27 Eylül 2016 Salı

KAVAS HÜDAİ


Hüdai, yoksulluktan gelme, varoş çocuğu. Babasını, Hüdai çok küçükken kaybettiler. Annesi ev hanımı, iki ablası ve ağabeyi var. Ablaları okula gidiyor. Ağabeyi ilaç mümessili, ancak faydası sadece kendine. Kendine kazanır, yer içer gezer eğlenir, annelerine para vermez, kızkardeşlere yardım etmez.

Hüdai, ilkokulu dördüncü sınıfta bırakıyor, yaşam savaşına atılmak zorunda, eve para götürmesi lazım. Annelerine, ablalarına yardım etmek zorunda. Dokuz yaşlarında hayata atılıyor. Ağabeyi ile de hiç anlaşamıyor hayatı boyunca. Hiç iyi anısı yok onunla.

Hüdai’nin ağabeyi ile ilgili kötü anısı ise çok. Bir bayram sabahı, Hüdai daha çok küçük, 13 yaşlarında, dört yıldır evi o geçindiriyor, annesine diyor ki, -Anne, bu sabah için sucuklu kuru fasulye, pilav, ayran yapsana. Annesi yapıyor, hep birlikte oturuyorlar masaya, anne ve dört kardeş. Ağabeyi, Dündar, masaya oturup da fasulyeyi görünce,-Bu ne anne, bayram sabahı fasulye mi yiyeceğiz, aklına başka yemek gelmedi mi? diyor bağırarak ve tabağını alıp karşı duvara fırlatıyor.

Üstelik de duvarı yeni boyamışlar, annesi leylak severmiş, o yüzden Hüdai, kendi kazandığı parayla, evin erkeği o ya, gidiyor boya alıyor ve evi kendi boyuyor. Anneleri de mutlu. Ağabeyi fasulyeyi duvara fırlatınca, bir duvara bakıyor bir ağabeyine ve, -Sen ne hakla yemeği beğenmiyorsun, o yemeği ben istedim annemden, parasını da ben kazanıyorum, senin ne bu eve ne de annemize bir faydan yok, bir de zarar veriyorsun, git şimdi bu sofradan, bayram sabahı bari biz mutlu olalım diyor. Ağabeyi evden gidiyor ve üç gün eve gelmiyor.

Bir başka gün ise, Hüdai, gün içinde çalışmış, para kazanmış, annesine teslim etmiş parasını ve cebinde de beş lirası var. Bir arkadaşı yanına geliyor ve hadi gel diyor sinemaya gidelim. Onun da cebinde on lirası varmış. İkisi sinemaya gidiyor, sinemadan çıkıp gezip dolaşıyorlar, geç saatte eve geliyor. Ağabeyi kapının önünde onu bekliyormuş. Ellerini arkaya dolandırmış. Hüdai de aynını yapmış. Ağabeyi, -Sen eve bu saatte gelmeye utanmıyor musun? Deyince, Hüdai de,-Sen bu eve hiç gelmiyorsun, nerden biliyorsun eve kaçta gelip gittiğimi, diyor ve ağabeyi palaskasını çıkarıp Hüdai’nin ense köküne indiriyor. Hüdai’nin gözünde yıldızlar çakıyor. Ağabeyi dövmeye devam ediyor.

Hüdai odasına geçiyor, yatıyor ama uyumuyor. Ağabeyinin uyumasını bekliyor. Uyuduğundan emin olduktan sonra onun odasına giriyor, üstüne çıkıyor ve boğazına oturuyor, mutfaktan aldığı ekmek bıçağını ağabeyinin boğazına tutuyor ve-Bir daha bana palaska veya başka bir şeyle vurursan seni bıçaklarım, diyor ve iniyor boğazından. Ağabeyi bir daha ona dokunmuyor.

(devam edecek)

26 Eylül 2016 Pazartesi

ŞAHMERAN


Ben daha küçükken Büyükada’da başka bir evde yaşardı dedemler. İki katlı bir ev, tahta merdivenli.

İkinci katta, dedemle babaannemin yatak odaları, bir amcamın odası vardı, birkaç amcam aynı odada kalırdı. Alt katta ise oturma odası, salon, mutfak bulunurdu, mutfaktan bahçeye çıkılırdı. İkinci kattan da terasa.

İkinci katta, holde de odamsı bir yer vardı, tam bir oda değil de bir girinti gibi. Bir yatak vardı. Orda halam yatardı. Başucunda da bir kitaplık vardı. Dedemin pek değerli kitapları, Fransızca kitaplar, din kitapları ve bir de astronomi kitapları olurdu o kitaplığın içinde. Önü camdı kitaplığın. Çoğunlukla kilitliydi.

