25 Mayıs 2016 Çarşamba

RUH TEMİZLİĞİ 4


Temizlik için, önce neyi temizleyeceğimizi bileceğiz. Hangi olumsuz duygularımızı kendimizle ilgili, hangi sınırlamaları, yargıları. Başkalarının yargıları değil kendi yargılarımız. Başkalarının bizimle ilgili düşünceleri zaten bizi ilgilendirmez. Kendi düşüncelerimizi kendimiz seçeceğiz. Olumlu veya olumsuz düşünmek elimizde.

Temizlik yaparken zor da olda geçmişi silmek gerekiyor. Bağışlamak. Ve gelecek için de olumlu şeyler seçmek ve düşünmek. Kendimizi kabullenmek ve kendimiz olmak. Şimdi, bunun için, öncelikle olumsuz düşüncelerimizi saptamalıyız. “Başarısızım çünkü tembelim”, “Mutlu olamıyorum çünkü kardeşim bana sen mutlu olamazsın” diyor. Bu tür bir uzun liste yapabiliriz. “İş bulamıyorum çünkü iş yok”. Bunları yazdıktan sonra, bu sınırlamaları aslında bizim koyduğumuzu, bunların gerçek değil birer inanç olduğunu kabul etmeliyiz. “Dünya kötü”, “İnsanlar bencil”, “Ben zayıfım”, gibi bizim kendimizle dünyayla hayatla insanlarla ilgili bütün düşüncelerimizi bir yere yazalım, Elimizde kendimiz için bir belge olsun.

Sonra da, bu çıkarımların, yargıların, bizim gündelik yaşamımızdaki gücünü düşünelim. Bu noktada duygularımız devreye giriyor. Bunlar aslında kendimizle ilgili duygularımız. Çevre nedeniyle oluşan yargılarımızın bize hissettirdikleri. Şimdi, bütün olumsuz yargılarımızı belirledikten sonra, bunların bizi engelleyen duygular olduğunu anladıktan sonra, her şeyi unutup, bütün bu yargıları çöpe atıp, bağışlayıp ileriye bakıyoruz sadece. Bütün olumsuz duyguları serbest bırakmış oluyoruz. Bize olumsuz etki eden ve bizim de olumsuz etki yaptığımız insanları da affediyoruz.

Ve sonra da, yeni amaçlarımızı, hedeflerimizi belirleyebiliriz. Burda iki nokta var. Olumsuzlukları silince hiçbir hedefimiz olmadan da yaşarız, genelde olumlu bir anlayışımız olduğu için hayat ne getirirse yaşarız. Ya da, benimseyeceğimiz amaçlarımız olur. O amacı başardığımızı zihnimizde canlandırırız. Hedeften asla şaşmayız. Hedef olması bizi bütün olumsuzluklardan korur. Düşüncelerimiz o yönde yoğunlaşır ve sezgilerimiz de artar. Başarısızlık korkusu da olmaz böylece, reddedilme, onaylanmama korkusu da olmaz.

İstemek ve karar vermek gerekiyor. Ben kararlıyım dersek kararlı oluruz. Kendime güveniyorum dersek güveniriz.

24 Mayıs 2016 Salı

RESİM ANALİZİ 4



SON AKŞAM YEMEĞİ

Leonardo Da Vinci

Leo usta bu resmi yemek salonu için yapmış. Manastırdaki rahipler için. Rahipler öğle arası yemeğe çıktığında manastırdaki yemek salonuna geliyormuş. Sıraya giriyorlar, sırada şakalaşıyorlar, geyik yapıyorlar, kaynak yapıyorlar, of bugün de lahana var, seninle yemekleri değişelim mi, ben sana lahanayı vereyim sen bana kadayıfı ver gibi.

Oturuyorlar masalara sonra, masada baharat var, su şişesi ve su, turşu, acı biber filan. Rahipler ceplerinden başka baharatlar da çıkarıyorlar. Keyif içinde yemek yiyorlar. O zamanlar, öğle yemeği arası 12,30-13.30 arası. Yemekten hemen sonra ayin var ama hepsi ayinde uyukluyor tabii.

