28 Temmuz 2016 Perşembe

KUTUP SOĞUĞU



Arnaldur Indridason

Bir Reykjavik Polisiyesi

Sesler, Sular Çekildiğinde adlı romanlarından tanıdığımız Indridason’dan yine ustaca bir klasik polisiye. Gerilim, aksiyon yok, sadece olaylar var bu soğuk ülkenin az nüfuslu şehrinde geçen romanda.

Tayland kökenli küçük bir oğlan öldürülüyor. İlk anda hemen ırkçılık düşünülüyor. Irkçılık demek bile zor çünkü artık ırkçı sözler bile bir suç Avrupa’da, aşağılayıcı konuşmak bile bir suç. Irkçılık ve çocuk tacizi hemen ilk akla gelenler.

Olay elbette bizim Erlendur’a veriliyor. Erlendur, hayatla başa çıkamayan bir polis. Karısı gidiyor, çocukları gidiyor. Çocukları ile iletişim kurmayı beceremiyor. Duygusal ilişki kuramıyor. Yalnızlık düşkünü. Zaten evde de durmuyor. Cinayet peşinde hep.

Çocuğun katilini ararken bir de kadın kaybolur. Huysuz Erlendur kayıplara karşı hassastır çünkü kardeşi bir zamanlar karda kaybolmuştur ve Erlendur bu olayın halen üstesinden gelememiştir.

Kuzeyde, karda kışta, donda fırtınada, Erlendur ve arkadaşları iki olayın peşine düşerler. Bu cinayetler de olmasa Erlendur nasıl zaman geçireceğini bilemez.

Indridason’dan kusursuz polisiye. Sakin, sıradan, hayat gibi.

Not:3/4

27 Temmuz 2016 Çarşamba

FİLM LİSTESİ 6



Metropolis, 1927, Almanya

M, 1931, Almanya

İradenin Zaferi, 1935, Almanya

Kabare, 1972, A.B.D.

Annie Hall, 1977, A.B.D.

Guguk Kuşu, 1975, A.B.D.

Kayıp, 1982, A.B.D.

Nehirde Ölüm, 1950, A.B.D.

25 Temmuz 2016 Pazartesi

GUSTO


Biz Türkler genelde hızlı yiyoruz yemeği. Örneğin, bizim ailede yemek yaklaşık yedi dakikada bitiyor. Koyu bir sohbet varsa hadi on dakika. Onbeş dakikada bitmesi ise bir rekor.

Ama hazırlaması uzun sürüyor. Dolma sarma filan salata komposto, şu da olsun bu da olsun. Diyelim bir yemek hazırlamak kırkbeş dakika sürüyor. Beş dakikada bitiyor.

Bir de her şeyi yiyoruz bir arada. Kuru fasulye pilav soğan cacık veya salata hoşaf ardından tatlı. Biraz zaman geçiyor çay. Gece yine acıkır yeriz bir şeyler.

Mesela Fransızlar bu konuda bize hiç benzemiyor. Bir öğünleri yaklaşık ikibuçuk saat sürüyor. Çok çeşit de yok. Diyelim iki parça et alırlar, biraz salata tamam bir de onlar şarap seviyorlar, beyaz şarap. Bütün yemek bu. Ama ikibuçuk saat sürer. Sohbetle yavaş yavaş keyifle.

Diyelim sahilde yiyecekler, mumlar, güller, müzik, pek zevklidirler. Zaman kavramları bizden farklı. Dans örneğin. Bizler dans ederken çok hareketliyiz veya göbek atarken.

Onlar öyle yavaş dans eder ki. Nerdeyse yerlerinden kıpırdamazlar. Ayakları hiç oynamaz. Adım atmazlar. Bedenleri hareket eder.

Biz hemencecik bitiriyoruz her şeyi. 

24 Temmuz 2016 Pazar

RİMA


Ya İstanbul’a tatile geldim, çok ters bir zamanda. Ankara’dan geldim. Evim tam Meclis’in arkasında.

İyi de oldu, İstanbul’a gelmem. Çünkü, Ankara’da evimin orası çok tehlikeliydi, 15 Temmuz gecesi bizim orda oturan herkes tedirgin bir gece geçirdi. Kuzgun Sokak’ta yaşıyorum.

İstanbul’daki arkadaşlar, bu gelişimde Moda’ya geldim, bana darbeci diyorlar, şaka tabii. Ankara’dan geldiğim için işte, darbenin merkezi. Ne anlarım ben darbeden. Öğrenciyim sadece. Bizim okulda ancak kahve makinesi için kavga çıkar ancak ya da kola makinesi. Darbeder diye alay ettiler.

Moda sakin yer. Biz burda tatil modundayız. Neredeyse bikini parmak arası ile gezeceğiz, sahilde. Dondurma, limonata. Dünyadaki olaylarla pek de ilgimiz olmuyor. Dışarıdan izliyoruz olanları.

Moda Deniz Kulübü de sık sık gittiğimiz yer, yüzmeye, güneşlenmeye. 15 Temmuz gecesi ordan askerleri alıp götürdüler ya. Gündüz yüzüyorduk biz. O kaçırılmayı duyunca, gece, biz hemen çıktık evden kulübe gittik, dedikoduları almaya.