Yazları, halamın yatağında ben uyurdum geceleri. Halam aşağıda uyurdu. Yaz gecelerinde yatağın başucundaki pencereden terası, diğer evlerin görünen kısımlarını ve yıldızları seyrederdim. Küçük Prens varsa ben de Küçük Prensestim. Bir gün o yıldızlara gideceğim, yıldız şoförü olacağım derdim. Hadi dolmuş kalkıyor, yere çömelin, ilerde çevirme var, yıldız polisi durdurur bizi, der sırıtırdım kendi kendime. Orda başlamıştım hayal kurmaya.

Birkaç yaz sonra dedemler o evi sattı, adada çok yakında, hemen bir alt sokakta başka bir ev aldılar, bu yeni ev daha moderndi ve ben hiç sevmedim, yaz tatillerinde balkonda uyurken yine yıldızları seyreder ve hayal kurardım ama o evdeki hayallerim bir başkaydı.

Yeni evde birkaç yaz geçtikten sonra bir gün dedeme sordum. Ya dede, o evden neden çıktık biz? Ben o evi daha çok severdim. Dedem de, senin için çıktık o evden dedi. Benim için mi? Çok ilginç ve beklemediğim bir cevaptı bu.

Dedem anlattı. O evde bir yılan varmış. Şahmeran dermiş dedemler. Tam yumruğum kadar kafası vardı dedi dedem. O yılan, benim yazları yattığım o yatağın başucuna gelirmiş bütün yaz. Yaz boyunca orda kalır ve kışın kaybolurmuş. Kütüphanenin altına gelirmiş veya dedem açtığında, açık bulduğunda yılan, kütüphanenin içine girermiş. Ben kaç yaz uyudum orda hiç fark etmemiştim. Dedem zaten, sen görseydin acil servise giderdik, sen her şeyden korkuyorsun, bütün böceklerden, çekirgelerden, demişti. Ben görürsem korkarım diye taşınmışız ordan.

25 Eylül 2016 Pazar

BLOGLARDAN SEÇMELER



ÇİDO (ZEYNEPE MEKTUPLAR)

En yeni keşiflerimden sevgili arkadaşımız iyi tatlı bir anne. Tanıyın kendisini mutlaka.


SENDEN BENDEN BİZDEN

İlginç ve kendine özgü konular seçen arkadaşımız bu kez de cenaze evlerinde yemek konusunu işledi.


MEDİNE SARI

Yazı ve yorumlarıyla o da şekerlerden, glutensiz ama :)


SİNEM ÖZBEKİN

Yeni arkadaşlarımızdan o da. Bize okul yurt ve gündelik yaşamını anlatıyor.


PELORİNA PELİN

Keyifli ve zevkli, renkli gezi ve mıda yazılarıyla en yeni arkadaşlarımdaaann.


OKU GİT

Çok yeni blog arkadaşlarımızdan onlaaar ve okudukları kitaplar benim için ilginç ve değişik ve yazılarından çok yazar öğreniyoruum. Kitap blogları arasında gözde olacak onlar.


BİR ASYA FANI

Ayyyy o da bir dizi meraklısıııı oleey Kore olsun Manga olsun hepsinden seviyooo.


1 DİLİM HAYAT

Sağlıklı beslenme ve kozmetik yazan bizim Tuğçe blogunun ismini değiştirmek zorunda kaldııı.

24 Eylül 2016 Cumartesi

HAYAL MİMİ



Calimero, Acemi Demirci'yi mimlemiş. O da beni ve diğer arkadaşlarımızı. Hayallerle ilgili mim. Eh hayal en sevdiğim birkaç şeyden biri zaten hayatta. Her şeyi hayal yaa.

1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?

Yer veya zaman dilimi yok. Hayal kurmaya bayılırım bayılırım. Hem de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayal kurmayı severim. Hayal kurmak, evde işte metroda yolda kuyrukta her an olabilir. Bir düğme açar gibi, tık deyip hayala geçebilirim bir anda, o ortamdan anında soyutlanırım. Hele bir de sıkıcı bir ortam ise çok kolay hemen geçerim hayal dünyasına. Kurduğum hayaller tamamen olağanüstü. Dünyadaki bütün içki şişelerini bir anda paramparça eden bir ses dalgası gibi, bütün kötüleri bir adaya tıkmak gibi, uzayda evrende dolaşmak gibi, genelde fantastik, doğaüstü veya benim yapma şansım hiç olmayan şeyleri hayal ederim. Bütün İstanbulun üstüne su sıkıp temizlemek gibi. Müthiş bir konser vermek, bir kitap yazıp herkesi ipnotize etmek ve bir daha kötülük yapmamalarını sağlamak gibi. Örneğin, Ay Prensesi filmi, hayallerime çok uygun, o yüzden sürekli izlemek geliyor içimden.

