Sen Hala Benimlesin
Mithat Can-Ateş Böceği
Trem Bala-Ana Vilela

Şarkılar arasında bir bahar gezintisi oldu. Hepimize neşeli baharlar olsun.

27 Mart 2017 Pazartesi

KARMAMLA OYNAMA


Tarla oyunu oynadım, bir yandan dizi izledim. Ama sinir bozucu. Annem izliyor aslında, ya konu çok tuhaf, kız evlendi, eşi aniden ters yönde değişti, kıza zulüm yapılıyor, zaten evlilikten korkuyorum, iyice sinir oldum. Hint dizisi bu, Tatlı Bela, Kanal 7’de. Bizim ülkede de oluyor böyle şeyler.

Bu sabah çok değişik uyandım. Bir çocuk gibi. Olgun yaşta bir çocuk gibi. Yeğenimin whatsapp’daki fotoğrafını öptüm ve ona günaydın dedim. Günüm güzel geçiyor böylece. Eve bir köpek aldılar yeni, çok komik, şu Golden’lardan. Evde tuvaletini yaptıracaklar, gazetenin üzerinde, bizim yeğenişko, ay kıyamam kıyamam demiş, köpüş de alışmış şimdi lap lap halının üstüne yapıyormuş.

Aşkla sevgiyi karıştırıyor insanlar, Hint dizisinden aklıma takıldı, aşktan da öte sevmeli, kutsal sevgi filan işte, sevgiyi gözyaşlarıyla büyüteceksin, sevdiğin seni bekleticek, senin o güzel bekletişine kurban olayım diyeceksin. Mesela seni görmeye gelecek, seni görecek, hemen arabanın camını açacak. Sen kollarını açacaksın, sarılır gibi yapacaksın dışarıdan. Sonra kollarını çapraz yapıp ona yaklaşacaksın. Gülümsüyerek bakacak sana bir an ve “naber” diyecek. Bu sözcük sana şiir gibi gelecek. Bu Hint dizisi insana neler de düşündürüyor yaa.

Ondan sonra sevdiğin seni aldatacak. Sen kızacaksın, dur şunun karmasını bozayım diyeceksin, her şey bir karma, evrene bir mesaj göndereceksin, cezalandır şunu diyeceksin, evren de seni ödüllendirecek, ona cezasını verecek oh, karma işte. Karmamla oynamayacaksııın.

Evren cezalandıracak, ben durur muyum, hemen hayallere başlayacağım, Disneyworld’a gidiyorum bana yamuk yapan sevdiğimle, Magic Kingdom var orada, oraya gidiyoruz, ondan sonra korku tüneli var ya, Ghost  in the Gallery, ha ha haa, tünelde geriye dönüş asla yok, pencere yok, ha ha haa, hayaletler var, iskeletlerin dansı, dışarı çıkma şansı da yok, tek bir yol var çıkış için, onu da ben biliyor muşum, yalvaracak bana bunun için, beni çıkar diye yalvaracak, perili evmiş aslında bu tünel, Haunted House, beni affet diyor, ben de tünelde, perili evde o büyülü sözü söylüyorum ve dışarı çıkabiliyoruz. Büyülü söz de, Shakthar Donetsk.

26 Mart 2017 Pazar

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 5



PESİMİSYON

Aşk Yasaklı Kelime

Erdi Karadeniz

Temiz dilli blogçu arkadaşımız Erdi Karadeniz’in yine temiz dilli şiirleri ve denemeleri var Pesimisyon adlı kitabında. Şiirleri ve öykümsü denemeleri.

Kitapta en göze çarpan özellik dilin içten ve temiz olması. Şiirler de denemeler de saf, masum ve içten. Kitabın adı pesimisyon, karamsarlık yani. Ancak, şiirlerde de denemelerde de karamsarlık yok. Şiirlerin büyük çoğunluğu aşk, özlem, ayrılık üzerine, bu nedenle hüzünlü gibi düşünülse de yazım stilinden gelen bir iyimserlik var.

Şöyle ki, şiirler, öykü şiir tarzında, içten, kolay okunan ve çok masum dizelerden oluşuyor. Akıcı bir dille bir aşk öyküsü anlatılıyor gibi.

