23 Haziran 2017 Cuma

KİTAPLAR ARASINDA 4



Cadı, H.R.Gürpınar
Handan, H.E.Adıvar
Çalıkuşu, R.N. Güntekin
Yalnız Seni Arıyorum, O.V.Kanık
Hoşgör Köftecisi, O.V.Kanık
Yalıda Sabah (Bütün Hikayeleri)-Haldun Taner
Önünde Boş Bir Uzam, Demir Özlü
Her Gece Bodrum, Selim İleri
Toplu Öyküler, Ferit Edgü
Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Sevgi Soysal
Yanık Saraylar, Sevim Burak
Ford Mach 1, Sevim Burak
Kırmızı Kahverengi Defter, Nilgün Marmara
Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç
Suzan Defter, Ayfer Tunç
Yeşil Peri Gecesi, Ayfer Tunç
Tutsak, Emine Işınsu
Hey Gidi Günler Hey, Semiha Ayverdi
Nar Ağacı, Nazan Bekiroğlu
Huzur Sokağı, Şule Yüksel Şenler


Okuyup blogda yazdığım kitaplar arasından en iyilerinin listesini vermeye devam ediyorum. Bu kitaplarla ilgili yazılarım word dosyasında duruyor. İsteyen arkadaşıma gönderebilirim.

22 Haziran 2017 Perşembe

BLOG YAZARLIĞI MESLEK Mİ?


Önemli yazılar yazan blog yazarı sevgili ağabeyimiz Yazar Yıldırım, blog yazarlığının internet yazarlığı kapsamında bir meslek olması gerektiğini söylüyor bir yazısında.

Ben de katılıyorum buna. Avrupada Amerikada kurumlar şirketler örneğin blog yazarlarını işe alıyor. Bizde de blog yazarak para kazananlar var. Gezi, mutfak, moda, kozmetik blogları var böyle ve ünlü blog yazarları.

Ancak, benim söylediğim, bizim tarzda yazan blog yazarları. Belki, bizlere sponsor olan kurumlar olabilir, ya da blog yazmayı bir hobi gibi değil de keyif değil de işi gibi gören, meslek gibi gören arkadaşlarımız olabilir. Belki gerçekten de Kültür Bakanlığı blog yazarlarına maaş bağlayabilir.

Sevgili Yazar Yıldırım arkadaşımızın kapsamlı yazısını okuyun.


Hepimizin kandili kutlu olsun.

20 Haziran 2017 Salı

DÜŞ DEPOSU



Tufan Aşçıoğlu

Düş Deposu, şirin, tatlı bir mahalle ve apartman masalı.

Arda, Elif, Onur, üç arkadaş. Bisiklete binmeyi seviyorlar, bir de müziği. Bir de Onur’un kardeşi Elif var. Elif de bizimkilere oyun oynarlarken kurabiye getiriyor.

Bu dördünün aileleri, mahalle esnafı da masalın diğer kahramanları. Ayrıca bir de kirpi var bu masalda. Bu kardeşlerin başlarına bir dolu olay geliyor bir yaz tatili boyunca.

Sevimli ve sıradan çocuklar ve bildiğimiz, bizden bir mahalle ve apartman. Bu çocukların gündelik yaşamları içinde başlarına beklenmedik olaylar geliyor.

Kitabın içinde çizimler de var. Kitabı okurken insan zihninde canlandırıyor. Örneğin, zihnimdeki görüntüler ile kitaptakı çizimler birbirine uymuyordu. Çizerin hayal dünyası benimkinden farklıymış demek ki.

Bu masum, hoş öykü, okuduğum en iyi çocuk kitaplarından biri idi.

Not:4/4

19 Haziran 2017 Pazartesi

BLOGLARDAN SEÇMELER


JETONYA

Yeni keşfettiğim iyi kitap bloglarından.


MASUM İNCİLER

Bir diğer yeni keşfettiğim ama çok eski bir kitap blogu.


TILSIM YILMAZ

Çok zengin ve renkli bir blogu var, yorumlarıyla da oldukça aktif aramızda. Ama onun bloguna yorum yapamıyorum, yorum kutusu bizimki gibi değil çünkü.


KUBBE-İ LACİVERT

Sevgili Değmesin Yağlı Boya yeni bloguyla yine aramızda. O bizim temel taşlarımızdan.


FATIMA-TÜZ ZEHRA

Aramıza yeni katılan bir ponçik valla.


SİBEL ÖZER

Yeni keşfettiğim müthiş yemek blogu.


ARİF ÖZTÜRK

Kültür sanat edebiyat sosyal bilimler gibi her konuda dolu dolu yazıyor.


KEREM ESENA

Kültür sanat diziler filmlerle çok renkli bir blog.


ÇAĞAN ERKAN

Filmler diziler ve okul yaşamını anlatan ayrıca modasever arkadaşımız.


ESSEVE RİN

Çoğunlukla kitapları yazan sempatik arkadaşımız.

18 Haziran 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 18



SOKAK KEDİSİ BOB

A Streetcat Named Bob, 2016, İngiltere

Yoksul, işsiz ve uyuşturucu bağımlısı bir genç adam, bir kedi bulur ve hayatı değişir. Tatlı, şirin bir film. Not:3/4

HAYALET HİKAYESİ

Personal Shopper, 2016, Fransa

Bir ünlünün alışverişlerini yapan bir genç kadın bir yandan da ölen erkek kardeşi ile iletişim kurmak istemektedir. Ancak, ölü kardeşinin ruhu yerine başka ruhlar onu ziyaret eder. Çok sakin ve gizemli bir film. Not:3/4

KANİBAL

Canibal, 2013, İspanya

Kendi halinde bir terzi bir yandan kadınları öldürüp pişirip yemektedir. Ancak, öldüreceği kadınlardan birini sever. İçinde korku olmayan sakin bir dram. Not:3/4

İNTİKAM YOLU

Drive Angry, 2011, A.B.D.

Bir baba kızının kızını kaçırıp kurban edecek adamların peşine düşer. Hızlı ve ilginç bir aksiyon. Başrolde Nicolas Cage. Not:3/4

ARTIK BİR KAHRAMAN DEĞİL

Heroine Shikkaku, 2015, Japonya

Japon ergen lise romantik komedisi. Hatori, çocukluk arkadaşı Rita’ya aşıktır. Ama Rita başka bir kızla ilgilenince bu hiç hoşuna gitmez. İki çiftin komik ilişkisi. Eğlenceli bir Manga uyarlaması. Not:3/4

17 Haziran 2017 Cumartesi

BİR ÖNERİ DE BİZDEN


Geçtiğimiz günlerde sevgili Eda Demir beni mimledi. Mim konusu, Eda'nın da içinde bulunduğu bir proje. Projenin adı, Bir Öneri De Bizden. Bu yeni site, her konuda önerilerin toplanacağı bir platform. Bizler de üye olarak, önerilerde bulunuyoruz veya ilgi duyduğumuz, gereksinim duyduğumuz konularda önerileri okuyoruz.

Eda'nın yazısı:


Bu mimi başka arkadaşlarımız da yaptı. Herkes kendi tarzında öneriler getirdi. Örneğin, Eylül annesi, emzirme ile ilgili yazdı. Ben de ne yazayım diye düşündüm. Kitapları sevdiğime göre kitaplarla ilgili bir öneri olsun dedim.

Yakınlarda sevgili Eren (Okuma Günlüğüm) ile yorumlaşırken aklıma bir şey gelmişti. Hiç okumadığımız halde bize solak gelen yazarlar veya kitaplar. Yani, önyargı ile yaklaştığımız yazarlar. Hepimizin böyle yazarları kitapları vardır. Okumamışızdır veya bilgimiz yoktur ama elimiz bir türlü gitmez okumaya. Önyargı ile yaklaşıp okumaya bir türlü girişemeyiz.

Ben de diyorum ki, herkes, isteyenler tabii, okumadığı halde uzak durup okumaya başlayamadığı yazarları yazsın. Örneğin, ben, sadece bir kitabını okuduğum Orhan Pamuk romanlarına bir türlü giremiyorum. Birkaç kez başlayıp okuyamadım. Sadece Cevdet Bey ve Oğullarını okuyabildim. Dünyasına giremedim bu önemli yazarın. Kurgu dışı yazılarını seviyorum ama. Yani anılarını anlattığı, İstanbul'u anlattığı kitapları okumayı düşünüyorum.

Bunun yanında, İhsan Oktay Anar, Hakan Günday, Sezgin Kaymaz gibi yazarların da dünyasına giremedim, okumadığım halde, bir türlü alıp okuyamıyorum. Bir de Hasan Ali Toptaş. Bu önemli yazara da başlayamadım. Bu yazarlar arasında okumayı düşündüğüm öncelikle Toptaş.

Sizlerin de böyle yazarlarınız ve kitaplarınız var mı? Okumadığınız halde size uzak gelenler. Örneğin, Fi Çi Pi yi de okuyamadım. Hemen sıkıldım. Hem de kitapları okumadan bırakmadığım halde.

Şimdi, sanırım üç kişiyi mimliyoruz öncelikle. Ama ben isteyen herkesi mimliyorum. Ayrıca, Kitap Güneşim'i, Belle'yi, Bir Lahzanın Aksi'ni mimliyorum. İsterlerse yaparlarsa onlar da mimler ve mim biraz daha dağılır.