Demişler ki Leo’ya, sen buraya bir yemek resmi yap, asansör müziği gibi, bizim yemek salonlarında da oluyor ya çeşitli tablolar, e manastırdakiler de Leo’yu çağırıyor. Leo, düşünüyor, buraya napsam napsam. Rahipler yemek yerken, arkalarında ne olsun. Hem yemek olsun hem din olsun. Bakıyor duvara uzun uzun. Duvar da büyük.

Manastırda, kadınlar günü resmi yapcak değil tabii, kadınlar, dolmalar filan, ya da sünnet düğünü kurabiye gazozu filan, sonra rahipler kalkıp göbek atar, kermes de olmaz. Rahibeler şimdi oturup parşömen sarma mı yapacaklar, uzun iş. Diyor ki, en iyisi ben İsa’nın yemek masasını yapayım. Havarilerinle yemek yesin.

İsa’yı ortaya oturtuyor, masada bir sürü yiyecek, Halil İbrahim sofrası gibi, Sultan sofrası gibi. İsa ellerini açmış, ya böyle de olmaz ki der gibi elini açmış, sanki diyor ki, işte özel bir şey yapmadık, evde ne varsa, havari umduğunu değil bulduğunu yer gibi. Mutfakta ne varsa getirdik.

Havariler İsa’ya bir şeyler soruyorlar, ev fiyatları düşer mi, kavun kaç lira olacak bu yaz, bizim manastıra çok turist gelir mi bu yaz tarzı sorular. Sonra biri soruyor, İsa ya hacı, İsa doğuştan hacı zaten, sana kim ihanet edecek, o da Brütüs diyor. Havariler dönüyor birbirine, ya Petrus ya Yehuda ne diyor bu hafız, Brütüs kim yaa. Kafaları karışıyor, masada bir gıybet başlıyor. Havariler konuşmaktan yiyemiyorlar. İsa hepsinin arasına bir fitne fücur sokuyor. Bu havariler bir daha bir araya hiç gelmiyorlar. İsa da aman nolcak yaaa, havari bunlar ha vari ha yoki, diyor.

19 Mayıs 2016 Perşembe

ASTREA


Zaman ve uzay boşluğunda uçuyordum. Güneşin altında ilginç bir şey kalmamıştı. Hayata dönmek istiyordum. Ruhum yanmaktaydı. Hüznümü anlatacak sözcükler yetersizdi.

Uçmaya ihtiyacım var. Ölümsüzüm ama yeniden doğmak istiyorum. Boşlukta çığlıklar duydum. Ölülerin çığlıkları boşlukta duyuluyordu. Benim de gözlerimden ve kalbimden kan akıyordu yaralarımdan. Karanlıktı, aya baktım, yaratıklar uluyor. Karanlıkta boşlukta bir gökkuşağı gördüm.

Aklım hala yerinde olmalıydı. Sevgi ve hoş hatıralar taşımak istiyordum boşluğa, karanlığa. Boşlukla dansımda ilk müzik çığlıklar ulumalar olacakmış. Belki de cennetin kapısına doğru uçuyorum. 

Fısıltılar kulağımda. Kalbini unutma, o kanlar boşuna akmadı, kalbini unutma. Ağlıyorum ama gözyaşı yok. Kendi kanımda boğulmak istemem. Yine uçmalıyım.

Boşlukta uzayda boşluk var sadece. Hiç sığınacak yer yok. Soğuk rüzgarlar kanımı alıp götürüyor. Kaderimle yüzleşmeliyim. Kaderim buymuş. Şimşek çaktı birden ve kargalar gördüm. Zorla kaldırdım kılıcımı ve tüm kargaların canını aldım. Şimşekler kargalar boşlukta da varmış diye düşündüm boşlukta döne döne uçarken.

Melekler geldi gel seni kıyıya götürelim, yaralarını saralım dediler. Yok dedim daha önce neredeydiniz? Bırakın uçayım bırakın uçayım. Yıldızlara. Gölge olayım. Yıldız olayım. 