Bir iki gün sonra da askerler geldiler, inceleme yapmaya, o gece neler oldu diye. Düğün vardı ya o gece, kaçırılan generalleri de tanıyorduk biz, yani ordan, yüzmeden, havuzdan, uzaktan görürdük zaten. Çok tontoş amcalardı hepsi.

İşte böyle oldu. 15 Temmuz’dan bu yana bizim burda her şey aynı yine. Sadece bir kez kavga etti insanlar. O da içki kavgası oldu. İçenlerle içmeyenler.Biz de uzaktan gördük. Bugün de sporla geçti.

TAŞ USTASI



Camilla Lackberg

Buz Prenses, Yabancı, Vaiz ve Taş Ustası. Lackberg, günümüzün en iyi polisiye yazarlarından. Kendisi yazarlık kursu alarak yazar olmuş ama şimdi herkesin sevdiği biri oldu. Üstelik, polisiyeleri kendi doğduğu kasabada geçiyor hep, Fjallbacka, İsveç.

Sevgili polisimiz Patrick başrolde yine. Patrick’in aile hayatını yakından biliyoruz. Bir yandan iyi bir aile olmak, evinde olmak isterken, diğer yandan da katillerin peşinde koşması gerekiyor. O kadar sakin sessiz bir kasaba ki yaşadıkları, cinayetler olması hiç beklenmedik. Cinayetler de hep geçmişten kaynaklanıyor.

Bu kez de bir küçük kız öldürülüyor. Ufacık yerde herkes birbirini tanıyor zaten. Patrick ile hepsi de komşu. Böyle bir ortamda cinayet olması çok saçma. Ancak oluyor işte. Hırs, gurur, intikam her an her yerde. O soğukta nasıl da üşenmeden cinayet işleyebiliyorlar ki.

Taş Ustası, geçmişten gelen inanılmaz bir sır ve intikam öyküsü. Lackberg, durgun kasabada, sakin insanlar arasında ve dört kitaptır tanıyıp benimsediğimiz aynı insanlar arasında gerçekleşen ölümler ve nedenlerini mükemmel bir dille anlatıyor.

Mutlu eden güvenilir yazar.

Not:3/4

23 Temmuz 2016 Cumartesi

ŞEYTANIN SAĞ ELİ



John Saul

Conway ailesine miras kalıyor. Kocaman bir ev. Taşınıyorlar eve. Ama ev perili. Bir sürü gizemli olay oluyor. Büyüler, adaklar, bir sürü şeytanca  ayin.

Evin bir geçmişi var. Bu geçmiş, zavallı ailenin peşinde. Çevre halk da onları rahat bırakmıyor. Çünkü evin şöhreti kötü.

Korku severlerin çok izlediği filmlere benziyor.  Son yıllarda örneğini izlediğimiz gerilimlerden. Acı çekmiş ruhlar bu evlerden bir türlü gidemezler.

Cinli perili musallat hikayelerini sevenler için kolay okunan yumuşak korku romanı.

Heyecanla okurken meyve suyu içip karpuz yemeyin. Hep kitaba dökülüyor sonra.

Not:3/4

22 Temmuz 2016 Cuma

FİLM LİSTESİ 5



Güz Sonatı, 1978, İsveç

Amcam, 1958, Fransa

Rastgele Balthazar, 1966, Fransa

Bir İdam Mahkumu Kaçtı, 1956, Fransa

İdam Sehpası, 1958, Fransa

Öldürme Arzusu, 1975, Fransa

Sen Benimsin, 1969, Fransa

Yağmurla Gelen Adam, 1969, Fransa

20 Temmuz 2016 Çarşamba

RESİM ANALİZİ 5



Bizim ünlü dahi Michel Angelo gitmiş ünlü Sistine Şapelinin tavanına fresk yapmış. Ne fresk ama. Nefresk. Tavanda. Yani önce yerde yapıp, sonra, tavanı yerine koymuyor. Tavanda yapıyor. Bu tavada yapmaya benzemiyor tabii.

Bu resimleri bırakın boyamayı, acaba nasıl çizdi tavana? Ya şöyleeee. Michel Angelottii bu kocaman resmi yerde yapıyor. Sonra duvar kağıdı gibi tavana yapıştırtıyor olmalı. Derby yapıştırıcı ile. Derby yapıştırıcı, boya malzemeleri satan dükkanlarda satılıyor. Michel Angel de boyacı sayılır. Ressam boyacı. Her zaman gittiği dükkana gidiyor.

Dükkan sahibi yakın arkadaşı Leonardo Vadinci diyor ki, Derby kalmadı, tinerciler hepsini aldı. Derby kokluyorlar ya insanlar, ucuz kafa bulmak için, ucuz kafa yok tabii, ucuz yoldan kafa bulmak için, ucuz yol yok tabii, kafa bulmayı ucuza getirmek için. Kocaman bir Derby altı lira.