16 Haziran 2017 Cuma

ŞARKI LİSTESİ



Chisu-Sabotage
Glenn Medeiros-Nothing Gonna Change My Love For You
Nazan Öncel-Sen Beni Öldürüyorsun
Johanna Kurkela-Kuolevainen
Jenni Vartiainen-Ihmisten Edessa
Cheek-Anna Ma Meen
Loituma-Levan Pollka
Edip Bülbül-Yola Girme Sen
Cengiz Özkan-Bir Ay Doğar
Blondie-One Way or Another
Jeanette-Porque Te Vas
Sen Yağmur Dök-Ayrıklar
Rehber-Malum
Train-Bruises
Ashley Monroe-Like a Rose
Pistol Annies-Hush Hush
Aquillo-Silhoutte
Dado Polumenta-Ja Bicu Tu
Dino Merlin-Sve Je Laz
Aca Lukas-Ti Dobro Znas

15 Haziran 2017 Perşembe

İFTARLIK


Her ailede olur iftar davetleri. Akrabalar arasında.

Biz de dün akşam dayımlarda toplandık. Anne tarafı. Dayımın da iki küçük kızı var.

Ben onlara giderken iki miniğe de eşit miktarlarda çikolata, bisküvit, dondurma götürürüm. Dün akşam da verdim. Büyüklere de almıştım. İftardan sonra herkes dondurmasını yedi.

Miniklerin küçüğü, kendi dondurmasını yemedi. Buzdolabında sakladı. Biz yerken hepimize baktı.

Biz bitirince gitti dolaptan getirdi dondurmasını ve yavaş yavaş yemeye başladı. Ama çok yavaş. O dondurmayı yarım saatte bitirdi.

Bir yandan da hepimize teker teker bakıyor ve oh ne güzelmiş diyordu.

MİM-ÇOCUKLUĞUNDA OYNADIĞIN BİR OYUNCAK


Sevgili Tuğçe Yüksel, en sevdiğim arkadaşlarımızdan. Şirin, iyi kalpli, masum yazılar yazıyor, iyimser de. Çok hoş bir dünyası var onun.


Çocukluğundaki oyuncaklar gelmiş aklına. Evde, bahçede, mahallede oynadığı oyunlar. Pek hoş anlatmış. O şanslıymış, sokaklarda, bahçelerde oynayabildiği için. Bizler genelde büyük şehirde büyüyen apartman çocuklarıyız. Ben bahçede oyun oynadığımı hiç hatırlamıyorum. Sokakta olurdu tabii ki biraz, bisiklet, top filan.

Ama bizler genelde evlerde büyüdük. Uzun yaz ayları da evde geçti, sıcakta. Kışın da okul dönüşü evde hemen oyuna geçerdim ben. Anne baba çalıştığı için ana okulu, kreşte büyüdük bizler. Eve gelince kapıdan girdiğim anda soyunmaya başlardım. Koridordan odama gidinceye dek yerde çanta, giysiler olurdu.

Kendi kendime oynamaya alışkın olduğum için, oyuncağım çoktu tabii. Ama benim için en önemli oyuncak Barbie bebeklerdir. Büssürü vardı haliyle. Hepsinin isimleri vardı. Oyuna göre durumlar değişirdi. Yazın en çok dondurmacılık oynardım. Dört beş Barbie örneğin, grubun adı Yıldızlar olurdu, şarkı söylerdi. Evde bir orgum vardı, Onun başında garden parti yapardı bebeklerim.

Şarkı söylerlerdi. Hepsini konuştururdum. Merhaba, ismin ne, naber, baban ne iş yapıyor, gibi. Mıy mıy mıy mır mır mır mini mini mini konuşurdum. Bu bebeklerin aralarında sohbet etmesi, conversation yapması yani, ilerde büyüyünce gerçekten de conversationa dönüştü. IELTS, TOEFL, olur ya, speaking, what do you do for life, what is your daily life. Yani, kendi kendime yaptığım konuşmalar, pandomimler şimdi İngilizce conversation'da işime yarıyor.

Aslında bu Barbilerle fotolarım da çok. Org başında örneğin, ama hepsi annemde yaa, dijital ortamda yok yani.

Bu şeker mimi, tüm arkadaşlarıma veriyorum. Ramazan, sıcak, tatilden fırsat bulanlar yapsın iştee.

14 Haziran 2017 Çarşamba

ÖNYARGI


Önyargı denen şeyin yanlış olduğunu o öğretmişti bana, kendisi farkında olmasa da bunun.

Arkadaşlarla bir gezi düzenlemiştik. Karadeniz turu. Toplandık bindik bir otobüse. Bir rehberimiz de vardı. Bir de şoförümüz. İri yarı dev gibi bir adamdı, keldi. Çok ciddi bir yüzü ve bakışları vardı. Korkmuştum ondan.

Kahve içmeyi çok severim. Gün boyu içerim. Türk kahvesi. Ama fincanda değil de kupada dolu dolu. Otobüste içesim geldi yine. Priz gibi bir şey arandım. Şu şarj aleti takılanlardan buldum bir tane. Koridora çıktım, yere koydum ısıtma aletini, çömeldim, pişirmeye başladım.

Otobüs durmuştu o sırada. Ben kahveyi hazırlarken, baktım, gözümün önünde bir çift ayak. Başımı kaldırdım, o dev adam, şoför dikilmişti tepemde. Huzursuz oldum. Dimdik bakıyordu.

Dayanamadım, ne dikiliyorsun tepemde, mezartaşı gibi, dedim.

Baktı, kahveyi bensiz mi içeceksin, dedi.  Ama gülümsüyordu.

Tepemde dikilmezsen sana da yaparım, dedim.

Birlikte içtik kahveyi. O sert görünüşli adam meğerse tatlı biriymiş. Gezi boyunca iyi arkadaş olduk. Geziden sonra da sürdü arkadaşlığımız.

12 Haziran 2017 Pazartesi

YAZI NOTLARI 2


Bir yazı veya öykü ya da deneme yazarken akıcılık önemli. Cümleler arasında veya paragraflar arasında yumuşak geçişler olmalı. Arada boşluklar olmamalı. Suyun akışı gibi. Akış kesilmemeli. Bu nedenle cümleler arasında veya paragraflar arasında bazı aparatlar koymalıyız.

Bağlayıcı sözcükler serpiştirmeliyiz. Başka bir deyişle, dahası, diğer taraftan gibi. Biz aklımızdakini yazıyoruz ama okuyan aklımızdakini anlamayabilir, zihninde canlandıramayabilir. Kesik kesik yazarsak anlaşılmaz. Arada yumuşak geçişler olmalı.

Akışı sağlamak için belki bir cümledeki sözcüklerin yerini değiştirebiliriz. Örneğin, vapurla işine gidiyordu hergünkü gibi, cümlesi. Farklı şekillerde yazılabilir.

Hergünkü gibi vapurla işine gidiyordu.

İşine vapurla gidiyordu hergünkü gibi.

Vapurla gidiyordu işine hergünkü gibi.

İşine hergünkü gibi vapurla gidiyordu.

Bu cümlelerin hepsi yazılabilir. Bu cümleleri yazdıktan sonra yüksek sesle okursak yazımıza veya öykümüze hangisinin daha uygun olduğunu bulabiliriz. Bu cümleyi, bir anı, günlük yazısı içinde yazacaksak farklı olur, bir öykü içinde geçecekse yine farklı olur.

Diyelim, ardından da şu cümle gelecek. Kitabını çıkarıp okumaya başladı. Üstteki cümleyle bu cümleyi birçok şekilde birleştirebiliriz. Vurguya bağlı. Vapurda mı vurgu, işte mi, hergünde mi, hangisini vurgulayacağız. Yüksek sesle okursak bulabiliriz. Birçok şekilde yazarız ve en akıcısını, kulağa da hoş geleni buluruz. Çünkü, gözlerimizle okusak da aslında sözcüklerin bir sesi var.

Bu iki cümlede sürekli yapılan bir etkinlik var. Hergün vapura biniyor ve işine gidiyor ve kitap okuyor belli ki. Bir alışkanlığı belirtiyoruz. Belki birini anlatıyoruz, belki de kendimizi o diye belirtiyoruz.

Bu iki cümle arasında bir bağlayıcı olsa daha iyi. Zihnimizde canlanması için. Vapurla işine gidiyordu hergünkü gibi, çantasından kitabını çıkarıp okuyordu. Ya da, vapurla işine gidiyordu hergünkü gibi, çantasından kitabını çıkarıp okumaya başladı.

İkisinde de anlam farklı, arkasından gelecek cümle de farklı olur. İlk cümlenin arkasını getirmek zor. İkinci cümlenin ise arkasını getirmek daha kolay.

ŞARKILAR



Charlie Puth-Attention
Rusted Root-Send Me On My Way
Himmel-Seraphim
Stalgia-BDY
The Cranberries-When You're Gone
Eden-Wake Up
Ebru Yaşar-Nasıl Uyuyorsun
Sunstroke Project-Hey Mamma
Marian Hill-Down
Buray-Seni Sevmiyorum Artık
Sıla-Yan Benimle
Ümit Besen/Pamela-Seni Unutmaya Ömrüm Yeter Mi
Cem Belevi-Aç Kollarını
Derya Uluğ-Canavar
Sancak-Korkma Söyle
İrem Derici-Bana Hiçbir Şey Olmaz
Ebru Yaşar-Havadan Sudan
Brazaville-Bosphorus
Yansımalar-Kayıkçı (Vuslat)
İclal Aydın-Annenin Kaderi Kıza

11 Haziran 2017 Pazar

UYKUSUZ KİTAPLARI


Uykusuz, mizah severlerin okuduğu, bildiği eski dergilerden. Penguen de kapanınca efsanelerden o var artık piyasada. Uykusuz çizerlerinin arada kitapları da yayınlanır elbette.

