20 Ocak 2018 Cumartesi

Tjockare an vatten



İsveç’te bir adada geçen bir aile dramı, biraz suç, biraz gizem, biraz kara film.

Bir adada bir pansiyon. Bu pansiyonu yıllardır işleten bir anne. Anne bir gün, üç çocuğunu bir araya getirir. Biri, yanındadır, diğer ikisi ise uzaktadırlar ve uzun yıllardır da evlerine gelmemişlerdir.

Çocukları bir araya gelince, anne, üçüne de bir şey söyler, ayrı ayrı. Çok kısa, birkaç sözcüklük bir öğüttür söyledikleri. Sanki, üçüne de birer görev vermiş gibidir. Sonra da anne ortadan kaybolur.

Üç kardeş, pansiyonda baş başa kalırlar ve çevrelerinde insanlar da vardır. Çocukluklarını da hatırlarlar. Bu üç kardeş, bu pansiyonu ve araziyi ne yapacaklarını bilemezler. Birlikte bir yaz geçirmeye çalışırlar ve bu süreçte hiç kimsenin bilmediği, şaşırtıcı aile gerçekleri ortaya çıkar.

Öncelikle, dizinin geçtiği ortam, ada, pansiyon, kuzeyin o soğukluğu, doğa, yumuşak görüntüler çok zarif ve estetik. Her zamanki gibi, kuzeyin donukluğu içinde kaynayan hayatlar. O kadar sakin ve durgun bir ortam ve durgun insanların hayatları hiç de durgun değil. Genelde hepsi ölçülü ve duyguları içlerinde kendi kendilerine yaşıyorlar.

Bu dizideki olaylar ve akrabalıklar bizde olsa, her gün kavga, gürültü olurdu o pansiyonda. Hikaye deniz kenarında geçtiği için dizinin adı da suyla ilgili. Kan, sudan daha yoğundur anlamına geliyor. Pek yavaş ama o gizem, o merak hiç bitmiyor. Belki de bu kuzeyliler, bizler veya Amerikalılar gibi duygularını aşırı yaşamadıkları için abartılı davranışlar yok ama o ateş hissediliyor.

Bu sakin gerilim, bir sezonu bitti, ikinci sezon da var ama bizde henüz yayınlanmamış. İsveç, Finlandiya ortak yapımı.

19 Ocak 2018 Cuma

Bulut Yutan Küçük Kız



Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız

Romain Puertolas

Can Yayınları

Şaşırtıcı bir masal kitabı. Büyükler için bir hayal.

Komik ve duygusal, zaman zaman hüzünlü. Sonu ise tam bir sürpriz. Baştan sona da mizah ve sevgi.

Bir kadın postacı. Paris’te yaşıyor ve altı ayak parmaklı. Bir gün Fas’a, Marakeş’e gezmeye gidiyor ve yolu bir hastaneye düşüyor. Hastanede Zehra adlı bir kızla tanışıyor. Zehra, hastanede yaşayan küçük bir kız ve hasta. Bulut yutmuş, yani solunum zorluğu var, nefes alamıyor.

Postacı kadın, adı da Tebligat Noktagil, hastanede yatarken arkadaş oluyor. Zehra, hep hastanede olduğu için hayatı bilmiyor. Tebligat ona, internet yoluyla dünyayı öğretiyor. Birbirlerini çok seviyorlar ve Tebligat, Zehra’nın annesi olmak istiyor.

İşi gereği Paris’e dönmek zorunda olan Tebligat, Fas ve Paris arasında sık sık yolculuk yapıyor. Bir keresinde tam yola çıkacakken hava şartları nedeniyle uçuşlar iptal oluyor. Ancak, Zehra’nın onu dört gözle beklediğini bilen Tebligat, onun yanına ulaşmak için her yolu deniyor.

Bu yolculuk tam bir peri masalı. Olağan dışı şeyler oluyor. Masum bir roman. Belki de en en çok ihtiyacımız olan şey bu masumluk işte. Küçük kızın hastanede oluşu, Düşüş (The Fall) filmini anımsatıyor. Kitapta, kültür sanatla ilgili bir dolu da gönderme var.

Masal sevenler için.

Not:3/4

18 Ocak 2018 Perşembe

Pippi Uzunçorap



Astrid Lindgren

Pegasus Yayınları

Pippi Uzunçorap, dünyada en çok sevilen ve okunan çocuk kitaplarından biri. Bu kitap da ilk macerası onun.

Pippi, çok sempatik, neşeli, hayalci, kendine özgü bir kız. Saçları örgü ve kızıl, çorapları birbirinden farklı. Ayakkabıları çok büyük. Çok da güçlü bir minik kız. İnsanları havaya kaldırabiliyor.