Neyse, bizim Michel, şapele gidiyor, başka yapıştırıcı kullanıyor. Michel bu resmi, tavanda bir iskelede yapıyore, yıllarca, yatarak yapıyor, yani Michel Angelo yatarak para kazanıyor. Tavanı boyaması için tavana bakması gerekiyor. Bunun için de yatıyor. O resim yaparken, yukarı yemek çıkarıyorlar. Hastane yatağı gibi bir sistem var. Micheli biraz kaldırıp ona şapel yemeği veriyorlar. Şapel mutfağı. Çok meşhur o zamanlarda.

Ancak Michel, ikide bir uykuya dalıyor, alttan iskeleyi sallıyorlar, daha çok uyuyor, ninni gibi. Bu fresk yıllarca sürüyor. Bir de bu freskte bir dolu insan var. İnsan figürü dolu. Tabii bunun için bir dolu model kullanıyor. Şapel dolup taşıyormuş onun için. Modeller, Michel, kendilerine bakıp tavana çizsin diye iskeleyle tavana çıkıyorlar. Zaten bu iskele yöntemi daha sonra teleferik düşüncesini doğuruyor.

Her çıkan model, iskelede ayakta duruyor tabii. Michel yatar durumda çünkü. Model biraz hareket etse iskelenin dengesi bozuluyor, düşüyorlar. Onun için aşağıya da branda germişler, çünkü Michel sık sık düşüyor yere, yatar vaziyette. Trambolin düşüncesi de öyle doğuyor.

19 Temmuz 2016 Salı

VASİYET



Elizabeth Adler

Vasiyet, hoş, zarif, zevkli ve bir yaz esintisi gibi bir roman.

Bir aşk ve cinayet romanı ve sürükleyici. Biraz da Agatha Christie romanlarını andırıyor. Bir grup insan bir vasiyet üzerine bir yatta ve bir yazlık villada toplanıyor.

Roman kahramanı Daisy. Karnını zor duyuran bir genç kadın. İngiltere’de bir partide zengin bir soylu ile tanışır, Bob. Doğallığıyla, soylu işadamını etkiler ve adam ona iş teklif eder. Yıllarca birlikte çalışırlar ve dost olurlar. Daisy için bir şanstır bu.

Ancak işadamı bir kazada ölür. Ardından bir vasiyet bırakmıştır. Vasiyetin okunabilmesi için Bob’u tanıyanlar bir araya gelmelidir.  Vasiyet ise herkesin hayatını tümden değiştirir.

Gülümseyerek, ayy canımmm diyerek okunan bir cinayet romanı. Romantik bir romana cinayet de yakışıyor, estetik yazılırsa.

Not:3/4

18 Temmuz 2016 Pazartesi

RUH TEMİZLİĞİ 5



İnsan ilişkilerinin çoğu anlık. Diyelim, bu sabah mutlu uyandık ama annemiz gergin ve bizi kırdı, oluyor bunlar. Veya, herkes kendi penceresinden bakar hayata ve bize de. Hayatta aynı anda birçok faktör geçerli. Denk düşmez her zaman her şey. Bankaya gidersiniz ve çalışan kişi sinirlidir. Buna benzer çok durum var hayatımızın içinde.

Bizi en çok en sevdiklerimiz kırar, incitir. Bu anlarda, olaya, duruma geniş bakmak lazım. Sevdiklerimizin de bir geçmişi var, geçmişten gelen yaşamları var, hayatı onlar da bilebildikleri kadar biliyorlar, beyinleri geçmişten bugüne bir ton veri ile dolu. Bizim istemediğimiz bir şey yapıp bizi kırabilirler.

Ancak, affetmek, bizi yükten kurtarır, kişilerle, gündelik olaylarla değil genel kavramlarla ilgilenmemizi sağlar. Kırıldığımız zaman bunu bir gurur, ego konusu haline getirmeden, karşıdakini affetmek öncelikle bizim ruh sağlığımız için iyi. Ayrıca, bu bizi hoşgörülü yaptığı için karşıdakini de yumuşatır. Çevremizdeki kişileri, bizi kırdıkları zaman, neden kırdıklarını anlayabilirsek, onları kendi düşünce ve yaşam sistemleri içerisinde anlayabilirsek affedebiliriz.

Ayrıca, insan, çok gelişmiş bir varlık değil, henüz. Her zaman mantıklıyı, doğruyu bulamıyor. İnsan, bir şekilde defolu bir canlı. Eksiği, gediği çok. Nedensiz yere de kırabilir, anlık da. Bizi kıran bir kişi, bir zaman sonra yine kırabilir. Bu  noktada, bizim tavrımız önemli, herkese. Sakin ve hoşgörülü olmalı. Bize ters davrandıkları halde. Birkaç gün sonra o terslik geçebilir. İnsanlar genelde önce itiraz etmeyi severler.

Kıran kişiyle bir süre biraz uzak durulabilir, iyilik için yine. Bu zamanlarda, en güzeli, bütün kırgınlık veya öfkemizi yazmak, dökmek ve atmak ya da silmek sonradan, günlük yazmak dışında yani. Öfke, nefret, kızgınlık, hepsi, bizi engelleyen duygulardır. Kendi huzurumuzu bozan.