Cihangir Günlüğü:

Erdoğan Dağlar’ın mizah sevenlerin iyi bildiği hikayeleri. Dergilerde iken kitaba da taşındı. Cihangir’deki yaşamı anlatan kısa öyküler. Öğrencilerin, sanatçıların mekanı Cihangir’de yaşamı pek keyifli anlatıyor. Olay olmayan gün yok elbette.

Amatör:

Ersin Karabulut’un ünlü hikayesi Amaör. Uykusuz’da bir köşe kapmaya çalışan bir çömez karikarüstün yaşamı ve hayalleri. Çizer olarak ünlenip kendine bir kız arkadaş bulmaya çalışan bir amatör bir çizer. Uykusuz çizerleri de var öyküde ve derginin mutfağını da anlatıyor. Keyifli. Çizer olmak isteyenler özellikle sevecektir.

10 Haziran 2017 Cumartesi

MÜZİK SEÇKİSİ


Aron Chupa-Little Swing (ft. Little Sis Nora)
Melanie Martinez-Mad Hatter
Mikky Ekko-Who Are You, Really?
Feyyaz Yiğit-8 9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum
Zakkum-Sen Hala Benimlesin
Sabahat Akkiraz-Ne Ağlarsın Zülfü Siyahım
Sophie Hunger-Le Vent Nous Portera
Birdy-Skinny Love
AAA-Miss You
Red Velvet-Happiness
Kovacs-My Love
Ghalia Benali-Ya Msafer
Dem Ferde-Çöl
Dream Ami-Hayaku Aitai
Ariana Grandi-Side To Side
Ed Sheeran-Shape of You
Indila-Run Run
Le Trio Joubran-Shajan
Deniz Tekin-Güneşe Doğru
Helix-Rock You
Gorillaz-Strobelite
Idir-A Vava Inouva

Yine her telden keyifli bir müzik turu oldu.

8 Haziran 2017 Perşembe

YAZI NOTLARI


Yazmakla ilgili notlar alıyorum arada. Yazmakla ilgili düşüncelerimi yazıyorum.

Bir öykü veya bir yazı yazarken, örneğin, bütün bildiklerimizi bir öyküye veya yazıya sığdırmaya çalışmamalı. Buna eskiler malumatfuruşluk dermiş.

Karakterlerin özellikleri olmayan şeyleri o karakterlere yaptırmamalı, onlara yüklememeli. Onun yapabileceği şeyleri ona yaptırmalı.

O karakterin neler olabileceğini, neler yapabileceğini bilmek lazım. Diyelim bir matematik öğrencisini anlatıyoruz. O resim de yapsın, keman da çalsın, iyi yemek de yapsın, dünyayı da gezsin, olamaz. Biz istedik diye o kahraman her şeyi yapamaz.

Diyelim, karakter üzgünse, kapıdan girerken düşünceli girer veya başı öndedir. Tiyatrodaki dramaturgun görevi gibi, karakterler kendilerine uygun davranmalı. Yazdıklarımız gerçek yaşama, gerçek yaşam davranışlarına uygun olmalı.

Karakteri fazla yormamalı, fazla yıpratmamalı.  Yazdıklarımızı okuyan varsa eğer, okuyanı da yormamalı.

Sade olmalı yazdıklarımız. Yazdığımızı okuyup fazlalıkları atmalıyız. Attığımız zaman anlam değişmiyorsa o zaman atmalı fazla ayrıntıları, süsleri. Öykü veya yazı yazarken kendimizi göstermeye çalışmıyoruz.

Bunun dışında, geriye kalan ise dil zaten. Her yazanın bir dili var. Dili bir insana öğretmek zordur, hikaye yazmayı öğretmek de zordur, tabii ki. Dile dokunamayız.

Bir de elbette samimiyet, içtenlik var. Edebiyat yapmadan edebi olmak lazım.

7 Haziran 2017 Çarşamba

33



Kjersti Skomsvold

Jaguar Yayıncılık

Norveç’li yazarın daha önce Hızlandıkça Azalıyorum adlı romanını okumuştuk. Evde yaşayan yaşlı bir karı kocayı anlatmıştı. O romanı da iyiydi ve ilginçti. Yazarın dili ilginç zaten.

Yine aynı yayınevi yazarın yeni bir romanını daha yayınladı, çevirmen de aynı. Yazardan yine iyi bir roman ve çeviri de iyi yine aynı şekilde.

Bu romanda 33 yaşında bir kadın var. Matematik öğretmeni ve akciğer hastası. Bir okulda ders veriyor ve yalnız yaşıyor. Sevgilisi Ferdinand intihar etmiş. Bir de Samuel adında kültürlü bir dostu var.

Çocuk istiyor ve çocuk fikrine alışmak için evcil hayvan beslemeye çalışıyor bir yandan da eski sevgilisi Ferdinand ile konuşuyor zihninde sürekli.

Yazarın her iki romanı da yalnızlık üzerine. 33’te matematik öğretmeni kahraman ayrıca bir yazar olmak istiyor. Yazarın dili diğer romanındaki gibi yine hüzünlü. Anlattığı konu değil de nasıl anlattığı daha önemli bu yazarın. Romanları çok kısa, biraz gri ve sisli, soyut ama aynı anda derin, yoğun ve sade.

İyi yazarın iyi kitapları.

Not:3/4

6 Haziran 2017 Salı

FİLM SEÇKİSİ 17



ÜÇ KRAL

Three Kings, 1999, A.B.D.

Irak savaşı sırasında Amerikan askerleri altın peşine düşüyorlar ama yolda başka olaylarla karşı karşıya geliyorlar. George Clooney ve Mark Whalberg. İyi aksiyon. Not:3/4

KİTABINA UYGUN AŞK

Love By the Book, 2014, A.B.D.

Hafif ve yumuşak bir romantik komedi. Türü sevenler için iyi. Bir kitapçı kız, hayallerindeki erkekle tanışır ama hayallerinde olmayan bir erkek de onunla ilgilenir. Bildiğimiz tür filmlerden. Not:3/4

ÇIPLAK AYAKLI KONTES

Barefoot Contessa, 1954, A.B.D.

Tüm zamanların en güzel sinema oyuncusu Ava Gardner başrolde. Maria adlı bir kadını hayatındaki çeşitli erkekler anlatır. Kendine özgü bir kadındır, bütün erkekler ondan bir şekilde etkilenir. Not:3/4

PARİS’TE BİR AMERİKALI

An American in Paris, 1951, A.B.D.

Paris’te geçen bir aşk ve dans filmi. Tüm zamanların en iyi müzikallerinden. Başrollerde Gene Kelly ve Leslie Caron. Müzik de George Gershwin’e ait. Rüya gibi. Not:3/4

KURT ÇOCUK

A Werewolf Boy, 2012, Güney Kore

Yaşlı bir teyze, çocukluğunun geçtiği eve gelir ve yaklaşık 50 yıl önceki olayları hatırlar. Evlerine bir kurt çocuk gelmiştir ve bizim teyzenin genç kızlığına aşık olmuştur. Ama bir kurt çocuk elbette çevrede rahatsızlık verir. Çok romantik, duygusal, tatlı film. Ağlatıyor da. Not:3/4

5 Haziran 2017 Pazartesi

ŞARKILARDAN



Train-Angel in Blue Jeans
Lady Gaga-Perfect Illusion
Air-Johann Sebastian Bach
John Philipp Sousa-Semper Fidelis
Serkan Kaya-Sevemiyorum
Ahmet Özhan-Gel Gönlümü Yerden Yere
Müzeyyen Senar-Geçmesin Günümüz
Zeus Kabadayı-Unuttum Seni
Mirkelam-Elma değil Ayva
Mor ve Ötesi-Bir Derdim Var
Pink Martini-Je Ne Veux Pas Travailler
The Civil Wars-Forget Me Not
Zara-Gönül Dağı
Chris Cornell-Moonchild
Herbert Gronemeyer-Bochum
Hanine-Arabia
Light in Babylon-Gypsy Love
Luisa Sobral-Clementine
Luisa Sobral-Mom Says
Strawhatz-Koto

4 Haziran 2017 Pazar

13 REASONS WHY


İlk sezonu biten, ikinci sezonunu beklediğimiz liseli gençlik dizisi.

Hannah adlı bir liseli kız yaşamına son verir ancak arkasında 13 adet kaset bırakır. Ölümünden sorumlu tuttuğu 13 kişiye de gider bu kasetler. Her biri bir şekilde sorumludur ve her birinin tepkisi farklıdır kasetlere. Clay adlı bir çocuk ise en çok etkilenen olur.

Dizi, insanlara söylediğimiz ve söyleyemediğimiz sözlerin, yaptığımız veya yapmadığımız davranışların insanlara olan etkisini anlatıyor. Özellikle lise yıllarında, okullarda, en hassas olduğumuz dönemlerdeki arkadaşlıklarımızın üzerimizde oluşturduğu etkiler gösteriliyor. Arkadaşlık ne kadar önemli ve zor bunu görüyoruz.

Konu, kurgu, oyuncular, müzik, her şey iyi. Heyecanlı, sürükleyici, gizemli, parlak bir dizi. Farklı yönetmenler çekmiş bölümleri, aralarında Gregg Araki de var. İlk sezon 13 bölüm ve heyecandan diziye ara vermek çok zor.

Biraz da hüzünlü elbette.

3 Haziran 2017 Cumartesi

GÖRÜNEN ADAM


Görünmeyen adamların olduğu bir dünya. Sadece aynalarda görülebiliyorlar.