18 Mayıs 2016 Çarşamba

RUH TEMİZLİĞİ 3



Temizlik için önce istekli olmak gerekiyor. Temizliği istemek. Temizlik bize yer açar, boşluk sağlar. Genelde, beden, ruh, akıl, kalp temizliği olarak dört temizlik oluyor. Ancak, bunu yapmadan önce de fiziksel temizlik gerekiyor. Çevre, nesne ve insan temizliği. Evimizdeki, odamızdaki, işyerindeki, yazlıktaki, okuldaki, eşya, nesne temizliği. Kullanmadığımız, en azından bir iki yıl kullanmadığınız her şeyi atmak veya başkalarına vermek. Dolaplar, çekmeceler, odalar, çantalar, acımasız bir temizlik. Evde odada her neyse orada büyük boşluklar sağlamak. Bu temizlik kökten bir temizlik de olabiliyor. Gerçek özgürlük için en sevdiğiniz kitaplar, eşyalardan bile kurtulabilirsiniz. Boşluk hissi insanı korkutabiliyor. Yaşamıyormuş hissi veriyor. Halbuki, insanın yaşamı bir bavula sığabilir. Biz, yalnızlık ve ölüm korkusuyla biriktiriyoruz. Okul kitapları, defterleri gibi. Eşya nesne temizliğinden sonra insan temizliği geliyor. Bizi üzen kıran geren öfkelendiren bütün insanları affediyoruz. Önce kendimizi elbette. Kendimizi affetmeden başkalarını affedemeyiz. Kendimizi affediyoruz, sonra bize sıkıntı veren kişileri affediyoruz ve onlara da söylüyoruz affettiğimizi, ve serbest bırakıyoruz onları, ilişkimizi kesmek daha iyi bu durumda. Ancak, bunu büyüklenmeden yapıyoruz. Bu aşamalar bizi özgürleştiriyor, huzur veriyor.

Ardından, beden, ruh, kalp, akıl temizliği. Beden temizliği, bedenimize girenlere dikkat ederek, yediklerimize, yediklerimiz bizi canlı tutar veya uyuşturur, canlı besin canlandırır. Akıl temizliği aklımızı nelerle doldurduğumuza bağlı. Aklımızı biz kendimiz isteyerek mi dolduruyoruz kendi istediklerimizle yoksa bizim aklımızı çevremiz mi dolduruyor. Aklımızı başkalarını baz alarak dolduramayız. Etkilenerek olmaz. Biz kendi istediğimizle doldurmalıyız. Yoksa akıl tutulması oluyor. Akıl tutulması özgür olmayan zihinler işte. Okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler, konuştuğumuz insanlar doldurur aklımızı. Aklımızı başka insanların hoşuna gidecek şeylerle değil kendimizin hoşuna gidecekleriyle doldururuz. Çünkü yaşamak için akıl doluyor, popüler olmak için değil. Kalp temizliği, belki, doğayla, şiirle, çiçeklerle, kuşlarla, güzelliklerle dolabilir. Karşılık beklemeyen iyilik yaparak dolabilir. Sayılardan uzaklaşarak, beklentilerden uzaklaşarak. Ruh temizliği de benzer şekilde. İnsanlardan olaylardan uzaklaşıp soyuta, kavramlara, olgulara yakınlaşarak ruh temizlenebilir.