Huzur da sevgi de öfke de hislerimiz de düşüncelerimiz de bir nehir gibi akıp gidiyor her an. Yani hiçbiri kalıcı değil. Kırılmama hali de kalıcı değil. Hiçbir zaman kalıcı bir hal yok. Sürekli bir huzur yok, sevgi yok. Bizler hep sağlamlık, güvence istiyoruz hayattan. Yok böyle bir şey.

Her şeyin geçici olduğunu bilmenin kalıcı bir anlayışı olmalı, insanlara ve yaşama sevecen bakabilmek için. Geçiciliğin farkındalığından gelen kalıcı huzur. O acil anlarda, hep diyeceğiz, bu da geçecek.


Not: Ruh temizliği yazılarının öncesi, yanda, "gelişim" başlığında. Ama yazılar, birbirinden bağımsız.

17 Temmuz 2016 Pazar

KUTSAL MECLİS



Ted Dekker

Soluk almadan okunan bir seri katil romanı. Gerilim, korku, polisiye, hepsi bir arada.

16 genç kız öldüren bir katil. Hepsini aynı şekilde öldürüyor, bir çeşit ayinle ve ölüm sahnesine hep “Havva” diye imza atıyor. Çok zeki ve hiçbir ipucu bırakmıyor.

Daniel adlı uzman peşine düşüyor ve bunu takıntı haline getiriyor. Takıntısı nedeniyle karısı Heather ondan  boşanıyor ama Havva adlı katil onda da takıntı oluyor. Lori adlı bir kadın uzman da Havva’yı bulmaya kafayı takınca, Daniel, Heather ve Lori seri katilin peşinde düşüyor.

Bu üçlü ve polis, FBI, herkes Havva’nın peşinde ama Havva’nın bu üçlüye şok edici sürprizleri var. Bu üçlüyle dilediği gibi oynuyor. İnsan beyninin, ruhunun çözemeyeceği karanlık oyunlar.

Heyecanın artık ancak bu kadar olabilir bir romanda. Her zamanki gibi, her şey çocukluğumuzda gizli.

Tam yaz kitabı. Gölgede limonlu soda içerken iyi gider.

Not:3/4

FİLM LİSTESİ 4



Sevmek Zamanı, 1965, Türkiye

Ada, 1988, Türkiye

Benim Sinemalarım, 1990, Türkiye

Kagemusha, 1980, Japonya

Ran, 1985, Japonya

Narayama Türküsü, 1983, Japonya

Ulisin Bakışı, 1995, Yunanistan

Sarayın Sessizliği, 1994, Tunus


2016 Yılının ilk altı ayında izlediğim 137 filmin (2’si sinemada, diğerleri nette) arasında 4/4’lük filmlerin listesidir.


(devam edecek)

16 Temmuz 2016 Cumartesi

BAHARA KADAR BEKLE, BANDİNİ



John Fante

Bukowski’nin ustası Fante. Aralarında benzerlik var, yazım tarzlarında, sade ve doğal bir dil ve yoksullar, itilmişler, sokaklar.

Arturo Bandini, Fante’nin kahramanı. Biraz da kendisi. Bukowski’nin Chinaski’si gibi. Bu kitapta, Bandini’nin çocukluğunu okuyoruz. Yoksulluk en göze çarpan.

Bandini ailesi, İtalyan kökenli ve A.B.D.’de yaşıyor. Çok yoksullar. Baba Svevo, duvarcı ve kışın kar nedeniyle işsiz, anne Maria dindar ev hanımı, üç cocukları var. Biri Arturo.

Para yok, sürekli veresiye, giyecekleri yok, Arturo okuldaki Rosa’ya aşık. Maria’nın annesi ziyarete gelince baba Svevo evden gider, çünkü birbirlerini sevmezler.

Yoksullukta başlarına bir dolu dert gelir. Fante’nin dili çok canlı ve şiirsel de.

Not:3/4

14 Temmuz 2016 Perşembe

SEVİYE HANIM



Seviye Hanım, Twitter'da keşfettiğim arkadaşım. Videolar çekiyor. O benim neşe kaynağım. Seviye Hanımın seviyeli videoları.

Videolarını izlerken aman Seviye Hanım diye şarkılar söylüyorum, aman Cevriye Hanım gibi. Çok ciddi konularda çok ciddi düşüncelerini paylaşıyor ama çok komik. Seviyeli komik.

İzmire gidiyor ve Kordonda İzmirlileri eleştiriyor, moda şovu yapıyor, Kore Pop üzerine düşüncelerini paylaşıyor. Kendisi atletik de aynı zamanda, düzenli olarak beyin jimnastiği yapıyor.

Şiir seslendiriyor, şiir yazıyor, kitap yazıyor, kedisi Fuzuli de seviyeli bir karakter. Çocukluğu güzel geçmiş. Seviye Hanım bizimle bilgilerini paylaşıyor. Kültürümüzle nasıl etkileriz insanları, bunu da anlatıyor. Çantamda Ne Var bölümünde yedek varis çorabı taşıdığını görüyoruz.

Yorumlar da keyifli. Ona gelen yorumlar ve cevapları. Rüya yorumları, nasıl seviyeli olunur, Seviye Hanım her derde deva.

YouTube'a "Seviye Hanım" diye yazarsanız onlarca videosu geliyor.