Şimdilik altı bölüm yayınlandı dizi ve sadece YouTube kanalında yayınlanıyor. Bir çeşit komik bilimkurgu, absürd komedi, fantastik komedi.

Yönetmen de Onur Ünlü. Leyla ile Mecnun, Şubat, Sen de Aydınlatırsın Geceyi gibi işleriyle tanınan ve sevilen kendine özgü bir yönetmen.

Görünen Adamı ise biz görüyoruz ama kahramanlar görmüyor. Kahramanların gözlüklerini görebiliyoruz ama. Görünen Adam’ın adı Kurtuluş. Şer-Tek adlı bir firmada çalışıyor ve firmanın sahibi de bir kötü adam.

Dizi bölümleri kısacık, sıkmıyor. Dizide değişik bir ürün yerleştirme modeli de var. Dizi eğlenceli ve saçma komedileri sevenlere. Bir efsane değil ama sevimli.

2 Haziran 2017 Cuma

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 6


BENDEN DUYMUŞ OLMA DA
Buşra Nebati
Çok sevimli bir kitap. Baştan sona huzurla ve sırıtarak okunuyor.
Bizim insanımızın halleri anlatılıyor. Ev okul aile arkadaşlık, kısa ve tatlı detaylar. Bizim insanlık halleri sevecen bir yaklaşımla bize sunuluyor.
Başrolde Azra var, liseli ergen. Tam işte yurdumuzun ergeni. Ablası Afra, erkek kardeşi Yusuf, tam bir Türk annesi ve klasik bir Türk babası olan ailesi, bir de.
Okul arkadaşları, Cemile, Sümeyye, Elif, Merve, Canan, öğretmenleri, kitabın kahramanları. Kısa öykülerden oluşan bir roman olan bu metin Azra’nın ağzından aktarılıyor.
Televizyon, akşam televizyon izlemeritüelleri, kızların kardeşliği, sabah uykuları, komşular, okul servisleri, geleneklerimiz, annelerimizin günleri, kızsal konular, ergenlik problemleri, dersten kaçma, kopya, evden izin koparmak gibi insanımıza has yaşama kodlarının bir dökümü gibi, öyküler.
Dil ise temiz, yumuşak, anlaşılır, akıcı. Pürüzsüz bir okuma keyfi.
Öykülerin uzunluğu, öykü geçişlerindeki sevimli çizimler ve eğlenceli sözler de kitabın hoşluğunu destekliyor. Kitabın arka kapağına bakınca sanki bir kız gecesine, partisine gidecekmişiz gibi hissediyoruz.
Ayrıca, Azra’nın maceraları devam edeceğe de benziyor. Devam etmesini de isteriz.
Tümüyle şirin.
Not:4/4

(Yıllardır aramızda olan ve blogunun adı LoveMeOrLeaveMe olan arkadaşımız kapattı blogunu ama instagramda var kendisi. İkinci kitabını bekliyoruz.

1 Haziran 2017 Perşembe

ŞİZOFREN



John Katzenbach

Koridor Yayıncılık

Psiko Analist ve Profesör adlı romanlarını okuduğumuz yazarın yine bir psikolojik gerilim romanı.

Şizofren de Psiko Analist denli heyecanlı, gerilimli. Kurgusu da Psiko Analist gibi iyi. Yazar, romanlarında insan psikolojisini kullanmayı seviyor. Profesör’ün kurgusu biraz zayıftı ancak diğer iki romanı gerilim sevenleri doyuracak nitelikte.

Bir şizofren hastası uzun yıllar bir hastanede tedavi gördükten sonra çıkar. Hastanedeki yıllarında cinayetler olmuştur hastanede. Normal yaşama adapte olmaya çalışan adamın aklına o eski cinayetler gelir. Katil o zaman bulunamamıştır. Adam anılarını yazmaya başlar.

Anılarını yazdıkça geçmiş canlanır ve aynı zamanda o cinayetler günümüzde de devam etmeye başlar. O eski katil bizim adamın peşine düşer.

Şizofren, sürükleyici ve aynı zamanda inanılmaz da bir sona sahip. Sonu romanın kendisinden bile daha şaşırtıcı. Gerilim sevenler bayılacaktır. Tam yaz okuması.

Not:3/4

30 Mayıs 2017 Salı

EVDE RAMAZAN


Ramazan takviminden bakıyorum iftar saatlerine. İftara doğru evde durup duruyorum öyle. İftarda ve sahurda farklı şeyler yiyoruz evde. Annem gece yemek yapıyor, ben de sofrayı kuruyorum.

İlk sahur bendendi. Annem de ben de uyumuşuz ama. Ben anneme diyorum, dur anne sen uyu ben kalkcam hazırlıycam deyip uyuyorum yine. Yani ilk sahuru ben hazırlayamadım annem hazırladı. Ben çüllü pepe yapacaktım annem yaptı. Yani yumurtalı ekmek. Annem de ben de uyumuyoruz genelde, diziler veya telden müziklerle.

Yumurtayı tabağa koyup karıştırıyorsun. Kestiğin ekmekleri ona batırıp önceden tavaya koyduğun yağın üzerine yani tavaya yumurtalı ekmeği koyuyorsun arada çeviriyorsun, beş dakika sürüyor. Sofrada zeytin, peynir, kahvaltılık da oluyor bir de çay işte. Tuzunu da unutmuycan.

İftarda ziron yaptık. Karadeniz yemeği. Yoğurtlu mantı gibi, börek gibi bir yemek. Markette poşette hazır satılıyor, hamurlu yemek. Bir diğer iftarda çorba, karnıyarık, pilav, patates salatası. Birinde, arpa çorbası, kıymalı girit gabağı, biber dolması, acı biberli yoğurt. Üstüne de hemen çay demliyoruz.

Ben arada limonlu soda da içiyorum. Gece de televizyon, diziler, Survivor. Ekmek çok yememek lazım, şişiriyor. Bir gece de kıymalı pide yedik. Kuruyemiş her gece var zaten. Menemen, kaygana da istiyoruz bir iftarda veya sahurda.

Dün gece ise sahurda panik vardı. Az daha sahuru yetiştiremiyordum. Müzik filan dinlerken rahat rahat bir baktım saate elim ayağıma dolandı. Hemen menemene yalvarmaya başladım hemen piş diye. Allahtan çayı koymuştum, hemen zeytin peynir koydum panik yaptım annemi uyandırdım, menemeni ocakta bıraktım dedim anneme sahuru yetiştiremedim annem kalktı geldi dedi pişmiş, babanı kaldır dedi ha evet dedim gittim kaldırdım, beş dakikaya yendi hemen ama yetiştirdim sonunda ama elim lezzetliymiş acele de olsa güzel olmuş annemler beğendi. Ekşınlı sahur oldu yani.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

SELİNA'NIN OKUL MACERASI


Yakınlarda sevgili Kelebek Etkisi arkadaşımız bir röportaj yapmıştı. Selina'nın Okul Macerası adlı kitabın yazarı İdil Öztürk Başara ile. Ben de o yazıyı okumuş, yorum yapmıştım, kitabın ortaya çıkış fikri ne hoşmuş diye.


İdil Öztürk Başara, çok taze bir yazar, çocuk kitabı yazarı. Kendisi aynı zamanda bizden, yani bir blogcu işte. Ben de onu o ropörtajla keşfetmiş oldum. Çocuk kitabı yazma düşüncesi de kızı Nehir nedeniyle aklına geliyor. Kızı ile yaşadıklarından. Ve bu kitapları bir seri haline getirmek de istiyor, inşallah getirir.

Çocuk kitabı ama mantıklı da bir kitap. Olağanüstü şeyler olmuyor yani. Gerçek hayattan alınma olayların hepsi. Amerikan tarzı hayal satmıyor kitap, pratik ve sevimli bilgiler ve öğütler veriyor. Yazar, çocukların üstüne iyimser bir peri tozu serpmek istemiş.

Selina'nın Okul Macerası, İlkokul birinci ve ikinci sınıflar için. Kitapta, doğa içinde yaşayan, hayvanlarla haşır neşir olan minik bir kız olan Selina okula başlamak zorunda kalıyor, Doğadan şehire gidiyor ailesiyle. Sabah erken uyanmak zor geliyor, doğadaki arkadaşlarını özlüyor ve okula alışamıyor.

Hikaye çok sempatik, Selina çok şirin, hikayenin dili çok sevimli. Çizimler de iyimser, insancıl, masum ve çocuksu. Kitabın çok tatlı ve faydalı olduğunu söyleyebilirim. Aramızdan bir blogcu arkadaşın bir kitap yazması da çok hoş elbette. Üstelik de çocuk kitabı. Çocuk kitapları yetişkin kitaplarından her zaman için daha iyi ve faydalı.

Kitap, internet kitapçılarında var, netten alabilirsiniz, bunun yanında gündelik yaşamdaki kitapçılarda da var. Birçok büyük kitapçıda bulabilirsiniz, AVM'lerde, D&R'da örneğin.

İdil arkadaşımızın blogu:

http://www.idilob.com/

Alttaki fotoğrafta da kitaba ilham olan yazarın kızı Nehir, Selina makyajı yapmış.


28 Mayıs 2017 Pazar

WESTWORLD


Westworld akla Black Mirror getiriyor. Teknoloji, internet ve oyunlar açısından.

Bir bilimkurgu dizisi. Gelecekte geçiyor ancak ortam geçmişte. Bir western parkı düşünün. Bir oyun parkı. Para verip oyuna giriyorsunuz.

