26 Şubat 2016 Cuma

PONY ERKEKLERİ


Son zamanların akımlarından biri de My Little Pony erkekleri. Bizim ülkeye gelmedi bu akım, her şey gelir ama bu gelmedi.

Bildiğimiz My Little Pony hayranı olan Amerikalı erkekler. Çizgi filmi ve ilgili eşya, nesne hayranı olan erkekler bunlar. Ve her yaştalar. Çocuk, ergen, yetişkin.

Bu erkekler, My Little Pony giysileri giyerek parti veriyorlar. Giysili parti. Kadınların konsept partileri gibi. Bu erkeklere Brony deniyor.

Çocuklar için sorun değil. Yetişkinlerde de sorun olmuyor. Ama ergenlerde sorun olabiliyor. Liselerde, bu Pony erkekleri ile alay ediliyor, aşağılanıyor.

Bir Amerikalı liseli oğlan, okulda çok alay edildiği için kendini öldürmeyi denedi ama ölmedi ve bitkisel hayata girdi, bedeni çalışıyor ama beyni çalışmıyor.

My Little Pony çizgi filmlerini seslendiren Amerikalı kızlar bu oğlanın yatağının başında Pony şarkılarını seslendiriyor, belki duyar da iyileşir diye.

Bu dünyada böyle şeyler de oluyor.

20 Şubat 2016 Cumartesi

DAYAKLIK



Bir Süreyya Hoca vardı bizde, ilkokulda, kadın hepimizi döverdi. Kafalarımızı tahtaya vururdu.

Yoksul çocuklara vurmasından hoşlanmazdık. Onları dövünce daha çok üzülürdük. Yoksullar okula para veremez, okula bir şeyler alamaz.

Bir keresinde beni tahtaya kaldırıp dövmeye başlamıştı. Ben de, ee yeter artık hocam deyip kadına bir kafa attım, kadın bayıldı.

Sonra orta yol bulundu. Babamlar okula perde aldılar, konu kapandı. O sene bir daha dövemedi bizi Süreyya Hoca.

Bizim ülke böyle işte. Okulda, askerde, evde, hep dayak. Böyle bir kültürümüz var. Bağırmadan anlaşılmıyor. Bir şey söylendiğinde bağırılmazsa o söylenen önemli değil gibi algılanıyor.

Alışmışız. Dürtülmeden, birkaç kez söylenmeden olmuyor.

Ama her şeye rağmen hayat güzel. Bir garip esiyor hava bugün. Eski gibi. Bazen hayat da planlardan farklı savurur insanı. En güzeli de bu değil mi? 

15 Şubat 2016 Pazartesi

YENİ KİTABISIM "YANİ" YAAA!


YANİ

Deep Tone

Ayyyyy işte düşünüyordum yeni kitabı 14 Şubata denk getirmeyi. İlk iki kitap aynı günde çıkmıştı. 21 Ocak mıydı 23 Ocak mıydı ikisi de şimdi unuttum. Üçüncü de 5 Ağustos idi sanırsam. Ama dün değil de bugün çıktı yani kitasıbım YANİ.

YANİİİİİ bu kitabım sislereee Sevgililer Günü hediyesiii olsuuun.

Bu kez bir öykü kitabısı. İlk kitap kurgu dışı, ikinci kurgu, üçüncü kurgu dışı, dördüncü kurgu YANİ. Hem de bu seferisinde uzun öyküler var. Eskiden kısa öyküler yazardım, 1-2 sayfalık. Bu kez uzun öyküler oldu. 5-10 sayfalık.

Bu kez diğerlerinden daha eğlenceli, renkli öyküler. Ve diğerlerinden biraz daha kalın bir kipat. Yaklaşık 225 sayfada 45 öykü var. Bu kitap da yine siz arkadaşlarım için. Yazılarımı sevenler için bir tadımlık oluyor. Atmosfer aynı yine.

Şimdiye dek kitaplar Üç Güzeller idi. Mitolojideki Üç Güzeller. Sade Mavi Fram. Şimdi dördüncü kız ile birlikte isimleri "Dört Yapraklı Yonca" yaniiii.