Seviye Hanım Twiitter'da:

https://twitter.com/SeviyeHanim

ÇİLEKTEKİ NEFRET



Ceyda Kılınç

Villa Moda yazarından yine hafif, sürükleyici, kolay okunan bir yazlık roman.

Bu kez bir psikolojik aile dramı. İki kızkardeşin şaşırtıcı yaşamı. Cansın, ufak bir genç kız. Ailesi zengin. Bir kardeşi olmayınca, ailesi, bir akrabalarının yoksul kızını kardeş olarak alırlar, Naz’ı.

Naz, gördüğü anda nefret eder Cansın’dan ve Cansın mutsuz olsun diye her şeyi yapar. Çocukken, daha sonra okul yaşamında ve daha ilerde özel yaşamlarında derin bir nefretle Cansın’a rakip olur her konuda ve hep onun kötülüğüne çalışır.

İkisi de güzel ve başarılıdır ama biri iyi biri kötü. Naz’ın bu rekabeti hiç kimseye mutluluk getirmez. Ayrılamazlar, birlikte de olamazlar.

Yumuşak ve popüler tarz bir roman. Türk dizisi gibi, dramatik ve keyifli. Sonu da sürprizli.

Not:3/4

FİLM LİSTESİ 3



Mutluluğa Boya Beni, 2008, Fransa

Dönüş Yok, 2001, Fransa

Hayat Bağları, 1970, Fransa

Silahların Seçimi, 1981, Fransa

Amelie, 2001, Fransa

Leon, 1994, Fransa

İkinci Nefes, 1966, Fransa

İkarus’un İ’si, 1979, Fransa

Yaz Saati, 2008, Fransa

Akdeniz, 1991, İtalya

Farinelli, 1979, İtalya

İsa Eboli’de Durdu, 1979, İtalya

En İyi Teklif, 2015, İtalya

Şahane Cesetler, 1976, İtalya

Hayat Güzeldir, 1997, İtalya

Gece, 1961, İtalya

13 Temmuz 2016 Çarşamba

VİLLA MODA



Ceyda Kılınç

Villa Moda, biraz Türk dizilerini andıran hoş ve sürükleyici bir roman.

Villa Moda, bir modacının villası. Satmak zorunda kalıyor. Alan da Hümeyra hanım. Güzel ve zengin bir kadın. Üç ayrı eşten üç çocuğu var. Bağdagül, Demir, Berrak.

Bağdagül biraz tombul, geveze bir kız. Demir, çok yakışıklı. Berrak, çok güzel ve hasta.  Bu aile Villa Moda’ya yerleşiyor ve renkli bir yaşamları var.

Hümeyra hanımın arkadaşları, çocukların arkadaşları gelir gider eve. Hümeyra hanımın da çocukların da aşkları vardır, hepsi de çalkantılı, çizgi dışı ilişkiler.

Bu hafif ve eğlenceli romanda anne de çocukları da mutlu olmaya çalışırlar. Zengin oldukları için onlardan faydalanmak isteyen de çoktur.

Yazlık romanlardan.

Not:3/4

10 Temmuz 2016 Pazar

SEVMEK DOKUNMAKTIR



Desmond Morris

Desmond Morris bir zoolog ve bir üçleme kitap serisi var. Çıplak Maymun, İnsanat Bahçesi ve Sevmek Dokunmaktır.

Adı üstünde kitabın. Dokunmanın önemini anlatıyor. Bebeklikten başlayarak dokunma ve dokunulma gereksinmemizi gösteriyor bize.

Dokunma gereksinimini gideremeyince neler yaptığımızı da anlatıyor. Dokunduğumuz birçok nesne aslında dokunma dokunulma eksikliğini doyurmak için diyor. Sigara, tespih ve benzeri nesneler.  Kedi sevmek, dans etmek, el sıkışmak.

Yazar, neyi neden yapıyoruz, her gündelik davranışımızın nedenini gündelik yaşamdan örneklerle gösteriyor. Sevgi boşluğunu nasıl dolduruyoruz?

İnsana merak duyanlar için bir temel başvuru kaynağı.

Şaşırtıcı gerçekler.

Not:4/4

FİLM LİSTESİ 2



Bataklık, 2014, İspanya

Kuzey Kutbu Aşıkları, 1998, İspanya

Konuş Onunla, 2002, İspanya

Eğitmenler, 2004, Almanya

Teneke Trampet, 1979, Almanya

Arabulucu, 1971, İngiltere

Billy Elliot, 2000, İngiltere

Wit, 2001, A.B.D.

Bir Rüya İçin Ağıt, 2000, A.B.D.

Arka Pencere, 1954, A.B.D.

Ölü Ozanlar Derneği, 1989, A.B.D.

Merhaba Dünya, 1979, A.B.D.

Tatlı Budala, 1968, A.B.D.

(devam edecek)

9 Temmuz 2016 Cumartesi

EV KURALLARI



EV KURALLARI

Jodi Picoult

Çok kalın ama bir anda bitirilen su gibi akıp giden bir roman. Ne olacak diye meraktan kitabın sonu geliyor.

Jacop, Asperger Sendromu olan genç bir çocuk. Birçok alışkanlığı var yaşayabilmek için. Dünyayı kendine özgü algılıyor.