Siz gerçeksiniz ama oyuncular gerçek değil. Diğer oyuncular birer robot. Oyun sizin istediğiniz gibi kuruluyor. Parayı ödeyen sizsiniz.

Ama ya robotlar da keyfine göre davranmaya başlarsa. İnsana benzeyen, insan aklına duygularına sahip robotlar da biz insanlar gibi beklenmedik davranırsa, neler olur. Ve biz kim insan kim robot, bunu bilemezsek ne olur.

Black Mirror gibi bu dizi de dünyayı salladı. Yapımcı Michael Crichton, yönetmen J.J. Abrams, oyuncular da sinema ve televizyonun ünlüleri. Anthony Hopkins gibi.

Çarpıcı, şaşırtıcı dizi isteyenlere.

27 Mayıs 2017 Cumartesi

KİTAPLAR ARASINDA 3


Necronomicon ve Cthulhu, H.P.Lovecraft
Noktürnler, Kazuo İşiguro
Bilmezsiniz Aşk Nedir, Raymond Carver
Köpek Kalbi, Mihail Bulgakov
Maya’nın Günlüğü, Isabel Allende
Kaçan Ayna, Papini
Gog, Papini
Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik, Alice Munro
Bazı Kadınlar, Alice Munro
Middlesex, Jefrrey Eugenides
Genç Prensin Dönüşü, A.G.Roemmers
Katilin Gözyaşları, Anne-Laure Bondoux
Kitap Hırsızı, Markus Zusak
Ulduz ile Kargalar, Samed Behrengi
Hızlandıkça Azalıyorum, Kjersti Skomsvold
Benim Adıma Bir Gökyüzü, Ahmed Eş-Şehavi
Akşam Güneşi, R.N.Güntekin
Aksaray’dan Bir Perihan, Suat Derviş
Aldatacağım, E.M.Karakurt
Bir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu

Okuyup blogda yazdığım kitaplar arasından en iyilerin listesine devam ediyorum.

26 Mayıs 2017 Cuma

ŞARKILAR ŞARKILAR


Yüzyüzeyken Görüşürüz-Evdekilere Selam (Tüm albüm)
Jack Everett-Bad Things
Arctic Monkeys-Do You Wanna Know?
Eypio-Günah Benim
Sagopa Kajmer-Kırık Çocuk
Elderbrook-Could
Open Minded-Shades Of Grey
Naughty Boy-La La La
Rumeli Ekrem-Sülman Aga, Hatice, Recep
Halid Beslic-Sarajevo Grade Moj
Deeperise-Raf
Erkan Oğur-Pencereden Kar Gelir
Seden Gürel-Sebebim Aşk
Sia-Big Girls Cry
Elvis Presley-Mama Liked the Roses
Elvis Presley-Something Blue
Crystal Castles-Tell Me What to Swallow
Katy Perry-Firework
Lorde-Royals
BTS-Run
Agust D-Agust D

25 Mayıs 2017 Perşembe

BERLİNLİ APARTMANI



Yaprak Öz

Yitik Ülke Yayınları

Kadıköylü şairin ilk romanı.

İngilizce öğretmeni olan şairin şiir kitapları, çeşitli dergilerde çıkan şiirleri ve romanları var.

Berlinli Apartmanı, hoş ve ilginç bir roman. Normal bir gündelik yaşamı okurken, Kadıköy hayatını okurken, roman birden korku türüne geçiyor. Korku, cinayetler, iğneli bebekler, üç harfliler. Ancak anlatım öyle yumuşak ki korkudan çok bir gülümseme yayılıyor insanın yüzüne.

Kurgu güzel, konu da çok bizden, roman da sürükleyici. Dili çok tatlı ve keyifle ve merakla okunuyor. Korku türüne girmese de zaten hoş roman olurdu. Korkuya geçişe dek olan kısım daha keyifli. Cinayetler, cinler girince içine mizah gibi olmuş.

Bir çevirmen kız Oya, abisinin ona aldığı bir evde yaşmaya başlar. Mutludur, evde çeviri yapar. Apartmandaki insanlarla tanışır. Kadıköy’de, Moda’da yürüyüşe çıkar. Abisi ve yengesi ile görüşür. Aylar geçtikçe apartmanda tuhaf şeyler olmaya başlar.

İnsanlar kaybolur, kediler öldürülür. Oya da apartmanda ne olduğunu çözmeye çalışır. Kendisi korku romanları çevirisi yaparken korkunun içine düşer.

İyi bir roman okumak isteyenlere. Yazarı keşfetmek isteyenlere. Tatlı dilli bir roman okumak isteyenlere.

Not:3/4

24 Mayıs 2017 Çarşamba

DAHA MUTLU YAŞAM


Bizim Daha Mutlu Yaşam Yurdagül'ü hepiniz tanırsınız. Psikolojik Danışman ve sürekli olarak faydalı seminerler veriyor Ankara'da.

KOSGEB'in bir projesi için blogdaki takipçi sayısını artırması gerekiyor. Yaklaşık üçyüzelli üyesi var ancak beşyüz üyeyi geçmesi gerekiyormuş.

O bazı şeyler yapmaya çalışıyor ve farkındalık yaratabilmek, katabilmek istiyor. Psikolojik danışman o ve seminerler veriyor. Örneğin, öfke yönetimi konusunda. Farkındalık projeleri yapacak ve yine seminerler verecek dolaşıp ilçelerde, köylerde.

Ankara'da kendisi. Ayrıca, özellikle Ankara'da yaşayan blogçularla da çalışmak istiyor. Bu farkındalık projeleri özellikle kadınlar için olacak. Kadınlara faydalı olacak projeler. Üye sayısı beşyüzü aşınca KOSGEB'den destek alacak.

Ayrıca, çocuk ölümleri, şiddet, pedofili üzerinde de çalışacak ve kısa film de yapacak inşallah. Bizler, blogçular önce onun bloguna üye olarak onu destekleyebiliriz. Böylece o da bu tür etkinliklerde yer alabilecek. Ayrıca, Ankara'lı blogçular için de seminer yapacak inşallah.

Seçtiği konular çok güzel, ülkemizin büyük acıları. Ticari amacı olmayan yardım amaçlı işler. Gönül verenlerle birlikte çalışacak. İşkur destekli projeler. Blogçulara destek oluyor devlet. Kadın blogçulara yardım ediyor.

Hadi onu destekleyelim. Üye olun bloguna. Bir de isterseniz ona her şeyi sorabilirsiniz. Blogundan, feysten, instagramdan.

Yurdagül Çelik

23 Mayıs 2017 Salı

RÜYA HADİSELERİ


Rüyamda bir milletvekili geldi bizim eve. Kapalı bir bayandı. Sonra onu bizim apartmandan çıkarıyordum, bir şey oldu, koluna girip çıkardım. Apartmanın önünde siyah makam arabası vardı. Arabadan ise Hadise indi.

Milletvekilini unutmuştum. Hadise ile kol kola girdik. Zara, Aydilge ve Şevval Sam konserine gittik. Zara, Gönül Dağı’nı söyledi. Şevval Sam ise Türkçe bir türküyü Yunanca söyledi. Bense hep telefondan ses ve görüntü almaya çalışıyordum. Hadise ise önüme geçiyordu. Hadise diyorum önümü kapama.

Hadise tabii yakın arkadaşız diye gülüp geçiyor. Ruh ikizimmiş zaten o benim. İkimiz de mantar, taze fasulye, antep fıstıklı bitter seviyoruz. O zaten Hadise, benim de rüyalarım hadiseli. Ondan ruh ikiziymişiz biz yani.

Konserde de onun tanıdıkları sayesinde en önde ayaktaydık. Bir yandan da onun instagramına yorum atıyorum. Kabuklu fıstık açılır ama kalp kabuk bağlarsa açması zordur. Bunu neden söyledim bilmiyorum Hadise’ye. Önüme geçtiği için kızmış olmalıyım. Hadise ile çocukluk arkadaşıymışız. Kuran kursuna giderdik birlikte.

Evlerimiz yakındı. Ben hep erkek gibiydim. Silah oynardık erkek çocuklarla, futbol oynardık. Hadise ise çok süslüydü. Onbir yaşında iken rujlara merak salmıştı. Tam seksenaltı tane lip balmı vardı. Evde derscilik oynardık. Tahta başına geçer hep bağırırdım ona, yanlış yapıyorsun bir türlü öğrenemedin derdim. Babalarımız hep akşam ezanı okunduğunda eve gelin derdi.

Hep öperdim onu. Günlük, haftalık, aylık. Bak şimdi yüz kere öpcem seni bu haftalık derdim sonra ertesi gün yine yüz kez öperdim haftalık derdim yine. Ne güzel günlerdi. Ne güzel rüyaydı ama.

21 Mayıs 2017 Pazar

BÜTÜN DÜNYA


Bütün Dünya küçük ama sevimli bir dergi.

Bu dergi aslında altmış yetmiş yıllık dergi. 1950’lerin başında çıkmaya başlamış, otuz yıl kadar yayınlanmış ve kapanmış. Aradan bir yirmi yıl geçmiş ve tekrar başlamış yayın hayatına. Tekrar çıkartan da Mete Akyol adlı eski bir gazeteci.

Bu dergi, ünlü Amerikan dergisi, Reader’s Digest’a benziyor. Boyutları da içeriği de. Genel kültür dergisi. Birçok farklı konuda bilgilendirici ve tatlı yazılar var. Bir de çok eski bir çizgi karakter, Mankafa Poldi.