Kitap bu akşam nete girdi. Ben de idefiksde gördüm. Birkaç gün içinde nette bütün sitelerde satışa çıkar sanırım. İlk kitabın kapağını yayınevi tasarlamıştı, ikinci ve üçüncü kitapların kapaklarını ben tasarlamıştım. Bu kitabın kapağını da yayınevi tasarladı. Aslında ben de tasarladım ama yayınevinin neşeli tasarımını sevdim kabul ettim.

İlk kitapta arka kapak yazısı kitabın içinden seçtiklerimdi. İkinci kitapta kapak yazısını özel olarak kapak için yazmıştım. Kitabın içinde yoktu. Üçüncü kitapta da kapak yazısını özel olarak ayrıca yazdım. Kitabın içinde yoktu. Şimdi dördüncü kitapta da kapak yazısını ayrıca yazdım. Kitapta yok onlar da.

Bu kitabın içeriğini Ekim-Kasım Aralık aylarında yazdım. Yılbaşı günlerinde bitirdim.

Umarım bu kitabımı da okumak isteyenler mutlu olurlar okuyunca. İstedikleri zamanlarda açıp birkaç sayfa okuyup gülümserler. Öyküler, hepsi birbirinden bağımsız ama aynı zamanda birbirlerini izliyor. Herhangi bir öykü açıp okunabilir. Yanii, hem tekil öyküler hem de kendi içlerinde bir konsept de var.

İşte ha büüleeee :)

Ek Notlar: (17 Şubat)

-İlk iki kitabımı çıkaran yayınevi, nette, idefiks ve dr ile çalışıyor ve hepsinin adını bilmediğim diğer net kitapçıları ile. Üçüncü ve dördüncü kitaplarımı çıkaran yayınevi ise idefiks ve dr ile çalışmıyor, kitap yurdu ile çalışıyor ve hepsinin adını bilmediğim diğer net kitapçıları ile. Aslında tabii yayınevlerinin anlaştığı dağıtım şirketlerinin anlaştığı net kitapçıları oluyor bunlar. Ama bütün kitaplarım nette bulunmakta, belki farklı yerlerde olsalar da, Arkadaşlarım, okuoku, N11, pandora, insancıl.com, babil gibi birçok farklı net kitap sitesinden alıyormuş kitaplarımı.

-Kitaplarımı kitapçılara gidip almak durumu şimdilik pek yok. Dağıtım şirketleri, kitapçılara dağıtmıyor. Ancak, kitapçılar dağıtım şirketlerinden talep ederse dağıtım şirketleri götürüyor o kitapçılara. Kitapçılardan almak isteyen arkadaşlarım, herhangi bir kitapçıya gidip en yakındaki, kitaplarımı sipariş ederse o kitapçı getirtir ve arkadaşım da gidip kitapçıdan kitabı teslim alabilir.

-Biliyorsunuz, kitaplarım siz blogçu arkadaşlarım için. Biz burda biz bizeyiz. Kitaplarımı sizler dışında duyan bilen hiç yok. Benden kitap isteyen blogçu arkadaşlarım oluyordu. Ben de arkadaşlarım için kitap çıkarıyorum işte. Başka okuyan yok zaten kitaplarımı.

-İlk kitabımı yaklaşık 150 civarı blog arkadaşım aldı. İkinci kitabımı da 100 civarı blog arkadaşım. Üçüncü kitabım da ağustostan bu yana yaklaşık 50 arkadaşım tarafından alındı. Kitaplarımın satışı işte bu kadar. Ayrıca, kitaplarımdan hiç para kazanmıyorum. Yayınevleri kazanıyor. Kitap çıkarmak manevi bir huzur veriyor sadece. Buradaki arkadaşlarımı mutlu etmem huzuru ve heyecanı, neşesi, sevgisi. Maddi hiç bir kazancı yok. Yükü var sadece. Kitap çıkarmak isteyen arkadaşlarım bunu sadece ruhsal doyum için yapsınlar.

-Kitaplarıma ben de sizinle aynı uzaklıktayım. Ben de kitabımı almak isteyince yayınevini arıyorum soruyorum, nerde var diye, hangi net kitapçılarında ve yürüyerek girip alabileceğimiz hangi kitapçılarda var diye.