Emma, annesi ve ona çok iyi bakıyor. Kardeşi Theo ise sıradan bir çocuk. Jess ise Jacop’un sosyal danışmanı. Onu, toplum içine sokmaya çalışıyor.

Jacop fazla zeki. Kendince birçok polisiye olayı çözüyor. Jacop nedeniyle Emma ve Theo’nun yaşamı kolay değil. Babaları Henry kaçmış gitmiş. Emma tamamiyle Jacop için yaşıyor.

Jess öldürülünce Jacop’un saat gibi işleyen düzeni bozuluyor. Onun için düzen önemli. Jess, onun dışarıyla olan bağı. Jacop, Jess olmadan nasıl yaşayabilecek? Jacop bu olayı çözmek zorundadır.

Roman iki yönden ilerliyor. Bir yandan, Asperger Sendromlu Jacop’ı derinlemesine tanıyoruz. Bu kısımlar çok detaylı ve şaşırtıcı. Bu hastalığa empati yapmamak olanaksız bu roman sayesinde. Ancak, kitabın bir de ikinci yönü var. Bir cinayet.

Romanı beş kişi anlatıyor. Jacop, Emma, Theo ve avukat Oliver ve polis Rich.

Şaşırtıcı ve çarpıcı.

Not:3/4

8 Temmuz 2016 Cuma

BENEHOL


Eylül gel kızım. Eylül, dondurmayı saçına bulaştırma bari. Eylül, dur bekle, çıkma kapıdan, sıkışırsın kapıya. Eylül, beni bekle, kasaya ödeyim şu dondurmayı. Dur, ıslak mendil de alayım. Su da mı istiyorsun, tamam, bekle, suyu da alayım, bak soğuklar dışardaki dolapta imiş.

Bayram tatili böyle işte. Kuzen gezdiriyorum bugün. Yorucu bayram. Bayram bitse de dinlensem. Şenlikli geçti bu bayram. Dün akşam düğün vardı, havuz kenarında. Biz, erkenden gittik, öğleden sonra yüzdük havuzda, akşam, soyunma salonu birden gelin damat odası oldu.

Düğün, kurabiye limonata düğünüydü. Masalar beyaz, sandalyelerde pembe tüller, masalarda şamdanlar, hava kararınca şamdanlar yandı. Sonra da orkestra, dans, takı töreni.

Bayramda hastalananlar da oldu. Biri, misafirlikte banyoda düştü, nasıl becerdiyse, bizim ailede banyoda düşmeler moda zaten. Diğeri, yediklerinden zehirlendi. Acaba hangi tatlıdan zehirlendi diye merak ettik. Başı döndü, kustu, hastanelik oldu.

Bir akrabamız, yazlığında bahçesine toprak almış. Bizi götürdü, getirdi, o toprağı bahçeye dökelim diye kamyondan, biz de erkek kuzenlere yaptırdık. Kızlar gülüştük. Bir de şu kuzen modası var. Herkes birbirine kuzen diyor. İsimleri bıraktık, kuzen bir, kuzen iki, diyoruz. Kuzenlerden birinin annesi sürekli mesaj gönderiyor, nerdesin diye, kuzen de annesini telefona panik anne diye kaydetmiş. Annem hep böyle diyor.

Birisi de hepimizi benehol diye kutladı bayramımızı. Benehol. Açtok baktık nete, benexol var, bepanthol var, meğerse Zazaca her şey güzel olsun demekmiş. Bu bayramı akrabalarla geçirmek yerine Moda Deniz Kulübünde yüzmek vardı şimdi.

OLASILIKSIZ



OLASILIKSIZ

Adam Fawer

Olasılıksız bir tür gerilim romanı. Heyecanlı, sürükleyici.

Olasılıklar üzerine kurulu bir roman. Kahramanımız Caine sürekli olarak olasılıkları hesaplıyor ve geleceği görüyor. Bunu bilen bilim adamları da onun beyninin peşine düşüyor.

Kendisi ise kumar tutkusu yüzünden belalı insanlarla karşı karşıya geliyor. Onlardan da, açgözlü bilim adamlarından da, polisten, federallerden, ajanlardan da kaçmak durumunda kalıyor.

Yani, bir kaçma kovalamaca romanı. İçinde biraz istatistik ve bilim de var. Bu bilimsel kısımlar, istatistik, olasılık hesapları bölümleri sıkıcı ama aksiyon kısımları çok formda.

Bu tür romanları sevenler için iyi. Tatil romanı.

Not:3/4 

7 Temmuz 2016 Perşembe

FİLM LİSTESİ



Kara Tahta, 2000, İran

Cennetin Çocukları, 1997, İran

Bir Kız (Flickan), 2009, İsveç

Alıç Ağacının Altında, 2010, Çin

Kırmızı Renkli Gri Kamyon, 2004, Sırbistan

Savaş Cadısı, 2014, Kanada

Lizbon’a Gece Treni, 2013, Portekiz

Metalci, 2013, İzlanda

Buzdan Hayaller, 2003, İzlanda

Once, 2006, İrlanda

Düşüş, 2006, Hindistan

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, 2004, Türkiye

Ah Güzel İstanbul, 1966, Türkiye

Vesikalı Yarim, 1968, Türkiye


2015 yılında izlediğim 181 film (6’sı sinemada, diğerleri netten) arasından 4/4’lüklerin listesi.