Temizlik, bizi engellerden kurtarıyor. Korku, öfke, gerilim, kibir, kıskançlık, suçluluk, vicdan azabı, bu duyguların hepsi zararlı ve yük bizlere. Bunları geleceğe taşımak da yük. Bunlar engellerimiz. Bunları kabul ettiğimiz anda gerilim kalkar. Gurur kibir ego yok şu an var ve bizi engelleyen bir olumsuz duygu var, bunun varlığını kabul edicez. Gerginim çünkü şu kişi bana şunu yaptı, kırgınım sevilmiyorum çünkü. Bunların hepsi geçici ve hayat da bir savaş değil. Bu olumsuz duygu, öfke, gerginlik, küsme, varlığını kabul ediyoruz ve bu duygunun nedenini buluyoruz. Bu neden genelde bizde yerleşmiş bir bilgi veya inanç oluyor. Kimse beni sevmiyor, düşüncesi, örneğin, bu bizdeki bir düşünce, iç sesimiz bize diyor ki, kimse beni sevmiyor, veya aman aşık olmayım, aşk beni yıpratır. Bunların tümü bizde yerleşmiş kalıplar. Bunların içine biz kendimizi hapsediyoruz.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

ÇAYCI DEDE


Öğlen annemle alışverişe çıkmıştık. Her zamanki gibi annem aldığı ve beğenmediği bir şeyi bana değiştir dedi. Hep böyle yapar. Kendi geri vermez beni kullanır.

Pasajlara girdik çıktık, iyi bakındık çevreye, pasaj içinde minicik bir çaycı gördük, hadi anne dedim seninle çay içelim, böyle çay ocaklarında olur en güzel çaylar.

Çaycı yaşlı bir amcaydı, dede daha doğrusu, ince uzundu, bir de upuzun beyaz saçları vardı. Çaycıda müzik çalıyordu, bir gitar solosu. Dedecim bu ne çalan dedim, Eric Clapton, dedi. Baktım içerde bir laptop var, herhalde müzik listesi var, tezgahta da ayyon var, orda da listeler gözüküyor.

Böyle göründüğüme bakma, eskilerdenim dedi, bir fotoğraf çıkardı cebinden, yine uzun saçlı ama siyah, motorsiklet üstünde. 70’lerde asi gençtim ben, müzik meraklısıydım, yüzlerce plağım vardı, plaklarım hep yurt dışından gelirdi, ama iyi tahsilim yoktu, küçük işlerde çalıştım, sonra da askere giderken bütün plaklarımı gittim bir plakçıya sattım, sonra da çok pişman oldum, dedi. O zamandan bütün fotoğraflarım da yandı, çünkü evimiz yanmıştı, diye de ekledi.

Çayımızı içtikten sonra annemle güzel bir makarna yedik. Anneme takıldım o arada, makarna yaparken ben tüm makarnaları hiç kırmadan atarım tencereye, o da buna gıcık olur hep, bir de yumurta keseceği kullanmama gıcık olur, nedense işte.

Alışveriş yaptık, gezdik, sonra da akşam babamla da buluştuk, hep birlikte Orduevi’ne gittik yemeğe. Annem kırmızı kartınla ödedi yemekleri, sonra da kahve içtik, hepsi annemden oldu bu akşam.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

RUH TEMİZLİĞİ 2


Hepimiz yaşıyoruz. Hepimizin hayatı sıradan. Ancak, hayatımızı, yaşadıklarımızı hep başkalarının hayatlarıyla kıyaslayarak yaşıyoruz. Başkalarının hayatlarını görüyoruz. Çevremizde, dergilerde, filmlerde, nette, fantezilerde. Aşklar, tutkular, başarılar, heyecanlar, aksiyonlar, yargılar. Onun sevgilisi var, o güzel, o şanslı, onun parası var. Bu bizim yaşama açlığımızdan gelen bir durum.

Günümüz toplumlarındaki tüketim ve yabancılaşma nedeniyle bizler hep açız yaşamaya, sahip olmaya. Sürekli bir şeyler istiyoruz. Sanki az yaşıyoruz. Yaşamak için bir şeyler olmalı sanki. Bizlere bir şeyler verilmeli. Ekstra şanslar, fırsatlar. Renkli gözüktüğü için bize hayatlar bizim hayatımızda da bir şeyler olsun. Hayat hiç adil deriz böylece.