Öncelikle, önsözde, yazmak hayata tutunma ve ben de bu dünyada yaşadım deme şeklim, diyor arkadaşımız. İlk bölümdeki şiirler, yoğun aşk şiirleri. Sevdiğine seslenir gibi yazılmış şiirler. İkinci bölüm ve üçüncü bölüm ise giden sevgilinin ardından yazılmış şiirler olduğunu hissettiriyor. Bu bölümlere ayrılık ve hüzün şiirleri diyebiliriz.

Dördüncü bölüm ise yaşamın getirdiği hüznün şiirleri. Yaşamla ve insanlarla ilişkilerimizin bize yaşattığı kaybetmişlik, hiçlik, yalnızlık duygularının dile getirilişi, iç geçiriş, yakarış gibi. Ancak, bu dizeleri okumak hüzün vermiyor, mutlu ediyor. Hepimizin duyguları, yaşadıkları olduğu için olabilir bu.

Son bölüm ise, öykü tadında denemeler. İnsan ilişkileri, arkadaşlık, haksızlıklar, kaçıp giden yaşam, her şeyi bırakıp gitmek, sevgi, kahve, özlem, sevgisizlik, yaşamın ve insanların anlaşılmazlığı, aşk, yalnızlık gibi güncel ve evrensel yaşam ve insanlık hallerini anlatan hafif, sevimli, akıcı yazılar.

Ben Yelkovan o Akrep, Rolüm Gereği, Bizim Kurşun Kalem 1 ve 2 bu bölümde etkili yazılar ve kitabın sonu da güzel geliyor. Sonunda karamsarlıktan iyimserliğe geçmenin bir yolu olmalı diyor, arkadaşımız. Bunu da bize anlatır bir gün, dileriz.

Not:3/4

TIMARHANE GÜNLÜĞÜM


Sibel Torunoğlu

Sibel Torunoğlu, şizofren bir yazar. İyi eğitimli, zeki, kültürlü bir yazar. Üstün zekalı.

Tımarhane Günlüğüm, birkaç kitabından biri. Kendisi ilginç bir kişilik, kitabı da ilginç ve çok farklı bir dille yazmış. Çünkü, dünyaya bizim gibi bakmıyor.

Hastane günlerini, hastane arkadaşlarını anlatmış. Bazı olaylar çok komik, bazıları ise çok hüzünlü. Kendisini anlatırken hayallere de dalıyor. Zaten şizofren olduğu için artık kendisini mi yoksa başka kişiliklerini mi anlattığı da belli olmuyor ancak sözcükleri çok güçlü.

Çok çok iyi okullar bitirmesine rağmen yazmak dışında bir iş yapamıyor, hasta olduğu için. Hasta olması onu ayrıcalıklı kılıyor, olumlu ve olumsuz anlamda. Hasta olmayan toplum onu kabul etmiyor ama o hasta olmayan toplumun insanlarından çok daha zeki.

Kendisi sıradan ve mutlu olmak istiyor, tabii ki bu onun için çok zor. Yazar olarak hayranlık duyuyor insan ona ama insan olarak yaşadıklarına üzüntü duyuyor. Bu kitaptaki düşünceleri unutulacak gibi değil hatta atasözü gibi sözleri var.

İlginç ve önemli bir yazarımız.

Not:3/4

25 Mart 2017 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 14



ZORBA

Zorba The Greek, 1964, Yunanistan

Kazancakis’in aynı adlı romanından uyarlanan film, unutulmazlar arasında. Başrolde Anthony Queen çok iyi. Hayata bağlı bir adamı canlandırıyor. Ciddi bir İngiliz yazar, Girit’e yolculuk yapıyor ve orada yaşamı anlık yaşayan Zorba ile tanışıyor. Capcanlı film. Not:3/4

KERKENEZ

Kes, 1969, İngiltere

Usta Ken Loach’ın ilk filmlerinden. İşçi sınıfından küçük bir oğlan kuş yetiştirerek hayatının anlamını bulur. Yönetmenin iyi filmlerinden. Not:3/4

ELVEDA BERLİN

Tschick, 2016, Almanya

Fatih Akın’ın son filmi. Solino ve Ruh Mutfağı gibi filmlerinden sonra bu filmi hafif olmuş biraz. İki liseli oğlanın bir arabayla kaçıp yaşadığı ergenlik maceraları. İdare eder. Not:3/4

TOZ BEZİ

Ahu Öztürk, 2015, Türkiye

İki gündelikçi kadının yaşam savaşı ve özlemleri. Sinemamızdan sakin, duru, gerçekçi bir film. Biraz ağır tempolu olmasına rağmen böyle filmlerin de olması sevindirici. Yeni ödül aldı daha. Not:3/4

ŞABBAT



Sedat Erdoğdu

Şabbat’ın yazarı aynı zamanda şarkı sözü yazarı ve başka romanları da var.