(devam edecek)

6 Temmuz 2016 Çarşamba

BAYRAM DETEKTİFİ



Derin Detektif, bayramda dinlenmenin tadını çıkaracaktı. Boş boş yatacak, denize gidecek, paintball oynayacak, go kart binecek, özgürlüğün tadını çıkaracaktı.

Ancak, Derin unutuyordu yine. Halası vardı Derin’in. Derin’e bütün detektiflik işlerini halası buluyordu. Halasınin çevresi çok genişti. Ona karşı koyamazdı hiç.

Bu bayramda halası bütün aile akrabayı İstanbul’a toplamıştı. Hatta Derin’e, bak çok akraba gelecek, bizim evler yetmezse, senin evi de kullanacağız, hatta senin detektiflik ofisini de kullanacağız, nasıl olsa bayramda sana iş düşmez, bayramda Mafya’ya kumar borcu olan birini senin bulmanı istemezler nasıl olsa, diye göz kırpmıştı.

Halam, bu detektiflik mesleğimi hiç ciddiye almadı zaten. Ben de kimya üstüne adli tıp yüksek yaptıktan sonra neden detektif olmuştum ki. Detektifler hep eski polis olurdu. Bense çok gençtim daha, eski polis olabilmek için. Polis bile değildim.

Halam, detektiflik işini, dizilerdeki, filmlerdeki gibi sanıyordu, Mafya’ya kumar borcu olanı ben neden bulacağım, Mafyaya kumar borcu olan biri olamaz zaten. Mafya yaşatmaz onu.

Belki, Mafya’dan kaçan biri bana başvururdu, beni sakla diye, ben de onu Şişli’deki büromda saklayacak değilim zaten, Mafya beni de harcar. Şişli’deki ofisimde zaten akrabalarım olacak. Ofisimde kalan Fazıl Amca ile Şahsine Yengeyi napsın Mafya.

Bu bayram bayram yapamıyorum, Kurban bayramında halamın kurbanı olmadan bir tur ayarlayıp Sicilya’da Mafya turuna katılayım bari.

5 Temmuz 2016 Salı

UZUN BİR YÜRÜYÜŞ



Müslüm Üzülmez

Çayönü’nden Ergani’ye Uzun Bir Yürüyüş

Yaklaşık 750 sayfalık bir Ergani, Diyarbakır kitabı. Belgesel bir kitap. Keşke herkes yazsa da her ilimiz, ilçemiz için bu tür kitaplarımız olsa. Bol foto, bo l belge, bol anı.

Doğunun o uzaklığı, geri kalmışlığı, sıcağı hissediliyor sayfalarında. İlçenin 5 000 yıllık tarihi araştırılmış. Sosyal yaşam, mekanlar, ilginç insanlarıyla Ergani yaşamını görüyoruz Ergani’li yazarın gözünden.

Örneğin, ülkemizde ilk Kımıl Mitingi Ergani’de yapılmış. İlçenin son 50 yılını da tanımış oluyoruz çeşitli tanıklıklarla.

O yöre insanının pek seveceği bir anı kitap. Doğu, hepimize ilginç gelir. Sonuçta ülke olarak doğuluyuz zaten. Türkler Doğulu, yani Asya’lı.

Bu kitabın hazırlanmasında da uzun bir uğraş var belli.

Not:3/4

4 Temmuz 2016 Pazartesi

KİTAP LİSTESİ 2



2016'nın ilk altı ayında 40 adet kitap okumuşum. Eh bu fena diil.

Bu kırk kitaptan onbeşi en iyiler. Hatta bu liste iftihar listesi gibi olmuş. Rüya takımı. Umarım hep böyle kitaplar okurum.

Don Kişot-Cervantes
Kuşlar-Tarjei Vesaas
Martin Eden-Jack London
Doktor Jivago-Boris Pasternak
Prens-Makyavelli
Gazap Üzümleri-Steinbeck
Vadideki Zambak-Balzac
Eugene Grandet-Balzac
Oğlak Dönencesi-Henry Miller
Dinle Küçük Adam-Wilhelm Reich
Dua Saatleri Kitabı-Rilke
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü-John Berger
Boğaziçi’nde Bir Gezinti-Dionysios Byzantios
Theo’ya Mektuplar-Van Gogh
Bitmeyen Aşk-Pınar Kür

Hepimize huzurlu keyifli sevgi dolu bayramlar.

3 Temmuz 2016 Pazar

KİTAP LİSTESİ



2015 yılında 54 adet kitap okumuşum. Çok değil. Yüzlerce film ve dizi de çok izlediğim için kitap sayısı düşük olmuş. En az 70 olmalıydı.

Okuduklarım arasında 4/4'lük olanların listesini veriyorum.