Örneğin, Mayıs sayısında Atatürk, Abdülhamid, Bülbülü Öldürmek adlı roman, Refik Halit Karay, CSO, DTCF, Guernica, Robert Redford, Faraday, Adalı olmak gibi birbirinden değişik ve hoş yazılmış konular bulunmakta.

Taşıması kolay, okuması kolay ve ucuz bir dergi.

TEMREN


İzmir çıkışlı bir edebiyat dergisi. Temren Yayınlarının çıkardığı bir dergi.

Şiir, öykü, deneme, edebiyat üzerine makalelerin olduğu dergide genel olarak yayınevinin yazarları var. Muhalif dergilerden, olması gerektiği gibi. Yani şiir ve edebiyat her zaman öncüdür ve muhaliftir zaten.

Eskilerle yenileri birleştirmeye çalışan sayfalar. Neslihan Perşembe, Hatice Kübra Öktem, Arzu Karadağ gibi şairler var dergide. Tasavvuf üzerine inceleme ve tasarım dönüşüm üzerine bilgilendirici bir yazı da var. Çöp olarak atılan nesneleri sanata dönüştürmek çevreci bir eylem.

Yazmak üzerine bir deneme ise oldukça iyi. Edebiyat yazanların edebiyat yapmamasını öğütlüyor. Sade ve samimi yazın diyor. Yunus Emre gibi örneğin. Bu noktada Füruzan’ın Kırkyedililer romanını örnek vermiş.

Sanat edebiyat dergilerinin çoğalması, okunması dileğiyle.

Dergiden kısa bir iki dize:

o kadar adam varken Hatice tuttu Ali’yi sevdi
kim inanır şimdi Ali için ağlıyor desem

20 Mayıs 2017 Cumartesi

PARÇALANMIŞ GÜLÜŞLER



Tolga Yazıcı

Siyah Beyaz Kitap

Parçalanmış Gülüşler bir uzun öyküler kitabı.

Genel olarak zor hayatlar anlatılmış. Parçalanmış hayatlar. Hüzünlü öyküler. Ancak mizah da var. Sokaklardan gelen öyküler diyebiliriz. Yoksulların da hayatı ayrıca. Sokaklar olduğu için kahramanlar da sokak diliyle konuşuyor. Argo bol ama kahramanlara yakışıyor. Olması gerektiği gibi yani.

Biraz yer altı edebiyatı havası da var. Batuhan Dedde, Latife Tekin, Metin Kaçan dilini de andırıyor. Öyküler yaşamın içinden ve canlı. Savrulanlar, sürüklenenler, kaybedenlerin kahraman olduğu öyküler hepsi. Dil de çok yaşayan bir dil olduğu için öyküler keyifle ve merakla okunuyor ve genelde insan kahramanlara üzülüyor.

İlk öykü Yiğit Pek’in hayatı kitabın en güçlü öyküsü. Yiğit ve mahalle arkadaşları. İkinci öykü Selim ile Zeliha’nın imkansız aşkı da yürek burkucu. Üçüncü öykü de aşk ilişkileri üzerine kurulu ancak bu öykü kitaptaki diğer öykülerden farklı, bu öyküde kaybedenler yok, o nedenle çok uymamış kitabın genel havasına. Dördüncü öyküde bir yazar var, yazdığı karakter olmak isteyen bir yazar, bu öykünün düşüncesi ilginç. Son öykü ise doğuda yaşayan Dilba’nın öyküsü ve etkileyici.

Yiğit, Selim, Dilba’nın hayatları diğer iki öyküden daha etkileyici. Tolga Yazıcı, yazmayı seviyor ve roman türünde bundan sonra da iyi kitaplar yazabilir. İnsanı içine çeken bir anlatımı var. İlk kitap olarak başarılı.

Bazı yazım hataları ve argo kullanımı göze çarpıyor ama bunlar da diğer kitaplarda değişecektir.

Not:3/4


(Tolga Yazıcı, aramızdan bir blogçu arkadaş, eskilerden o da, genelde herkesin tanıdığı ve sevdiği. Başarılar diliyoruz)

19 Mayıs 2017 Cuma

GÖKDELENİN TEPESİNDEN İNSAN MANZARALARI


Berkay Daçe

Gece Kitaplığı

Kitabın kahramanı bir gökdelenin tepesinden kendini aşağıya bırakıyor ve bizlere her bir katta bir hikaye anlatıyor. Yani 102 öykü var.

Bu hikayeler kısa kısa genelde ve kahramanın hayatından kesitler sunuyor bize. Genel olarak İstanbul ve Ankara öyküleri diyebiliriz arada yurtdışı da var. Kahraman genç biri ve geçmişini anlatıyor. Arkadaşlıkları, aşkları, okul yıllarını.

Öyküler belli ki yarı gerçek yarı kurgu. Olması gerektiği gibi. Gerçeklerden yola çıkarak kurgu yapmış kitabın anlatıcısı. Birinci tekil şahıstan, kendisi anlatıyor kahramanımız.

Öyküler hem dramatik hem de mizah da var içinde. Dili rahat ve kitap sürükleyici olduğu için keyifli bir okuma diyebiliriz. Güncel ve dolu dolu öyküler.

Not:3/4

(Berkay Daçe aramızdan bir blogçu arkadaş. Son zamanlarda bloguyla çok ilgilenmiyor)

http://dacederki.blogspot.com.tr/

FİLM SEÇKİSİ 16


ANNE

Mama

Julio Medem, 2015, İspanya

Meme kanseri olduğunu öğrenen bir anne oğlu ile ilgilenirken bir de hamile kalır. İyi ve duygusal bir film. Annelik üzerine. Not:3/4

KÖY

The Village, 2004, A.B.D.

Bir köyde garip şeyler olmaktadır. Köyden kimse dışarı çıkmaz. Yandaki ormana kimse gitmez. Çünkü ormanda yaratıklar vardır. Ancak bir kız çıkmak ister ve düzen bozulur. Seyri hoş film. Not:3/4

KUSURSUZ FIRTINA

The Perfect Storm, 2000, A.B.D.

Bir balıkçı gemisinin fırtınada yaşadıkları. Gerçek olaydan uyarlama filmde bu gerçek olaydan alınma görüntüler de kullanılmış. Aksiyon sevenler için iyi. Buna benzer Koruyucu (The Guardian) da çok iyi. Not:3/4

KRAL VE BEN

The King and I, 1956, A.B.D.

Bir sinema klasiği. Müzikal, komik, tatlı. Bir öğretmen, Siyam kralının çocuklarına ders vermek için Bangkok’a gider. Kral ile öğretmen arasında çekişme olur. Kaçırılmazlardan. Not:3/4

YAĞMURDAN ÖNCE

Before the Rain

Milcho Manchevski, 1994, Makedonya

Bosna savaşı esnasında geçen üç öykü ve aralarında gizemli bir bağ var. Bir rahibin sakladığı bir kız, hamile bir kadın ve memleketine dönen bir fotoğrafçı. Üçü de savaşın etkilediği hayatlar yaşar. Müthiş bir başyapıt. Not:4/4

18 Mayıs 2017 Perşembe

EKŞINLI RÜYALAR


Küçük kardeşimi okuldan almaya gitmişim onların bir şeyi varmış töreni, bütün öğrenciler dışarda, sonra bir kadın geliyor genç, böyle bana sarılıyor ben de ona sarılıyorum, tanıyormuşum galiba sonra beni ayaklarımdan tutup kucağına aldı ben de hemen napıyosun ya sen dedim, kadın kaçıracak galiba beni,  ben kaçıyorum o peşimden geliyor, okulun içine girdim tuvalete sonra dedim içimden ne kaçıyorsun bir şey yapamaz, sonra tuvalet çıkışı yine yakalandım, bu defa merdivenlerden hızlı indim dışarı kaçtım, küçük kardeşimin elinden tuttum hadi dedim, okulun bahçesine kadar fır döndüm.

Neyse çıktım gidiyordum demirler vardır ya okulun etrafında ben de oraya bağırdım, seni sevmiyorum seni sevebilirdim ama artık nefret ediyorum senden dedim, sonra gidiyordum babam arabayla gelmişti zaten, kardeşim de içinde sonra babam bana dedi ki gözünün içinde tümör varmış, sonra benim gözlerim doldu ağlıycaktım nerde gittin doktora dedim, buradaki devlet hastanesine mi, evet dedi, dedim buraya güvenilmez dünya göz hastanesine git dedim o da tamam dedi.  Sonra uyandım işte ne ekşındı valla rüyamda hem ekşin hem macera ve duygu yüklü.

Yine uyudum. Camdan bir çocuk bir şey sıktı aşağıdaki herkes bayıldı, o beni kaçırmak isteyen kadın da orada ağaçların dibinde duruyordu içimden dedim hala gitmemiş sonra o da bayıldı, ben de okuldan koşarak  kaçtım.

Yine uyandım uyudum. Arkadaşım kaza yapmış. Yani ilçe değil kaza. Hiçbirimiz ulaşamıyoruz ona. Bi pencereden dışarıya bakıyorum. Dışarıda büyük bir arazi var. Arazinin en öteleri kocaman bir alan, orası Rusya’ymış. Camlı camlı kubbeli değişik binalar var orada. Ama fırtına çıkıyor, kocaman yedi sekiz tane hortum oranın üstünden geçiyor, neredeyse bütün binaları yok ediyor. İnsanların çoğu kaçıyor neyse ki.

Biz de binalarımızda gözetim altında yaşıyoruz. Ajan gibi insanlar biz sıradan insanları takip ediyor, ben de kaçmaya çalışıyorum.