Şabbat, birkaç kişinin yaklaşık elli yıllık hayat serüvenini anlatıyor bizlere. Birkaç şehir daha olsa da olaylar ve kişiler genelde İstanbul merkezli.

1900’lerin başlarından 1970’lere dek geliyor hayatlar. Şabbat ise bir Yahudi geleneği, romanın temel kahramanlarından bazıları Yahudi olduğu için onları yaşamlarını da görüyoruz.

Macit adlı bir küçük oğlan, bir Yahudi mezarlığında çalışan Joseph’ in yanında çalışmaya başlıyor. Joseph’in kızına aşık oluyor ilerleyen yıllarda Macit, ancak dinleri farklı olduğu için bir araya gelemiyorlar ve dramatik olaylar sonucu ayrı düşüyorlar. Sara öğretmen oluyor, Macit ise askere alınıyor.

İkinci Dünya Savaşı yılları, eski Ramazanlar, İstanbul’un eski semtleri, o günlerin yaşantısı içinde bu kişilerin hayat çizgisini de izliyoruz. Dramlardan sonra bu kişilerin hayatları İstanbul’da kesişir ve çevrelerindeki insanlarla birlikte hayat her birine sürprizler hazırlar.

Aşklar, evlilikler, acılar, tesadüfler, mutluluklarla ilerler roman, aynı hayat gibi. Kitaptaki olay örgüsü keyifli, karakterlerin hayatları ilgiyle okunuyor, sürükleyici.

Geçmiş yaşantıları okumak da hoş. Kitaptaki tek kusur ise, tarihi anlatırken arada bir romandan uzaklaşıp ders gibi olması, arada ilgi kopuyor, ancak, tarihsel kısımlar dışında nehir gibi akıyor roman.

Not:3/4

24 Mart 2017 Cuma

YANİ SADE


Sade ve Derin, ilk kitabım, Ocak 2014'te çıktı. Yani ise Şubat 2016'da çıktı. Yeni kitabım Günesürgün ise bugünlerde yayınlandı. Ayraçlar yerleştirilmediği için biraz uzadı piyasaya çıkması.

Sade ve Derin, farklı konulardaki düşüncelerimi ve hayattan bana yansıyanları içeriyordu. Yani ise üç kızın yaşamını anlatıyor. Sade ve Derin daha ciddi, Yani ise daha eğlenceli.

Kitaplarımı blog arkadaşlarım için, onları mutlu etmek için yazıyorum, yayınlıyorum. Okuyanlar da blog arkadaşlarım zaten. Kitap yazmak para getiren bir eylem değil. Mutluluk için yapıyorum. İlk kitabımı sanıyorum 100-150 arkadaşım okumuş olmalı. İkinciyi de 100 kişi tahmin ediyorum. Üçüncü de ve dördüncü de 100 kişi civarında olmalı. Yayınevlerinden kaç tane satıldığını öğrenmek çok güç. Şimdiye dek kitaplarımdan para kazanmış da değilim. Kitap yazmak isteyenler bunu keyif için yapmalı.

Bazı arkadaşlarımız tüm kitaplarımı çıktığı anda okuyorlar. Bazıları da zaman içinde okuyor. Zaten kitaplarımı blog dışında bilen de yok. Bloglarda duydukça alıp okuyor arkadaşlarım. Zaten, kitaplarımı bir kişi bile okusa ve mutlu olsa bana yetiyor.

Son aylarda kitaplarımı okuyup bloglarında yazan bazı arkadaşlarımın yazıları ise şöyle. Örneğin, Sade ve Derin'i okuyup yazan sevgili Derya ve sevgili Hikaye Kalpli Kadın. Yani'yi okuyanlardan Şenay Benderli, blogunu değiştirdi ve yazısı şimdilik blogunda yok. Yine sevgili Derya okudu Yani'yi. Ve yine Hikaye Kalpli Kadın okudu.