İşte böyle şimdilik. Birkaç gün bekliyorum tüm blog arkadaşlarım görsün diye bu yazımı. Sonra başlıycam yine hergün yazmaya :)


13 Şubat 2016 Cumartesi

RADYO OYUNLARI 3



RADYO OYUNLARI 3

Yaz Yağmuru-Ahmet Hamdi Tanpınar

Evli bir adam, ailesi tatildeyken, evinin önünde yağmurdan ıslanmış genç bir kadın görür ve evine çağırır kurulanması için. Evde bir de kalfa kadın vardır. Eve gelen kadın tuhaf ve gizemlidir. Sonra gider ve aradan bir süre geçince tekrar gelir. Adam kadını çözemez ve hep merak eder. Kadın yine gider. Tanpınar’dan kısacık nefis bir edebiyat parçası.

Saatli Maarif Takvimi-Türel Ezici

Yaşlı bir profesör kadın evde yalnız kalmamak için kendine bir ev arkadaşı kiracı arar. Genç bir tiyatrocu kız kiracı olur. İkisinin alışkanlıkları farklıdır. Kadın titiz ve disiplinli genç kız ise uçarıdır. Bir de eve gelen yardımcı kadın vardır. Yardımcı kadın profesör kadına Saatli Maarif Takviminden bir sayfa okur her gün. İnsancıl, tatlı bir edebiyat eseri.

Palto-Gogol

Gogol’un ünlü eserinde işine bağlı bir devlet memuru artık çok eskiyen paltosunu değiştirmek ister ancak yenisini diktirmek çok pahalıdır. O da para biriktirir, yenisini diktirir ama palto çalınır. Doyumsuz eserlerden biri.

Bir Boşanma Hikayesi-Kapı-İnci Aral

Günümüz edebiyatının sevilen yazarlarından Aral’ın bir kısa hikayesi. Boşanmış bir kadın çocuklarını görmek ister ancak kocası göstermez. Kadının ağzından boşanmalarının hikayesini dinliyoruz. Pek keyifli bir eser.


Not: Diğer oyunlar, yanda, arşivde, tiyatro başlığında.

12 Şubat 2016 Cuma

KORUCU


Arabayı bıraktık yol kenarında. Bundan sonrasında araba gitmiyor. Girmiyor bizim evin yoluna. İndik biz iki korucu. Eve yürümeye başladık. Gece fenerleri elimizde. Köpekler havlıyor, kurtlar uluyor.

Karda buzda karanlıkta yürüyoruz birbirimize eğlenceli hikayeler anlatarak geçmişimizden. İkimizin de hayalleri var. Hayaller genelde çok parayla olacak şeyler. İkimiz de Kürdüz. Türkçe de konuşuruz Kürtçe de. Yol kenarında tilki izleri var.

Bizim evlerin ışıkları gözüktü ilerde. Karanlıkta iki ışık. Eşlerimiz, çocuklarımız orda. Çocuklar köy okuluna gidiyor. Yürüyerek gidemezler, çok uzun sürer. Kızaklarla gidiyorlar. Sabah yedibuçukta girerler okula, akşam altıya kadar kalırlar.

Köy çocuklarının hepsi bütün gün okulda kalmak isterler. Dersler dışında oyunlarla, kitaplarla geçer günler. Eğlenirler çok okulda. Çocuklar okula gitmese hepsi koyuna gidecek, çobanlığa, o yüzden okulu severler.

Kardan yollar kapanır, yol açan kar temizleyen iş makineleri çalışır hep. Hep kar buz ama soğuk değildir. Ankara’nın ayazı yoktur bizim burda. Biz iki korucu dolaşırız burlarda arabayla. Zaman yoktur burda. Zamansızdır zaman. Durmuştur.

İran sigarası, Azeri sigarası içeriz. Bizim burda yurtdışı diye bir şey yok. Herkes sınırlardan gelir geçer. Pasaport olmaz.


10 Şubat 2016 Çarşamba

SPOR HAYATIM


Minikken hiperaktif olduğum için annem babam başa çıkamazdı benimle. Neyle oyalayacaklarını şaşırırlardı. Çeşitli kurslara yazdırdılar ama olmadı. Enerjimi boşaltmak için spor lazımdı.