Halbuki hayat işte bu hayat. Bizim yaşadığımız hayat. Bize verilen şansla, ortamla, ekonomiyle, fırsatlarla, aileyle. Bu dünyada bir tek biz olsak örneğin, şunu istiyorum bunu istiyorum demezdik. Kendi hayatımızı yaşardık doğa içinde. Ama başkaları da var ve kıskançlıklar var, özlemler var. Bunu engellemenin yolu yok. İnsan doğası zaten Habil Kabil zamanında bozulmuş. Hırs girmiş devreye. İhtiras girmiş.

Bir yandan şu anda yaşamakta olduğumuz kişisel hayatımız var diğer yandan da içimizde bir insan daha var. Yani, yaşarken bir insan daha yaşatıyoruz içimizde. İçinde hayaller, özlemler, pişmanlıklar, arayışlar olan ikinci ben. İkinci ben ilk beni, yani gündelik sıradan beni hep sıkıcı buluyor. Ve o ikinci ben, daralınca, sıkılınca gizli hücresine kaçıyor, yaralarını sarmaya. Aslında ne kadar tek olursak o kadar iyi. Tek ben yani. Gündelik yaşayan ben. Çingene gibi. Yarını yok gibi. Kolay olmaz bu tabii.

Yani, bir yandan yaşamayı düşündüklerimiz peşimizi bırakmazken bir yandan zaten yaşıyoruz. Ünlü şarkıcının dediği gibi, yaşam, biz planlar yaparken geçen o sıradan günlerdir. Bizler de o zirve günleri, parlak günleri yaşamak için arada birçok sıradan günler yaşıyor gibiyiz. Ama o sıradan günler, sönük günler, hiçbir şey olmayan o günler hayatımızın güzel günleri. Bizler dünyaya önemli olaylar yaşamaya gelmedik. Sadece yaşamaya geldik. Kime göre ve neye göre hayatımız sıradan ki? Neye göre veya kime göre başkaları yaşıyor ama biz yaşamıyoruz?

Nefes almak yaşamın bize verdiği en büyük hediye. Nefesle can veriliyor bize. Bizler nefes aldığımızın farkına varabilirsek, hiçbir başka şey olmadan sadece nefes alabiliyorsak bu nefesimizle kafamızdaki karmaşayı da üfleyip dışarı atabiliriz. Git olumsuz düşünce git, ben yaşıyorum sadece, nefes alıyorum, o zaman daima umut vardır. Nefes alabilmek için de başka bir insana gereksinim duymuyoruz.

8 Mayıs 2016 Pazar

YANİ SADE


Bazı arkadaşlar isim takmışlar. Deep'in birleştirici gücü, diye. Arkadaşlarımı tanıtıyorum ya hep, ayrıca birçok arkadaşımı da bir araya getiriyorum. Gidiyorum, ay onunla tanışsana, ikiniz de şu yönden anlaşırsınız, ikiniz de şurdasınız gibi, bloglarda gezip birçok arkadaşımı birbiriyle tanıştırıyorum. Bu beni çok mutlu ediyor. İyi insanlar tatlı insanlar bir araya gelsin, mutlu olsun, ben de olayım iştee.

Bir de, blog yorumlarında hani neşeli, canlıyım ya, gerçekten de okurken çok heycanlanıyorum yazıları, içim kaynıyor, o nedenle hep enerjik yorum yapıyorum. Ayrıca, yazmayan arkadaşlarımı da yeniden yazdırıyorum. Sevgili Engin Ergin, Deeptone enerjisi adını takmış. Belki de evet Deep'ten gelen enerji buuuuu.

Yeni kitabımı ilk okuyan arkadaşlarım da var tabii.

ÖZLEM BERBEROĞLU ÖCEANNE

İlk yazan o oldu son kitabımı. üstelik, doğada nefis fotolar da çekmiş. Onların hepsini web siteme ekleyeceğim bir ara.


EREN O.

Eren de zaten kitaplarımın en hızlı okuyanlarından hep. O da şeker şeyler söylemiş.


DİLEK EREN

Dilek de tüm kitaplarımı en hızlı okuyanlardan zaten. Neşeli olduğunu söylüyor son kitabın.