Bir de, sevgili Acemi Demirci arkadaşım da yazılarım, kitaplarım ve benimle ilgili güzel bir yazı yazdı. Linkleri ise aşağıda.

DELİ KIZIN BOHÇASI (Sade)


HİKAYE KALPLİ KADIN (Sade)


DELİ KIZIN BOHÇASI (Yani)


HİKAYE KALPLİ KADIN (Yani)


ACEMİ DEMİRCİ (Genel)


(devam edecek)

21 Mart 2017 Salı

EKİNOKS


Bugün ekinoks günü imiş. Yani baharın başlangıcı.

Aynı zamanda Dünya Şiir Günü. Sevgili şairimiz ve pek de sevdiğim Egemen Berköz şiiriyle bugünün ödülünü almış.

Bir de bugün Newroz. Yani bahar bayramı. Artık ormana pikniğe gidip, piknikte yılan görüp bağırma kaçma zamanı.

Hani insanlar din değiştirir ya, shift olmak derler, convert olmak, diyelim biri Ermenidir ve işte birini sever, sevdiği Musevidir ve onun için din değiştirir ya. 

Bizler de artık hüznü, acıyı, bırakıp baharı umudu seçmeliyiz, acı dininden mutluluk dinine geçmeliyiz. Kış ağır idi, soğuk idi, hani olur ya biri hastaneye kaldırılır, sedyede taşınırken çok ağırdır, hasta biri sedyede çok ağır olur, geçtiğimiz kış da ağırdı, taşınması zordu.

Ama artık bahar geldi, hafifleyelim artık, baharımız hepimize kutlu ve mutlu olsun. Beynimizin arkasında küçük beyincikte üç tel varmış. Acı teli, mutluluk teli, yaşam teli. Bizler şimdi acı telini kesip koparalım.

Derin Mavi adlı kitabımda Ekinoks adlı bir şiirim var: ne ki zaman/sadece bir matematik/oysaki sonsuzluk sevgi/geç değil/çiçek açmak için/

20 Mart 2017 Pazartesi

KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ


İnsan gündelik yaşamda karşısına bir şey çıkınca ister istemez anılarını hatırlıyor. Benim de biraz boş zamanım vardı. Yarı zamanlı bir işe gireyim dedim. Broşür dağıtayım. Arkadaşlara söyledim. Buldular. Ama bütün gün ayakta duracaksın ve yürüyeceksin. İşte bunu yapamam.

Çünkü, üç dört yıl önce bir topuk ameliyatı olmuştum. Pencereden düştüm. Benim odanın penceresine yakın bir erik ağacı var. Eriklere uzanırken fazla uzanınca düştüm pencereden. Sonra da ameliyat oldum. Çok uzun süre ayakta duramıyorum, çok hızlı da yürüyemiyorum.

Başka türlü iş yapmak da olası. Tamam, AVM’lerde iş çok, stand işi de çok, animasyon da öyle ama evden iş yapmak da olanaklı. Örneğin, evden alışveriş yapıp arkadaşlara satıyorum, onlar üşeniyor. Netten sitelerden alıp satıyorum. Shein, AliExpress gibi yerlerden alışveriş yapıyorum. n11’in düzenlediği bir online satış seminerine de katıldım. Siteden alışveriş yaparsam indirimli bir ticaret paketi verecekler.

Bugün arkadaşım Firuze geldi Ankara’dan. Annesi Firuze adlı şarkıyı çok severmiş eskiden, ilerde evlenip kızı olunca da adını Firuze koymuş. Biz de ona hep ‘ya orda yoksan’ deriz takılırız, neredesin Firuze. Öğlen buluştuk ve beş saat aralıksız konuştuk.

Bizim Firuze’nin çok hoş bir anısı var, lise yıllarımızdan, aynı sınıftaydık. Bir gün edebiyat dersinde hoca bir şeyler anlatırken o da kitabın arasına koyduğu telefona bakıyordu. Hoca anladı ve ona soru sordu. Tabii cevap veremedi. Hoca da dedi ki, sınıfta bir tartışma yapacağız, kadın erkek eşitliği ile ilgili, sen kızları temsil edeceksin, bir de erkek öğrenci seçti, ikisi kalktı, tartışacaklar. Her ikisine de üçer dakika verdi.