Jimnastik yaptım. Bu çok uygun geldi. Tam hoplama zıplama. Ama sıkıldım. Sokakta da hep kavgalara karışırdım, oğlanları döverdim. Annemler bu kez de karateye yazdırdılar. Orda da iyi oluyordu. Sürekli hareket.

Bir de spor için ayrıca koşma antrenmanı da oluyor tabii. Doğada koşuyorduk. Sokaklarda, mahallede oğlanlarla top oynardım. Top saydırırdım. Buna çok meraklandım. Mahallede bir Yoğurtçu Abidin amca vardı. Çok saydırdığımda bana teneke kola verirdi.

Annemle pazara gittiğimizde bir pazarcı abi vardı. Dev gibiydi, iri yarı, güçlüydü. Kaslarını gösterirdi, pazılarını. Pazarda teyzeler amcalar yol sorduğunda, yer sorduğunda böyle pazılarını gerdirirdi, gösterirdi, ben de pazılarına bakardım.

Babamla pazara gittiğimizde o abiye sormasını istemiştim babamın. Güreşçiymiş. Güreşçiler güçlü oluyor diye tutturdum ben de güreşçi olacam diye ama buna izin vermedi bizimkiler.

Şimdii nerdeee spor mu kaldı. Yine çok hareketliyim ama spor dışı hareket. Bir de bu hiperaktifliğin en büyük zararı hiçbir şeye odaklanamamak. Okumak, ders çalışmak olanaksız. Bir saatten fazla dikkatimi toplayamıyorum.

Tüm spor merakım spor hakkında sözler sarfetmek artık. Hıhım evet koşcaksın, ter atcaksın ter, laktik asit salgılaman lazım filan gibi.

7 Şubat 2016 Pazar

VE SADE VE MAVİ VE FRAM


Şu benim üç güzeller kitapçılarda pek bulunmuyor. Dağıtım sorunlarından dolayı. Dağıtımcılar genelde kitapçılar dağıtımcılardan talep edince gidip kitapçılara veriyorlar bütün kitapları. Satılmazsa tekrar kitapçılardan geri toplamasınlar diye. Kitapçılar da benim kitapları nereden bilecek de dağıtımcılardan isteyecek.

Bu yönden, bu kitapları netten almak daha kolay oluyor. Ama her kitap her yerde olmuyor, yayınevleri ile net kitapçıları arasındaki anlaşmalarla ilgili bu. Örneğin, ilk iki kitap İdefiksde var ama üçüncü kitap yok, üçüncü kitap Kitapyurdunda var. Ama gördüğüm kadarıyla, her üç kitap da İnsancıl Kitabevinin internet sitesinde bulunabilmekte.


Ayrıca, arkadaşlarım soruyor bazen, kitaplarımdan para kazanmıyorum. Kitaplarım buradaki arkadaşlarım için sadece. Yani sizler alıyorsunuz kitaplarımı. Bunun verdiği mutluluk var. Manevi huzur bu. Maddi açıdan ise kitap çıkarmak büyük bir yük. Günümüzde artık kitap ve edebiyat bir iş kolu olarak görülüyor. Ben sadece yazmayı seviyorum. Bu bir iş değildir.

Bazı blogçu arkadaşlarımın son zamanlarda blog ve kitaplarımla ilgili yazdıkları yazılar, notlardan bir demet şimdi de:

ESKİ BLOG


KREATİF BAŞKAN LADY BUG

Eski arkadaşlarımız onu hatırlar. O da kitaplarımla ilgili olarak yakınlarda net sitelerinde notlar düşmüştü.



MİNİK MİNİ

Üstteki foto ise ilk iki kitabımı geçen hafta D&R'dan alan Minik Mini arkadaşımıza ait.

Hepimize huzurlu bir pazar olsun.

5 Şubat 2016 Cuma

TAMARA


İnsan okul yıllarını özlüyor. Cheer turnuvası vardı. Onun koşuşturması ne güzeldi. Ruj seçimi, üniforma dikilmesi.

Bir gün ödev vardı, yapıp netten öğretmene gönderecektik ödevi. Bir türlü yapamıyordum, programlarda iyi değilim de ondan, sınıf arkadaşımı aramıştım da o da you are a little retarded demişti. Geri zekalı demişti bana. Bana!