2. En çok nelerin hayalini kurarsınız?

Olmayacak hayaller dışında, bazen gezi hayali kurarım, Amazon ormanlarında bir yaz geçirmek, Güney Amerika'da aylarca kalmak, bir de Güney Doğu Asya'da aylarca kalmak, İzlanda'da bir kış geçirmek gibi. Vahşi doğa belgeseli çekmek, moda fotoğrafçılığı. Bu tür hayaller. Genelde sakin ve huzurlu olduğum için hayallerim hep macera dolu. Bu gezi hayallerimi gerçekleştireceğimi düşünüyorum. Denizaltı belgeseli çekmek ne güzel olur. Batıklara dalmak filan işte.

3. Şimdiye dek çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?

Ah yani yaşamla ilgili hayal kurmam pek. Kitap okumak, film izlemek, müzik dinlemek, hep en çok bunları yapmak istedim ve yapıyorum işte. Hayalim huzurlu olmaktır sadece. Eh bu da oluyor işte. Dünyada barış olsun isterim ama dünya bu işte yaşadığımız dünya. Bence günün getirdiğini yaşamak en iyisi. Anı yaşamak önemli yani, Gündelik yaşam her şeye rağmen çok güzel, doğa güzel bir kere.

4. Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı? Sakıncası yoksa anlat çabuk nedir?

Boş boş dünyayı gezmek, Avrupa'dan başlayıp öylesine gezmek, plansız, rastgele, bir gün Lizbon'da ertesi gün Fas'ta filan, aylarca, yıllarca, yapıcam tebi bunu.

Mimlediklerim:

Arrakis
Maydanoz
Jihoo
Aysel Ezimova
Beetle
Chadaqiel
Nilüfer Akdemir
Kısaca Dodi
Valar Morghulis
Menfi Ebru Taş
İçimden Geldiği Gibi

Herkesin ismini yazamam ya burayaaaa, hepinizi mimliyoruum, yapın işteee.

23 Eylül 2016 Cuma

DEEP NOT


Arkadaşlarım bazen, yazılarımı nasıl yazdığımı anlattığım yazıları çok sevdiklerini söylerler. Şu öyküyü nasıl yazdım veya bloga nasıl yazıyorum gibi. Genelde gündelik yaşam içinde yazmak aklıma gelmez, işler filan, işlerim genelde yabancı dille ilgili, sonra evde ev işleri, yemek, sonra da kitap film dizi müzik, bir de yürüyüş ve gezi, Büyükada ve Balat gibi favori mekanlarım. Aklımda bişey olmaz. Blogu açınca veya laptopu açınca o anda birden yazasım gelir ve yazarım işte, günden kalanlar dökülüverir.

Mesela, "Pazara turşuluk salatalık almaya gitmiştim. Ona rastladım". "Birinci kattaki kızın mutfağının lavabosunun altındaki boru patlamış, merdivenler su içinde kalmıştı". Böyle bir cümleyle giriş yaparım, sonra arkası gelir, gelmezse silerim başka cümle yazarım, o cümleleri de unuturum. "Vertigo yüzündendi bütün bu espriler, zihni açılmıştı". Ya da,"Kıyıcılar vardır, hep öldürür onlar, hapse girerler, yirmidört yıldır cezaları, diyelim ondört yılda aftan çıkarlar, çıktıkları gün bir meyhaneye girerler, kavga ederler ve yine öldürürler. Sorarsanız, ne yapsaydım, ben mi ölseydim, derler. Fikrisabit psikopattır onlar". Ya da, "Karnı çok şişmişti, hamile gibi hissediyordu kendini, aldığı ilaçlardandı tabii".

Böyle girebilirim herhangi bir yazıya. Mesela, "Ausviç kampındaki Polonyalı kadın Kanada bölümündeydi, bunlar öldürülmezdi. Kadın, bir kaynaktan, kızkardeşi ve çocuklarının kampa getirileceğini duymuştu. Bir Nazi subayına rica etti, adam ondan hoşlanıyordu. Subay, kardeşini getirebilirim belki ama çocukları öldürürler dedi. Gerçekten de kızkardeşi geldi o bölüme ama kızkardeşinin iki çocuğu yakılmıştı. Kadınla subay aşk yaşadılar, o iki kadın da yıllar sonra kamptan çıktılar". Bu gerçek bir olay ve ne güzel bir öykü veya senaryo olur.

Ya da yeni bir karakter oluşturmak isteyebilirim. "Madam Adonis, büyükannesi Ankara'dan Lübnan'a göç etmiş 1915'te, Ankara'lı Ermeni yani". Şöyle de olabilir, "Bizim kızlar itfaiyecileri beğenirler, onları çok çekici bulurlar".

Yazılar, öyküler bu şekilde çıkıyor işte. Şimdi de sevgili Turgay Aksoy arkadaşımızın Frambuazlı Hayat adlı kitabımla ilgili yorumusu:


Not: Fotoda, aldığım notlar. Bir ilaç firması ajandası üstüne solda, yeni tanıtacağım blogçular, ortada şimdi aldığım notlar, yazmak için, sağda da yeni okumak istediğim kitap.