Önce bizimki başladı konuşmaya, bir başladı hızlı hızlı, kadınlık annelik anlatmaya, üç dakka soluksuz konuştu. Erkek bakakaldı. Üç dakika konuşacak ama bir şey diyemedi çocuk. Durdu durdu, ama biz erkekler olmasak siz hiçbir şey yapamazsınız dedi, sustu. Firuze de, biz sizden alıyoruz her şeyi ama yaşatan biziz dedi. Sınıfta bir alkış koptu. Kızlar kazandı tabii ki. Erkekler ise hocaya soruyordu, bu kız ne demek istedi diye.

19 Mart 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 13


SAKIN KAPATMA

Don’t Hang Up, 2016, A.B.D.

Birkaç oğlan evde eğlenirken rastgele internetten ve telefondan insanları korkuturlar. Ancak, aynı oyunu onlara bir başkası yaptığında evde bir kabus başlar. Gerilim, korku. İzlenir. Not:3/4

ÖP BENİ ÖLDÜRESİYE

Kiss Me Deadly, 1955, A.B.D.

Bir Mike Hammer uyarlaması kara film. Mike’ın arabasına bir kadın biner ve öldürülür. Mike, kadının gizemini çözmek isterken karanlık bir dünyaya dalar. Eski tip polisiye sevenler için iyi film. Not:3/4

FOKUS

Focus, 2015, A.B.D.

Will Smith başrolünde eğlenceli ve sürükleyici bir aksiyon. Will bir dolandırıcıdır ve genç bir kadını yanına alıp eğitir ancak birbirlerine aşık olurlar ve işler karışır. Yalanla gerçek birbirine girer. Keyifli. Not:3/4

GİZLİ SAYILAR

Hidden Figures, 2016, A.B.D.

A.B.D. ile Rusya uzaya çıkma yolunda yarış halindedir. Rusya ilk astronotu uzaya yollar. Amerika geri kalmıştır. Ancak, üç siyah kadın bilim adamı bu yarışta Amerika’ya hız kazandırır. Gerçek olaydan alınma konusu ile izlenir bir film. Not:3/4

BEN, DAVID BLAKE
I, David Blake

Ken Loach, 2016, İngiltere

İngiliz işçi sınıfı filmleri çeken yönetmenin son filmi. Emekliliği yaklaşan bir adam kaza geçirince emeklilik ile sosyal yardımdan aylık alma arasında kalır. Ancak, resmi yetkililer ona yardımcı olmamaktadır. Bürokrasi eleştirisi bir film. Film iyi ancak Loach filmografisi için zayıf kalmakta. Yönetmen belgeselci de olduğu için film belgesel tadında. Meleklerin Payı, Carla’nın Şarkısı, Ülke ve Özgürlük gibi daha güçlü filmleri de var. Not:3/4

LEGEND OF THE BLUE SEA


Romantik Kore dizilerinden.

Tarih de var efsane de aşk da. Ancak dizinin en hoş yanı romantizm kısmı. Tarihsel kısımları ve günümüzde geçen Mafya kısımları çok ilginç değil. Başroldekilerin uzun zamana yayılan aşkları ise çok tatlı.

Bir denizkızı bir çocuğu boğulmaktan kurtarır ve birbirlerine aşık olurlar ancak evlenemezler ve kız oğlanın hafızasını siler. İkisi yüzyıllar sonra yine karşılaşırlar ve yine aşık olurlar. Ancak yine aralarında engeller vardır.

Bu güzel dramda denizkızı ile kurtardığı soylu oğlanın aşkları mutlulukla izleniyor. Tarihsel kısımlar ve güncel aksiyon bölümleri hemen geçsin de konu ikisine gelsin istiyor izleyici. Denizkızı şehre gelsin ve oğlanla karşılaşsınlar, istiyor insan.

Fantastik aşk olarak izlenince pek keyifli. Diğer yan konular olmasa da olurmuş. Ancak oyuncular ve aralarındaki uyum iyi.