Bence rüyalarımda mistik güçlerim etkinleşiyor. Geçmiş yaşamlarımın ruhu gelip beni ele geçiriyor geceleri.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

KUAFÖRCÜLÜK


Evde eskiden annem ben ve kardeşim hep çekişirdik. Annem bize hep doğru davranmayı öğretmeye çalışırdı. Bir anneler gününde, bak ben sizin için bir dolu şey yapıyorum, bu anneler gününde siz de bana bir organizasyon yapın demişti.

Biz de kek yapmıştık ve ona fitness takımı almıştık. Salona gittiği için. Pek mutlu olmuştu. Annemize, sen aramızda en delisin derdik, ben ikinci deli, kardeşim de üçüncü deli. Her ailede olduğu gibi biz de kardeşimle geçinemezdik. Kardeşim bana derdi, sen hastanede karışmışsın, bizden değilsin.

Ben derslere düşkündüm, o makyaja giyime. Kardeşim olsa da kıskanırdım onu. Ben takıntılıydım o rahattı. Onunla çok uğraşırdım. O da ben onu üzünce gider annemize, o beni incitti derdi. Ben de onun taklidini çıkarırdım. Ben çalışkan olsam da onun rahatlığı hasta ederdi beni. Bir elinde cımbız bir elinde aynaydı.

Ona gıcığımdan hep ters bir şeyler yapmak isterdim. Yapboz severdi, bir tek yapbozu saklardım, araya araya helak olurdu. Onun çizgi film sidilerini saklardım. O da anneme şikayet ederdi. Bir gün babam benim çizgi film sidilerimi yok etti, attı yani, bana kızıp. Bu en ağır ceza olmuştu. Ama en eğlenceli zararım My Little Pony olayı idi.

Benim saçlar kısa kardeşiminkiler uzundu. Onu da kıskanıyordum. Bir plan yaptım. Kardeşim My Little Pony hastasıydı. Tam yirmi tane oyuncak ponysi vardı. Gel dedim kuaförcülük oynayalım. Ponylerin saçlarını keselim. Kardeşim benimle oyun oynamanın mutluluğu ile şaşkındı. Yirmi ponynin saçlarını kestik. Çok komikti. Çok güldük. Ama iş bitince kardeşim cıyak cıyak ağlamaya başladı. Çok üzülmüştü.

Sonra annem ertesi gün kardeşime iki yeni pony aldı.

16 Mayıs 2017 Salı

ADA MEVSİMİ


Adalar mevsimini açtım. Adalara gitmeye başlayınca havaların ısındığını bahar yaz geldiğini anlayabiliyorum. Vapurda öğrencileri görmek çok hoş oluyor. Herkes deniz havası ada havası almaya gidiyor.

Selverle gittik adaya. Ben tabii öncelikle Sait Faik için gittim. Selver pek ilgilenmedi. Sevmek zorunda değil tabii. Sait Faik’in evinden minik bir magnet aldım. O ünlü sözünün olduğu magnet. Bir insanı sevmekle başlayacak her şey. Hatıra diye işte. Ona bir mektup yazdım ama kısa oldu, Selver sıkıldı çünkü. Sait Faik’in kapı girişindeki heykelinin dizlerine yazarın öykü kitaplarını koyup fotoğrafını çektim.

Faytona binmek istedi. Ben daha karar veremeden binmişti bile. Çok korktum ben faytonda. Atlar çok büyüktü. Bir de öyle hızlı gidiyorlar ki. Faytoncu çok vuruyordu atlara. Ben korkudan etrafımı bile göremedim.  Selver o gezide mutluydu.

Hemen iskele karşısındaki kafede tost çay yedik. Ben yürüyerek çevreyi gezmek istiyordum ama o hep selfie çekmek istiyordu. Edebiyat sevmek başka bir şey tabii. Burgaz üstüne bir de Heybeli’ye gidelim Hüseyin Rahmi’nin evini görelim deseydim gülerdi artık.

Adalara en iyisi yalnız gitmeli. Büyükadada kahvaltı etmeli, hemen iskeleye yakın sokaklarda, yukarıya yürümeli kiliseye, adadaki eski binaları gezmeli. Burgaz’a yine gelip Kalpazankaya’ya yürümeli. Manzarayı izlemeli. Sait Faik’in yazı yazdığı odada karşıda baktığı manzaraya bakmalı penceresinden. Heybeli’nin mavi noktalı plajlarında yüzmeli. Kınalı pazarına gitmeli.

Adalar ve vapur büyük mutluluk.

15 Mayıs 2017 Pazartesi

PEYNİRLİ YUMURTA



Tavaya bir tatlı kaşığı tereyağı koyuyoruz dolu dolu. İçine peynir doğruyoruz, istediğimiz peyniri, tulum loru da olabilir. Ayrıca, peynire ek olarak biraz kaşar da doğrayabiliriz. Bu bekliyor.

Başka bir yerde üç yumurta çırpıyoruz. Dereotu, maydonoz, taze nane de birer tutam koyup karıştırıyoruz.

Tavayı ocağa oturtuyoruz. Yağ eridiği anda yumurta ve ot karışımını üstüne döküyoruz. Tahta kaşıkla yapıyoruz karıştırmayı.

Karıştırıp düzeltiyoruz. Kapak kapatıp üstüne pişiriyoruz. Çok pişmeyecek, kurumayacak.

Tabağa koyunca üstüne kırmızı biber ve karabiber serpiyoruz. İstersek sosis, salam da ekleyebiliriz.

Omlete benziyor ama omlet yaparken kapakla kapatmayız. Kapaklı yapınca biraz kabarıyor.

Güzel tadı, tereyağından, otlardan ve peynirden geliyor. Bu tür yemekler favorim.

12 Mayıs 2017 Cuma

GÜNEŞE SÜRGÜN


Günesürgün, kendisi bir pembe lotus çiçeği, kısa adıyla Gün, aydınlanmanın temsilcisi. Güneşe doğru yön gösteriyor. Kitabın şarkısı ise Deniz Tekin'den Güneşe Doğru. Güneşe Doğru Günesürgün yolcuları.

Günesürgün, en kişisel kitabım. Diğerlerinde olduğu gibi öykü, deneme, şiir yok. Günce, anı parçaları şeklinde. Biyografi, otobiyografi gibi biraz da. Anlatı veya. Yazıların bir kısmı gündelik yaşantımdan, günlerimi, çevremi, mahalleyi, apartmanı, anlatıyor. Alışveriş yaptığım market bile var. Kişisel ama sadece biraz süsledim anıları, okunması daha keyifli hale getirdim. Ayrıca, aile, akraba, çocukluk arkadaşlarım, okul arkadaşlarım da var, semtteki insanlar da.

Günesürgünü ilk okuyan arkadaşlarım yazmışlardı bloglarında. Kitabın eski kapaklı hali piyasaya çıkmaya gecikince, bahar için yani Mayıs ayı için baharlık yeni kapakla çıktı piyasaya. İlk okuyan arkadaşlarım eski kapakla okumuştu. Daha sonra başka arkadaşlarım da alıp okudu, face'de, instada, twitırda fotolarını koydular kitabın.

Kitaplarımı soran arkadaşlarım var. Net dışında kitapçılarda kolay bulunmuyor, dağıtım sıkıntısı oluyor. Ancak, Ankara'da Çayyolu Mesa Plaza Dorlion Kitabevinde, Eskişehir'de İnsancıl Kitap ve Sahaf'ta, İzmir'de Bornova Serüven Kitabevinde bulunabiliyormuş kitaplarım.

Bu arada, kitabın içine ayraçlar halen yerleştirilmemiş. Yerleştirilince haber vereceğim.

EREN (Okuma Günlüğüm)


TURGAY AKSOY


ÖZLEM BERBEROĞLU


(Foto: Jysra Reçani)

10 Mayıs 2017 Çarşamba

ÖZ


Bazen odun gibi oluruz ya da ot gibi. Derste veya  işte durgunluk olur, isteksizlik, ot gibi oluruz işte. Veya diyelim bir eğlenceye gideriz, dansa, konsere, herkes oynar zıplar, biz odun gibi dinleriz müziği. Ama annemizin telefonunun zil sesini duyunca hemen oynamaya başlayabiliriz evin içinde.

Umursamazlığa sararız. Bir süre her şeyi ciddiye almışızdır, değmemiştir, biz de bir anda umursamaz oluruz. Bir ortama gireriz, çekingenlik, panik, stres olur. Geri gideriz sanki. Ama bir anda inatlaşırız kendimizle. Bir ortama girmekten çekiniyor muyuz, inadına gireriz o ortama, inadına konuşuruz.

Genelde sessizken, sussuzken, birileri ters bir şey söylese bile susarken, o kendimize inat döneminde, biri bizi kırsa, gider hemen söyleriz, hiç hoşuma gitmedi vurgulama şekliniz, kırıldim bilmenizi isterim, deriz. Oysa bunu yapmak genelde hiç de bizlik değildir.

Kaybetme korkusu hepimizde vardır. Hele küçükken birilerini kaybettiysek. Çocukken okul arkadaşlarımızın başka şehirlere gitmesi, bir büyüğümüzü kaybetmek gibi kayıplar küçük yaşta içimize işler, şaşırtır, savunamayız kendimizi ve değişik tavırlar geliştiririz.

Diyelim çocukken biri bizi korkutur, kendisi belki farkında bile değildir, bebekken mesela biri bize kazara bile olsa dokunmuştur ya da yüzümüze bakıp gülmüştür, korkmuşuzdur ve hiç unutmayız o anı. Belki de bu nedenle bize dokunulmasını sevmemişizdir. Ya da kalabalıkta kaybolmuşuzdur birgün, mesela sinema çıkışı annemizi kaybetmişizdir kalabalıkta ve bunu unutmamışızdır. Bu nedenle bir daha kalabalığı hiç sevmemişizdir.