Annesi bir melek, babası ise çok uzaklarda. Pippi, babası ile çok seyahat etmiş ve her yerden bir sürü anı toplamış. Evde yalnız yaşıyor, okula gitmiyor. Parayı önemsemiyor, evinde ise çok altını var.

Sürekli olarak sokaklarda, ormanlarda, doğada yaşıyor, her yerden bir sürü şey topluyor. Düşünce tarzı tamamen kendine özgü. Birçok yalan da söylüyor ama hepsi tatlı yalanlar.

Yandaki evde yaşayan iki çocukla arkadaş oluyor, Annika ve Tommy. Onlar okul çocukları ve anne babaları ile yaşıyorlar. Pippi’yi çok seviyorlar, çünkü o sürprizli ve renkli. Üstelik evinde bir maymun ve ve bir at ile yaşıyor.

Pippi, Annika ve Tommy, birlikte evde ve çevrede çok eğleniyorlar, birçok macera yaşıyorlar, Pippi tuhaf ve komik olsa da insancıl olduğu için birçok şaşırtıcı ve iyi şeyler başarıyor.

Çok eğlenceli.

Not:4/4

17 Ocak 2018 Çarşamba

Buzdolabı



Dedemle babaannemin geleneksel atışmaları.

Kadınlar daha becerikli olur ya bizim evliliklerde. Erkekler genelde beceriksiz olduğu için, kadınlar zaman içinde çok şey öğrenir, ilerler, becerileri, kültürleri artar. Erkekler ise gelişmeye kapalı zaten.

Babaannem de bazı şeyleri dedeme bırakır. Yapsın becersin diye. Neyse ki, dedem de el işlerinde o kadar da kötü değil. Eli yatıyor bir şeylere. Ne bileyim, rutubetten kararmış bir duvarı kazıyıp yeniden boyamak gibi, bir gece lambasını tamir etmek, buna benzer şeyleri yapabilir.

Geçenlerde, en son, buzdolabı bozulmuş. Dedem akşam girişmiş tamire, tamam oldu demiş. Sabah kalktıklarında, babaannem, bakmış, çalışmıyor, buzdolabı. Dedeme, çalışmıyor bu, demiş.

Sabah sabah, belki de tersinden kalkmıştı ikisi de, dedem, bu, çalışmıyor bu, sözüne çok bozulmuş. Ne demek istiyorsun yani demiş, babaanneme, kinayeli bir söz mü bu, küçümser gibi söylüyorsun. Yani, sen zaten beceremezsin, belliydi, mi demek istiyorsun.

Ya demiş babaannem, hayır, alay, küçümseme filan yok, sadece bir durum saptaması yaptım, çalışmıyor bu, dedim, bir gerçeği söyledim, yani.

Ya demiş dedem, şunu daha ince yoldan söylesene, güm diye söylemesene öyle. Olur demiş babaannem, önce bir hazırlık yapayım sabah sabah, konuşma metni hazırlayım, sonra bozuldu, derim bir dahakine. Bayağı bir kavga etmişler, söylenmişler.

Öğleden sonra babaannem telefonda bunları anlatırken gülüyordu. 

16 Ocak 2018 Salı

Yüzük



Kapalıçarşı’ya bir tanıdığın tanıdığı kuyumcuyu görmeye gitmiştim. Sohbet edip çay içerken bir 
müşteri geldi.

Genç bir çocuk içeriye girdi. Birkaç ay önce kız arkadaşıyla gelmiş ve kız arkadaşı bu çocuğa bir kolye almış, hediye olarak.

Çocuk da diyor ki, o zaman geldiğimizde, kız arkadaşım bir yüzük beğenmişti ,  o yüzükten almak istiyorum  şimdi ona. Yüzüğün üzerinde Hamsa vardı, diyor, Fatima’nın eli. Çocuk da kız da Yahudiymiş.

Kuyumcu dedi ki, bizde hiç böyle bir yüzük olmadı. Çocuk, geldik diyor, beğendi işte. Hamsa değilse o zaman belki Hay idi, dedi. Hamsa da Hay da Yahudi inanışlarıymış. Hamsa el ve göz, Hay da hayat demek.

Kuyumcu, dükkanda daha önceden çalışan bir kızı aradı. Kız, bu çocukla kızı hatırladı. Ama o da iyi hatırlıyordu, kızın beğendiği yüzüğün, çocuğun söyledikleriyle hiçbir ilgisi yokmuş. Kızın beğendiği yüzüğün üzerinde bir düğüm motifi varmış.

Kuyumcu, bu çocuğa, sen iyi hatırlamıyorsun demek ki, ya da kız arkadaşını iyi dinlememişsin, deyince çocuk da öyle bir cevap verdi ki, hepimiz kahkaha attık, çocuk da öyle.

Çocuk dedi ki, ya o kadar çok konuşuyor ki o, söylediklerinin yarısını dinlemiyorum.