16 Mart 2017 Perşembe

GEÇMİŞE YOLCULUK


Küçükken Heybeliada’da bir yazarla tanışmıştım. Sonra izini kaybettim, belki ölmüştür. Kitabı vardı. Minikken yazdığım yazıları okumuş ve çok beğenmişti. Bir de adada Orhan Pamuk’u tanımıştım. O zamanlar daha, Capote okuyordum.

O tanıştığım yazar bana taa o zaman demişti ki, sen Zweig gibisin, sıradan bir konuda ilginç bir yazı yazabiliyorsun. Şimdi ise yazmaktan çok telefonla geçiyor ömür, telefon mesajlarının çimdiklemesiyle. İnsan bir kitap okurken, okuduklarını yazar yaşamış sanıyor hep, yani bunları yazdığına göre yaşamış olmalı. Halbuki, yazarlar, genelde yaşamadıklarını yazıyorlar, belki de yaşamak istediklerini hayal edip yazıyorlar.

Lisedeyken bir başlardım yazmaya, 300 sayfa, kaç tane yazdım, hepsini attım. Şiirlerimi de attım. Şimdi kurgu çok zorluyor beni, iş ev, hayatını kazanma çabası, bir dolu gündelik iş, bu nedenle anı yazmak daha kolay. Bazı yaşadıklarımı, özellikle çocukluğumu, yazıp kurtulmak istiyorum, içimde yük oluyor yazamadıklarım.

Heybeli’de çok güzel bir komşumuz vardı. Destina, Rum idi. Kocası Türktü. Adam karısını boşamıştı onunla evlenmek için. Çocukları da vardı adamın sonra ondan da çocukları oldu. Öyle çok insan tanıyorum. Annesi Yeniköy’de otururdu Destina’nın. Kilise evleri vardı orda. Damadını hiç sevmezdi. Bu moruk adamla evlendin derdi. Destina o kadar güzeldi ki, aynı Elizabeth Taylor gibi. Çok benziyordu. Sıradan bir hikaye ama hayat böyle.

Bir komşumuz daha vardı. O Türktü, kız. Evde hiç iş yapmazdı, annesine hizmetçi miyim ben ev işi yapayım derdi. Sonra evlendi, Belçika’ya yerleşti, eşi Avrupa Birliğinde çalışıyor, durumları iyi, ama eve çocuk bakıcısı tutmak çok pahalı diye çocuklarına kendi bakıyor şimdi, ev işi yemek yapıyor evde. Annesi de diyor ki, gördün mü bak şimdi hizmetçi oldun işte.

Ben küçükken, Heybeli’de bir Yugoslav göçmeninin pansiyonu vardı, orada kalırdık ailecek, Muzos idi adı. Çok güzel vişneli karaorman pastası yapardı. 

15 Mart 2017 Çarşamba

BALIK NASIL YENİR?


Eskiden oranın bir ismi vardı. Sanayi manayi vardı orda. Dedik oraya doğru gideriz. Bir şeyler yeriz.

Yoldayız, gözüme bir şey ilişti, bir restoranda bir aile yemek yiyordu. Bizimkilere gösterdim, bizim amcaoğlu dedi ki, sen çorbayı çatalla içebilir misin? İçilmez tabii ki yaa.

Amcaoğlu, baksana, dört yaşındaki küçük kız dedi, çatal bıçakla dedi, bak balık ayıklıyor, dedi. Bu yaşta çatalla bıçakla balık yemesini biliyor, dedi. Biz daha çorbayı kaşıkla içemiyoruz.

Abi oturduk orda, duvara dayandık, küçük kızı seyrettik, dört veya beş yaşındaydı, çatalla bıçakla, abi bi tane böyle bir balık, balığı temizledi, kılçıklarını ayırdı, hiç ellemedi balığı, kuyruğunu muyruğunu ayırdııı, onu aldı kenara koydu, tabağın ortasında löp etler kaldı abi. Ya dört ya beş yaşında bişeydi yani.

Dört veya beş yaşındaki bir kızın ilk defa orda çatal bıçakla balık yediğini gördüm abi işte yaa.

Biz hep derdik o güne kadar, balık et kelle yenir elle.


(Kurgu kahramanım Kavas Hüdai, hayatını anlatmaya devam ediyor. Hüdai'nin önceki maceraları yanda arşivde)