Şimdi ise hem çalış hem de hafta sonu vereceğin partiye hazırlan. Bir sürü misafir gelecek yine. İlk önce çağırıyorum sonra da bin pişman oluyorum nasıl hazırlanacağım diye.  Parti bitince çok mutlu oluyorum oh diyorum bir daha iki yıl parti vermem.

Soğuklar beni depresif yapıyor galiba. Gidip bir kazak alayım kendime yeni. Bir diziye başlayım hastalık gibi, Şubat da böyle geçsin. Geçen sene The Good Wife dizisine addicted olmuştum. Tamam Grey Anatomy’ye başlayım. Şu sıralar soğuktan mutsuzum galiba.

İşyerine yeni birisi geldi. 30 yaşında Suriyeli. Türkçesi, İngilizcesi kırık, Fransızca bilmiyor. Bakalım business oriented biri mi. Bir de yeni bir kız geldi, Tatyana. Tembele benziyor. Tamara adlı bir kız da başladı yeni. Uluslar arası şirket olmak böyle bir şey. Tamara Lübnanlı, türbanlı.

İngilizce, Fransızcası çok iyi derecede. Hong Kong’ta yaşamış. Orda hayat çok pahalı olduğu için İstanbul’a gelmiş. Şimdi artık ona hep Tamaraaa Tamaraaa diyoruz. Cihanda tek meleğim bir tanecik bebeğim Tamaraa Tamaraaa açma kalbimde yaraaa.

4 Şubat 2016 Perşembe

SENE 1926


Sahaflarda bakınırken çok eski ve yaprakları sararmış bir Holivut sinema dergisi gözüme çarptı. Çat diye. Derginin adı Photoplay. Açtım baktım içinde Rock Hudson fotoları gözüme çarptı ilk.

Sonra derginin içinden fotolar düştü yere bir de beyaz kağıt, el yazısıyla yazılmış. Dikkatle inceleyince fotoğrafların 1926 yılına ait olduğu anlaşılıyordu. Bir okulun bahçesinde ve sınıflarda çekilmiş fotolardı bunlar.

Bahçede beden dersinde, bahçede bir şeyler yerken ve sınıflarda çekilmiş fotolar vardı. Ayrıca, toplu çekilmiş foto da vardı. Fotoda öğrencilerin ellerinde pankartlar var. Sınıf fotolarında da duvarda kartonlar üzerinde yazılar var.

Pankartları ve duvardaki yazıları büyüteçle okudum teker teker. Hepsi çok ilginç ve önemli belgeler aslında. Ayrıca, derginin içinden düşen beyaz kağıtta da bu pankart ve duvar notları vardı. Bu kağıttaki not belli ki daha sonra yazılmış. Belki fotodaki insanlardan birinin torunu yazmıştı.

Fotolar, 1926 yılında Çankırı Kurtuluş İlkokulu’nda çekilmiş. Çocukların ellerindeki pankartlarda yazılanları bir araya getirince şunlar çıkıyor ortaya. Belki okula müfettiş gelmişti de ona isteklerini bildiriyorlardı.

Temiz ve muntazam gıda/bize mahsus bahçe/öpülmemek/azarlanmamak/hürmet/aile tabibi/istiyoruz/sineklerden kurtulmak/sevgi/gürbüz olmak/yalnız yatmak/ana sütü/hergün banyo/hava ve güneş.

Sınıf duvarlarında ise şunlar yazılmış. İthalat ve ihracatı yapılan ürünler

İhracat ithalat-Ders pankartları

1-Türkiye’den İtalyaya giden, 2-İtalyadan Türkiyeye gelen, 3-Türkiye’den Fransa’ya giden,4-Fransa’dan Türkiyeye gelen, 5-Türkiye’den İsveç’e giden, 6-İsveç’den Türkiyeye gelen, 7-Türkiye’den Çekoslavakya’ya giden, 8-Çekoslavakya’dan gelen, 9-Türkiye’den İsviçreye giden, 10-İsviçreden gelen, 11-Türkiye’den İngiltere’ye giden, 12-İngiltere’den gelen.

Not: Blogumda sağda “dikkat” köşesindeki Deep Tone Facebook sayfasında çok sayıda foto koyacağım bu konuda.