16 Kasım 2014 Pazar

DERİNLERDEN GELEN


Yapılacak her şeyi yaptığımı sanıyordum. Duyulacak her şeyi söylediğimi. Okunacak dokunacak her şeyi.
Ama görülecek her yeri görmek istiyordum. Gidileceklere gitmek gezilecekleri gezmek. Bir sözcük etmemek ama bütün şarkıları söylemek.
Bilinmeyen yemekleri yemek, sevilebilecek her insanı sevmek. O yana bu yana savrulacak olduktan sonra ne faydası var bir şey yapmanın, dememek.
Yola çıkmak kendimi yollara vurmak ama bir yerlere varmamak. Ne olursa olsun sormak merak etmek. Şaşırmak her şeye.
Perdeleri aralayıp yıldızlara bakmak. Buzluktaki barbunyayı pişirmek. Duvarlara bakıp o duvarlarda benden önce bu evde yaşayan insanların anılarını, ruhlarını hissedebilmek.
O duvarlardaki çerçevelere mahkum edilmiş anları sezebilmek, başkalarının anları ve anıları çok yağmağa başlarsa bir anı şemsiyesi ile o anılardan korunabilmek.
Yaşamak işte. Yolda olmak. Evimin aşağısında gezen kedileri görmek. Tencerenin dibi gelince evet işte en sevdiğim yemek bu zaten, bezelye, diyebilmek.
Yan evden gelen şiir seslerine kulak kabartmak. Yapılacak her şeyi yaptığımı sanmamak. Duyulacak her şeyi duyduğumu. Okunacak dokunacak her şeyi.
Usulen yaşıyormuş gibi yaşamamak.