YERLİ

Amanvermez Avni-Ebüssüreyya Sami
Akşam Güneşi-Reşat Nuri
Gelmiş Bulundum-Edip Cansever
Her Gece Bodrum-Selim İleri
Yaz Geçer-Murathan Mungan
Yunus Emre Divanından Seçmeler
Barbar ve Şehla-Ahmet Telli
Bir Umuttan Bir Sevinçten-Refik Durbaş

YABANCI

Jude-Thomas Hardy
Murphy-Beckett
Şiirler-Pablo Neruda
Babalar ve Oğullar-Turgenyev
Pereira İddia Ediyor-Tabucchi
Stiller-Max Frisch
Zen Ustaları
Pıtırcık Tatilde-Sempe
Mülksüzler-Le Guin
Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü-Edgar Keret

BLOGÇULARIN KİTAPLARI

Aynadaki Göz-Kezban Şahin Taysun
Geriye Kalan-Makbule Abalı
Göçebe Şehrin Efendisi-Hamiyet Akan
Gülkurusu Öyküler-Gonca Keskin
Albümdekiler-Gülsen Varol
Düş Batımı-Hanife Mert
Beni Sevmek Zorundasın-Erdi Karadeniz
Ters Düz-Mert Ofluoğlu

2 Temmuz 2016 Cumartesi

TATİL HAVASI


Şehir boşalmaya başladı. Tatile gidenler ve günlük olarak denize gidenler. Şehir nefes alıyor.  Ben de taksiye binip birkaç yere gittim deniz kenarında gezmeye hava almaya, Sarıyer tarafına doğru. İstanbul’da taksi çok ucuz. Birçok yere 5-10 liraya bile gidilebiliyor. Trafik izin verirse. Raylı sistem ve vapur her zaman daha iyi ama insanın bazen canı taksiye binmek istiyor.

Neyse ki henüz cinnet sıcakları başlamadı. Cennet sıcaklarındayız.  Aslında cinnet geçirmek de bazen fena fikir değil. Ucuz bir kere. Cinnet geçirme aldatmacasıyla hastaneye yatılabilir. Depresyona girmiş gibi davranılabilir. O da nasıl olacaksa. Depresyona girdim beni hastaneye yatırın, iki haftada ancak düzelirim.

Bir kere onbeş gün hastanede olunca, alışveriş yapamazsın ve kredi kartı harcamaların yarıya düşer.  Eh üç öğün yemek var. Yat dinlen kitap oku dizi izle kilo al tabii. Rahat hayat. Ucuz hayat. İyi bir devlet hastanesi olunca ama özel hastane değil tabisi.

Ama hastane arkadaşların çok sevimli olmaz. Ana babasını yiyenler, kedi köpek yiyenler oluyor psikiyatri servislerinde. Doktorlar da inanmaz tabii depresyonda olduğuna, bi git derler sana, hadi git, belki de çatalla kovalarlar seni. Plastik çatallarla.

Taksi şoförü sordu, ne oldu neden gülüyorsunuz? Aklıma bir şey geldi de dedim. Bir mezarlığın önünden geçiyorduk. Taksi şoförü, madem geziyoruz, durun şu mezarlıkta arabamı yıkayım dedi, siz de serin serin oturursunuz. Mezarlık serin tabii, huzurlu bir yer.

Ama gerçekten de aklıma bir şey geldi. Geçen kış, bir mezarlığın önünden geçiyordum. İçerde gürültüler. Hah demiştim, işte romanlar gerçek oldu, mezarlığın altında başka bir hayat var, böyle filmler var ya. İçeri girip bakmıştım meraktan. Hiç beklemediğim bir şey görmüştüm. İçerde birkaç yüz Suriyeli vardı. Orda toplanıyor ve ordan tırlara bindirilip toplu halde deniz kenarına götürülüyorlarmış. Kaçacaklar ya.

1 Temmuz 2016 Cuma

EURO 2016



İki yıl önce, 2014 Haziran'da Dünya Kupası vardı. İzliyorduk. Ben de iki adet kupa yazısı yazmıştım. Hatta yazının birinde kupada çok güzel bir gol atan Van Basten fotosu vardı.

İlk yazıyı ilk turda, ikinci yazıyı da çeyrek finalde yazmıştım. O kupada öncelikle Almanya'yı tutuyordum, ikinci olarak da Hollanda. Birçok blog arkadaşımız da izliyordu.

Blogda takım tutuyor tahminler yapıyorduk. Örneğin sevgili Beşiktaşlı LowerK Hatice de izliyordu.

Şimdi de Euro 2016 izliyoruz. İlk maçlar bitti ve 16 takım kaldı. Sonra da 8 takım. Yani çeyrek final. 4 maç sonunda 4 takım kalacak. Yarı final. İki maç. Ve sonra da final.

İlk tur bol gollü ve heyecanlı geçmedi. 16 takım kalınca da çok heyecanlı maçlar yoktu. Şimdi çeyrek final ve 8 takım var. İlk dörde kalan Portekiz oldu. Bu akşam da maç var. Hafta sonu da iki maç daha var.

Bir grupta Portekiz var. Bir de Galler veya Belçika kalacak. Diğer grupta Almanya/İtalya maçı ile Fransa/İzlanda maçlarının galipleri. Almanya/İtalya maçı final gibi. Almanya favorim yine ancak Almanya İtalya'yı genelde yenemiyor.