ENGİN ERGİN

O da ilk kitabımı yeni okudu ve kısaca yorumladı.


Kitaplarımı okuyan ve yazan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim ki. Kitaplarım sonuçta siz arkadaşlarım için.

3 Mayıs 2016 Salı

RUH TEMİZLİĞİ


Temiz ve boş zihinler bizim işimize yarar. Dolu zihin bizi kısıtlar. Dolu zihin bizi engeller. Dolu zihinde bir dolu boş düşünce, korku, duygu, kırıklık vardır. Dolu zihin “ben”i güçlendirir. Ben varım önemliyim o yüzden düşüncelerim önemli. Düşüncelerim önemli o zaman ben önemliyim. Ya düşünmezsem ne olacak. Düşünmezsem bir önemim kalmıyor. Neye tutunacağım o zaman.

Halbuki “ben” demek sahip olmak demek. Hiçbir şeyim yoksa da ben varım. Ben. Benim eşyam benim param fikrim sevgim düşüncem. Yani aslında ben de bir eşyayım. Ben de yoksam neyim olacak başka. Ben ben isem bir şeylerim olmalı. İş para eşya sevgi düşünce. Bunlar olmazsa ben ne olacağım. Bunlar olmazsa nasıl var olacağım.

Sürekli bir şeylere tutunur sonra vazgeçer başka şeylere tutunuruz. Halbuki, tutunamayanlar, bu işte. Aşkım var yoksa inancım var. Bunlar da yoksa ne olacağım. O yüzden varlar. Bir şeylere bağlanmak sahip olmak durumundayız. Bağlandığımız sahip olduğumuz şey elimizden giderse hemen başka bir şeye bağlanmalıyız.

Bunlar hepsi birer kaçış elbette. Kabul etmekten kaçış. Bütün bu düşünceler, duygular yine bizim zihnimizi dolduruyor ve yine dolu zihin bizi hayattan uzaklaştırıyor. Önce bir zihnimizi temizleyip boşaltıp kendimizi ve hayatı kabul etmemiz ve barışmamız gerekiyor kendimizle ve hayatla. Hayatın bizimle bir alıp veremediği yok. Bizim var onunla derdimiz. Zihnimize doluşan bir ton saçma sapan düşünce nedeniyle. Yargılar nedeniyle. Başkalarının bize gerçek olduğunu söylediği düşünceler nedeniyle. Kendimizle ilgili düşüncelerimizi bile bize birileri dikte ediyor.

Kendimizi şu anda olduğumuz şeklimizle bağışlamak gerekiyor, affetmek, geçmişimizi de affetmek. Geçmiş geçmiş işte. Kendimizle ve hayatla dünyayla ilgili tüm olumsuz ve olumlu düşüncelerimizi kabul etmeliyiz. Ben böyleyim dünya böyle şöyle. Hepsi boş laf bunların. Bunların hepsi kendimizle dünyayla ilgili hayatla ilgili boş yargılarımız düşüncelerimiz duygularımız ve inançlarımız. Kendimizle ilgili bir dolu yanlış inancımız var. Hepsi bizim zihnimizde ve bizi engelliyor. Hayatı yaşamaktan alıkoyuyor bizi.

Kendimizle ilgili hayatla dünyayla ilgili bütün olumsuz düşüncelerimizi toptan çöpe atmalıyız. Bizi engelleyen geçmişimizi de çöpe atıyoruz. Geçmişimiz bize ait değil. Biz geçmişimiz değiliz. Şu anda buradayız işte. Bütün olumsuz düşüncelerimizden vazgeçiyoruz. Dünyayı affediyoruz hayatı geçmişi kendimizi ve tanıdığımız tanımadığımız herkesi affediyoruz. Düşüncelerimizden yargılarımızdan sıyrılıp doğal ve organik kendimize dönüyoruz. Başkalarının istediği değil kendi istediğimiz bene.

Bütün olumsuz düşüncelerimizi de attık kendimiz ve geçmişimizle ilgili. O halde bundan sonra bizi yaşamaktan alıkoyan nedir?