Hep birileri uzaklara giderse veya gider dönmezse, kaybedersek, düşünürüz, acaba bizim yüzümüzden mi gidiyorlar. En iyisi kimseyi sevmeyim ki çok seversem birini ona bir şey olur, uzağa gider, hasta olur, diye düşünürüz. Belki de sevgim zararlıdır gibi. Kaybetme korkusu kodlanmıştır bazen genetiğimize. Birine kırılırız örneğin ama kırgınlığımı kızgınlıkla gösteririz. İnsan özünü sevmese de bir giysi gibi giyiyor.

(Not: Hepimize iyi kandiller)

9 Mayıs 2017 Salı

ASİYE


Asiye hanım teyze bizim karşı apartmanda oturur. Giriş katında. O yüzden apartmanda ne olur biter bilir. O apartman çok iyidir. Kendisi apartmanın ilk sakinlerindendir. Eşiyle evlendiğinde o evi almışlar. Eşi onu üç kızları olduktan sonra terkedip gitmiş daha genç bir kadınla evlenmiş.

Apartmanın çok güzel bir arka bahçesi var. Ağaçlar, çiçekler içinde. Bir de masa ve sandalyeler vardır. Gölgeliktir. Apartmandakiler akşamüstleri o bahçede toplanır. Öğrenciler de gelir. Biri çay yapar, diğeri simit alır, bir başka apartman sakini domates peynir getirir. Yer içer sohbet ederler.

Asiye hanım teyzenin üç kızı var. Üçü de üniversiteyi bitirdi. Asya, Azra, Ahu. Üçü de güzeldir. Asya okuldan üniversiteden arkadaşımdır ayrıca. Bir keresinde dördü uçakla bir yere gidiyorlardı, geziye. Uçakta Asiye hanım teyzenin eski eşi ve ailesiyle karşılaşmışlardı. Ben de o bahçede bir akşamüstü bu ilginç karşılaşmayı dinlemiştim.

Asya, Azra, Ahu üçü de ilginç evllikler yaptılar. Asya, değişim öğrencisi olarak Tunus’ a gitmişti. Hukuk okuyordu. Orada bir Tunus’lu oğlana aşık oldu. Oğlan, bir pastanede garsondu. Asya çocuğu İstanbul’a getirdi. İş buldu çalıştı çocuk. Evlendiler, Asya ilk bebeğine hamile iken çocuğunu anne karnında bir kemik hastalığı nedeniyle kaybetti.

Azra ise Erasmusla Fransa’ya gitti ve öğrenci bir Fransız çocuğa aşık oldu. Çocuk da okulunu bitirince İstanbul’a geldi, öğretmenliğe başladı, onlar da evlendiler. Mutlu oldular onlar da. Ahu ise bir staj için Libya’ya gitti. Staj yaptığı işyerindeki bir adama aşık oldu. O da adamı İstanbul’a getirdi ve onlar da evlendiler.

Üçü de Asiye hanım teyzeye yakın oturuyorlar. Damatlarını sever teyzemiz.

7 Mayıs 2017 Pazar

LİMONLU YABAN MERSİNLİ KEK



3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
yarım bardak ayçiçek yağı
1 limonun kabuğunun rendesi
1 limonun suyu
1 su bardağı yaban mersini
1 su bardağı damla çikolata
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
3 su bardağı un

Yumurtaları çırp şekerle, sütü ekle, yağı koy, çırpmaya devam ediyoruz.

Limon kabuğu rendesi ile limon suyunu ekle, homojen kıvama gelince unu koyuyoruz ama mikserle karıştırmadan unu, mikserle karıştırınca gluten oluşuyor, lastik gibi. Spatula ile karıştırmalı.

Kabartma tozu ekliyoruz. En son da yaban mersini ve çikolatayı koyuyoruz. Karıştırıyoruz. Sonra fırına koyuyoruz. 190 derecede pişiyor. Yarım saat veya kırk dakika sürüyor. Bıçak batır, bıçak temiz çıkıyorsa pişmiş demektir.



PROFESÖR


John Katzenbach

Koridor Yayıncılık

Psiko Analist yazarından yine bir psikolojik gerilim. Analist’de bir terapist vardı, bu kez bir psikoloji profesörü.

Yine gerilim, güzel kurgu, heyecan, kötülükler, macera, masumlar. Yine bir kez elinize alıp okuyacağınız romanlardan, okunup unutulacak kitaplardan. Türü sevenler için iyi, ancak gizem ve gerilim Analist kadar güçlü değil.

Bunun bir nedeni de, olayların üç dört kahramanın açısından anlatılması. Profesör, polis, kötü adamlar ve kurban, hepsinin gözünden izliyoruz gerilimi. Bu tür romanlarda bu kurgu dikkat dağıtıyor. Tek bir anlatıcı daha iyi.

Profesör Adrian, artık yaşlıdır ve unutkanlık başlamıştır. Bir genç kızın kaçırıldığına şahit olur. Hafızası gidip gelse de bu kızı kurtarmak istemektedir. Polisle işbirliği yapar ancak işi polise bırakmayıp kendi çözmeye kalkar.

Okunabilir bir gerilim. Tüyler ürpertici değil.

Not:3/4

6 Mayıs 2017 Cumartesi

ŞARKI LİSTESİ


The Chainsmokers-Don't Let Me Down
Esra Istrefi-Bonbon
Jay-Jay Johanson-You'll Miss Me When I'm Gone
Russian Red-I Want To Break Free
Deniz Tekin-İzmir'de Gün Batımı
Feride Hilal Akın-Bilir Mi
Yeni Türkü-Fırtına
İkiye On Kala-Bu Şarkıda Senden Bahsetmek İstemezdim
Jacob Gurevitsch-Lovers in Paris
Nara Noian-Hier Encore
Jill Barber-Sous le Ciel de Paris
Buika-No habra nadie en el mundo
Ghost-Year Zero
XYLO-Afterlife
John Bellion-80's Films
Tove Lo-True Disaster
Kazım Koyuncu-Yalnızlığı Anla
Dexys Midnight Runners-Come On Eileen
Rare Earth-Get Ready
Reluctant Heroes-Nate Wants to Battle
Adamlar-Rüyalarda Buruşmuşuz

Eskilerden yenilerden ve farklı türlerden bir şarkı gezisi oldu.

KEMİK



Bedri Baykam

Kemik, küçük yaşta yeteneği fark edilen ünlü ressamımız Baykam’ın 2000 yılı başında yazdığı bir roman.

Yazıldığı zaman yasaklanıp toplatılmış olan romanda cinsellik ön planda. İki konu var metinde. Genç bir reklam fotoğrafçısı olan Selim’in güzel yaşamı ve kızlara olan merakı. İşi ve arkadaşları. İkinci konu ise Türkiye’nin değişik çizilmiş yaşamı ve siyaset.

Selim’in yaşamı daha ilginç siyasi bölümlere oranla. Onun cinsellik merakı ise ilginç değil. Flört bölümleri hoş olsa da cinsel bölümler hoş değil. Belki de genelde roman türünde cinsellik hoş durmuyor.

Selim’in yaşamı dışındaki ülkemizle ilgili bölümlerde Türkiye modern bir ülke olarak çizilmiş. Dünyanın önde gelen ülkelerinden, Avrupa Birliğine girmiş, teknolojik yönden çok gelişmiş, yabancıların temel uğrak yerlerinden olan bir ülke.

Ayrıca, ressam Baykam, ülke siyasetini de anlatıyor, geçmişini, bugününü. Kendi düşünceleri açısından elbette. Romanın bu bölümleri pek ilginç değil. Tarih, siyaset pek uymamış baş kahramanın hayatının yanında. Modern Türkiye düşüncesi ilginç tabii.

Altıyüz sayfalık bu roman, belki yarıya inse daha hoş olabilirdi. Tarihi, siyaseti ve cinselliği yazmasa, sadece teknolojik Türkiye’deki Selim’in yaşamını anlatsa keyifli bir bilimkurgu olabilirdi.

Not:2/4

5 Mayıs 2017 Cuma

PSİKO ANALİST



John Katzenbach

Koridor Yayıncılık

Psiko Analist, gerilim romanlarını sevenlerin mutlulukla okuyacağı kitaplardan.

İyi adam bir psiko analist, kötü adam da çok zeki ve çok ince bir planı var. Kitabın yarısında olaylar tamamen başka bir yöne dönüyor. Sonu da iyi bitiyor.

Doktor Starks, bir gün bir not alıyor, ya kendini öldür ya da yakınlarınızdan bazılarını öldüreceğiz diye. İnsan psikolojisi ile ilgili bir doktor olduğuna göre ilk akla gelen ya eski bir hastası ya da eski bir hastasının yakını ondan intikam almak istiyor.

Doktorun karar vermek için onbeş günü var. Doktor, kötü adamın peşine düşüyor. Onbeş gün içinde kötü adamı bulmalı. Ve bulunca da ne yapacağı belli değil. Bir doktor kendisini ortadan kaldırmak isteyen bir adamı öldürebilir mi?

Heyecanı düşmeyen kurgunun keyfini çıkarmak için bu tür romanlar kısa zamanda okunmalı. Günde birkaç sayfa okunarak zevki çıkmaz. Kaptırıp birkaç günde bitirmeli.

Tam tatil romanı, yazlık roman.

Not:3/4